Üçlü koalisyonun üçüncü hükümeti mi?

Üçlü koalisyonun üçüncü hükümeti mi?

Tunus halkının üzerinde baskı yaratan zorlu bir hazırlık ve uzun bir beklentiden sonra “Ulusal Diyalog” girişiminin ilk meyveleri, müstakbel hükümetin başbakanının adının belirlenmesi ile ortaya çıktı.

Tunus halkının üzerinde baskı yaratan zorlu bir hazırlık ve uzun bir beklentiden sonra “Ulusal Diyalog” girişiminin ilk meyveleri, müstakbel hükümetin başbakanının adının belirlenmesi ile ortaya çıktı. Bu ismin belirlenmesi ile üzerinde anlaşılmasının son derece hızlı olması, bu durumu biraz şüpheli kılıyor. Hatta bazı köşe yazarları ve hatırı sayılır kişiler bu isme “birleştirici”, “sakin”, “mesih (Mehdi el Muntader)” sıfatlarını ekleyerek övgüler dizmekte biraz komik bir duruma bile düştüler.
İlan edilen isimden, yeteneklerinden ve geçmişinden ayrı olarak bu şamata ve görgüsüzlük bir yana, bize göre önemli olan, şu sorulara cevap vermektir: Bu ilan edilen isim, ülkeyi derinden sarsan genel krizden çıkış için bir başlangıç olabilir mi? Bu yapılanlar dörtlü grubun yol haritasının içeriği ile uyumlu mudur? “Ulusal Diyalog” girişiminin bu ilk meyvesi, çok büyük riskler ve tehlikeler içeren bilinmeze doğru giderek daha hızla yuvarlanmakta olan ülkenin kurtuluşu için güçlü bir işaret olabilir mi?
Bunlar daha da çoğaltılabilecek olan ve sadece politik çevrelerde değil ama farklı ölçülerde ve farklı biçimler altında halk kitleleri arasında da yayılan sorular ve kaygılardır. Bugün aklı başında hiç kimse, Mehdi Cuma’yı bu şekilde göreve getirmenin Tunus halkının tüm kesimlerini endişeye sevk eden korkuları dağıtmaya yardım edecek yeni bir hava yaratmaya yardım edeceğini iddia edemez. Aynı şekilde içeride ya da dışarıda, ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgilenen namuslu hiç kimse, bu atılan adımın Tunus’u yuvarlanmakta olduğu uçurumdan kurtaracağına inanmaz. Bütün bunlara karşın görüşme maratonu, en azından, topluma zarar veren derin politik ayrılıkların devam ettiği bugünkü koşullarda ve diyalog sürecinin başarıyla sonuçlandığına ilişkin tüm iddiaları geçersiz kılan ilk etabı olarak artık sona erdi.
Bu sonucun “Dörtlü” grubun yol haritasının içeriğine zıt olduğu açıkça ortadadır. Çünkü gelecek hükümete başbakan adayı olarak belirlenen şahsın kendisi zaten başarısız olan ve istifa edecek olan hükümetin bir mensubudur. Halbuki beklentimiz, mevcut hükümetin dışında bir hükümet kurulmasıydı. Bu talebin görmezlikten gelinmesi, bir yandan diyalog sürecinin başarılı olduğunu iddia edenleri yalanlayan bir durumdur öte yandan “Dörtlü” grubun tarafsızlığının ciddiyeti konusundaki şüphelere meşruiyet kazandırmaktadır. Yeni başbakanın seçim biçimi hakkında bir uzlaşma olmadığı konusunda herkes hemfikir. Kuruldaki oylama biçimine, bizzat bugün Mehdi Cuma ismini savunanlar tarafından itiraz edilmişti. Yine aynı şekilde aceleye getirilen ve çeşitli manevralarla lekelenen başbakanın adının belirlenmesi süreci, sokaktaki etkisi ve kapasitesi açısından olsun, kalan görüşmelerin gidişatı üzerindeki ağırlığı açısından olsun kitleler üzerindeki etkisi inkar edilemeyecek olan yeni bir muhalefet bloğunun ortaya çıkmasına neden oldu.
Diyalog sürecinin başarısızlığını örtmeye yönelik bu girişimden (Mehdi Cuma’nın başbakan olarak atanması) daha kötü olan, yeni çıkmazların peş peşe ortaya çıkmasıdır.
Birincisi; elbette, şu anda iktidarda bulunan üçlü koalisyonunun başarısız hükümetine üçüncü defa hükümet kurması için kapıları sonuna kadar açmak ve elde edeceği imkanlara bağlı olarak üçlü koalisyonunun “Hükümetten ayrılıyoruz ancak iktidarı bırakmıyoruz” söyleminin gerçekleşmesine fırsat verilmesidir.
İkincisi; kabinenin belirlenmesi konusunda uzlaşma ve üçüncüsü; başta siyasi cinayetler ve genel olarak terörizm konusunda gerçeklerin ortaya çıkarılması, en Nahda’nın kadrolaşma faaliyeti doğrultusunda yaptığı atamaların geri alınması ve Devrimin Muhafazası Komiteleri gibi grupların dağıtılması olmak üzere yol haritasında belirlenen noktalara sadık kalınmasıdır.
Neticede, zaman zaman ortaya çıkan tüm belirtiler, en Nahda hareketinin iktidara tutunabilmek için, hiçbir imtiyaza sahip olmayan bir hükümet ile tüm yüklerinden kurtulmuş olarak sonuçları önceden belli olacak olan bir seçime el çabukluğuyla girmek için taciz derecesinde bastırmaya girişeceğini göstermektedir. En Nahda’nın bu tutumu daha önce Raşit Gannuşi tarafından ortaya atılan “seçim hükümeti” önerisiyle örtüşmektedir.

“Halkın Sesi” gazetesinin 20 Aralık 2013 tarihli, 129. sayısının başyazısı.

www.evrensel.net
ETİKETLER TunusHalkın sesi