22 Aralık 2013 09:18

Yolunuz 'yol' değil, bütçeniz 'yok' değil

Yolsuzluk operasyonu “Cemaat- AKP çatışması mı?” ekseninde sürdürülürken, üzeri örtülmeye çalışılan kentsel rant ve bütçenin kimlere nasıl peşkeş çekiliyor olduğunu, kadınların söz ve yetki hakkının kısıtlanıyor oluşunun bu yolsuzluklarla bağını masaya yatırarak, sorularımızı Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Örgen Uğurlu ve Kent Hareketleri Forumu’ndan Çiğdem Şahin’e sorduk. İşte yanıtlar…

Paylaş

Gülşah İMREK
Duygu AYBER
Şenay KUMUZ


Bütçenin kadınların ihtiyaçlarını ve taleplerini yine görmezden gelerek hazırlandığını tartıştığımız günlerde yapılan yolsuzluk operasyonuyla ortaya çıkan yağmanın miktarı dudakları uçuklattı. Her talepte “Bütçe yok, kaynak yok, devletin parasını buna ayırırsak nasıl ilerleyeceğiz” cümlesiyle karşı karşıya kalan kadınlar, bakan çocuklarına, iş adamı ve müteahhitlere peşkeş çekilenleri görünce sormaya başladı: bize ve çocuklarımıza “yok” denirken yolsuzluğu kendilerine yol yapanlar utanmıyor mu?   
Kentin bir rant alanına dönüştürülüp halkın barınma ve kentin olanaklarından eşit faydalanma hakkının ortadan kaldırılması, sağlık ve sosyal hizmet alanlarında yaşanan dönüşümün toplumun tümünü etkilemesi, özellikle en altta yer alan yoksul kadınların inanılmaz boyutlarda ranta mahal veren özelleştirmeye kurban edilmesi, en çok vergiyi ödeyen işçi ve emekçilerin bütçeden en az payı almasının yarattığı boşluğun işçi ve emekçi kadınların doldurmasının beklenmesi, halkın refahını yükseltecek uygulamalar yerine kadını eve kapatan aile politikalarına büyük bütçeler ayrılması… Ve belirli sermaye gruplarını koruyup kollayan hükümetin son operasyonla ipliğinin pazara çıkması…
Kadınların taleplerinin karşılanmıyor, yaşamlarının giderek zorlaştırılıyor olması ile bütçe tartışmalarını ve yolsuzluk operasyonlarını birlikte düşünmek zor mu? Hayır. Çünkü kara para aklama operasyonları, rüşvet, rant, yağma ve yolsuzlukla belirli grupların hizmetine sunulan değerler biz kadınların yarattığı değerler aslında. Bizim yarattığımız değerlerin nasıl dağıtılacağı konusundaki denetim hakkımızın, kentin nasıl yönetildiğine ilişkin söz hakkımızın da, hesap sorma hakkımızın da gasbedildiğini görüyoruz. Buna rıza göstermemiz için de kadınları yok sayan politikalarıyla ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.
Yolsuzluk operasyonu “Cemaat- AKP çatışması mı?” ekseninde sürdürülürken, üzeri örtülmeye çalışılan kentsel rant ve bütçenin kimlere nasıl peşkeş çekiliyor olduğunu, kadınların söz ve yetki hakkının kısıtlanıyor oluşunun bu yolsuzluklarla bağını masaya yatırarak, sorularımızı Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Örgen Uğurlu ve Kent Hareketleri Forumu’ndan Çiğdem Şahin’e sorduk. İşte yanıtlar…


KADINLAR KENTSEL RANTA KARŞI EN ÖNDE

Çiğdem ŞAHİN

Kent Hareketleri Forumu

Daha dün iktidar yanlısı medya ve cemaat medyasının ağzına almadığı, sanki yokmuş gibi davranarak göz yumduğu meseleler, bir düğmeye basılıyor, birden ortaya saçılmaya, her taraftan suç dosyaları yağmaya başlıyor. Yani hukuk ve adalet mekanizması gerçekten hak- adalet aramak, halkın hakkını korumak için değil, güç odaklarının birinin diğerini alt etme savaşında, ancak çalıştırılmaya başlıyor. Neresinden bakarsanız bakın, kirli, kokuşmuş, çirkef, yozlaşmış bir düzen.
Günümüz sermaye birikiminin sanayi kapitalizminden değil, hizmet ve finans sektöründen, özellikle de inşaat sektöründen sağlandığını görüyoruz. Bu anlamda ortaya çıkan yolsuzluk ve dolandırıcılıkların inşaat, finans sektörü ve bürokratlardan oluşması da tesadüfi değil. TOKİ ve Erdoğan Bayraktar, Halk Bankası Genel Müdürü ve ülke ganimetini paylaşan bakanların oğulları, anlattığımız tabloyu tamı tamına doğrular nitelikte. Bu savaş aslında kirli bir savaş ve biz mağdurların, bu ülkenin emek ve alın teriyle hakkını kazanan insanların, özellikle de kadınların savaşı değil. Eğer bu ülkede hak ve adaletten yana bir mücadele kazanılacaksa, bunun kirli güçlerden beklenerek değil kendi gücümüzle, haklı olmaktan, halk ve çoğunluk olmaktan doğan gücümüzle kazanılabileceğini vurgulamak gerekir.
Bugün Kentsel dönüşüm adı altında kentler yağmalanıyor, mahalleler, evler yıkılıyor, insanlar evlerini, mahallelerini terk etmek zorunda kalıyor. Aileler yoksullaşıyor, işlerini kaybediyor, esnafın iş yeri elinden alınıyor. İşi bozulan, eve para getiremeyen ailenin bütün yükünü, kahrını yine kadın çekiyor. Çoluğu çocuğunun, evinin, eşinin düzeni alt üst olan kadın, bu durumun zorluğunu, dezavantajlarını erkekten çok daha fazla yaşıyor. Çocuğunu nasıl doyurup giydireceğini, mutfağı nasıl çekip çevireceğini, üç kuruşu masraflara nasıl yettireceğini kadın erkekten daha çok düşünmek zorunda kalıyor. Evi ayakta tutan kadın ama, bir kararıyla evini satan, yaşamlarıyla ilgili bütün kararları veren yine erkek. Bu yüzden kentsel dönüşüm mücadelesinde kadınlar en önde, erkeklerden daha cesur ve samimi bir çabayla yer aldılar.
Örneğin Tokludede’de müteahhit firma halkı evlerini satmaya ikna etmek için insanları birbirine düşürerek, bölerek, aralarındaki birliği, dayanışmayı bozacak stratejilere başvurdu. Özellikle de hisseli tapularda, aile fertlerini, anne babaya karşı çocukları ya da kardeşleri birbirine düşürüyordu. Kocasını genç yaşta kaybetmiş, çocuklarıyla çok hisseli evlerinde, kira vermediği için zar zor da olsa geçinip giden Yayla teyze, evini almak isteyen inşaat firmasına direniyor ve evinden çıkmak istemiyordu. Bu evi de kaybederse çocuklarıyla sokakta kalacaktı çünkü. Evin diğer hissedarları ise inşaat firmasının teklifine, Yayla teyze oturdukça o evden kendilerine fayda olmayacağını, oysa ev satılırsa az da olsa ellerine para geçeceğini düşünerek sıcak bakıyorlardı. Özellikle abisi Yayla teyzeyi ikna etmek için baskı uyguluyor, kadını sıkıştırıp duruyordu. Sonunda bu baskı ve tacizlere dayanamayan Yayla teyze gözyaşları içinde evi inşaat firmasına vermek zorunda kaldı. Kendisinin çocukları ile nereye yerleştiği, şu an nerede ne halde olduğu ise bilinmiyor.
Tokludede’de bir diğer kadın hikayesi de Huri teyzenin. Huri teyze, evlere temizlik yaparak biriktirdiği paralarla aldığı evinden çıkmamak için direniyor. Babası bir Rus kadınla evlenip boşandıktan sonra kendisine terk ettiği torunu ve engelli oğluyla sokağa düşme korkusu içinde, geceleri kabuslar görerek bekliyor. Bir çıkmazın içinde; evi satsa, borcu nedeniyle aldığı paraya derhal haciz yoluyla el konulacak, satmazsa firma ve belediye sıkıştırıyor, evi kamulaştırılacak. Herhangi bir geliri, emekli maaşı olmayan Huri teyze, bu evi de kaybederse oğlunun bıraktığı torunu ve diğer engelli oğlu ile sokaklara düşme tehlikesi içinde. Onun bu hali ne borçlarını ona yükleyip ortadan kaybolan kardeşinin umurunda, ne de ikinci evliliğini yapıp kızına sahip çıkmayan diğer oğlunun.
Böyle bir sürü kadın hikayeleri var.
Kentsel dönüşüm mücadelesinde en önde yer alan kadınlar bu yağma ve yolsuzluğun karşısına da en önce çıkan olacaktır.


AKADEMİSYEN ÖRGEN UĞURLU: KADINLAR YAĞMA DÜZENİNDE EN KIRILGAN GRUP

2014 bütçe tartışmaları Mecliste hararetli bir şekilde sürerken, “Yolsuzluk Operasyonu” başladı ve yankısı uzun bir süre devam edecek gibi görünüyor. Yaşanan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Operasyon diye günlerdir gündemin baş sırasında tutulan olay aslında malumun ifşası. Bize sorsalardı 2 saatte anlatırdık hepsini, 15 ay soruşturmak niye?
İşin şakası bir yana, büyük bir pislik öbeğine çomak sokuldu ve karıştırdıkça niceleri çıkacak. Kabineden istifaların 4 bakanla sınırlı kalacağını sanmıyorum. Gözaltına alınanların da… Cemaat-AKP arasında kozlar paylaşılıyor. İt dalaşı mı dersiniz, filler tepişiyor mu bilemem ama bu kapışmadan kim galip çıkarsa çıksın bu, kazanan taraf için Pirus zaferinden öte bir şey olmayacak. En azından filler tepişirken çimenlerin taraf tutmaması iki tarafın eski suç ortakları olduğu gerçeğini unutmaması gerekir. Bu çimenlerin kavgası, koz paylaşımı değil. Tabii bu dediğim, yolsuzlukları unutalım, üstünün kapatılmasına göz yumalım anlamına gelmiyor.

Bu yolsuzluk operasyonu ile çok gündeme getirilmese de kentsel rantın hangi karanlık yollarla nasıl dağıtıldığı ile ilgili hükümet tercihleri de gün yüzüne çıkıyor.  Bu “rant dağıtımı”na ilişkin ne düşünüyorsunuz, nereye gider bu tartışma?
Ekonominin alt üst olacağını, sahte ekonomik büyüme balonunun söneceğini, bundan yine en çok toplumun kırılganlığı en yüksek kesiminin etkileneceğini düşünüyorum. Sosyal ve ekonomik bağımsızlığı olmayan kadınların kırılganlığının toplumun diğer kesimlerinden daha yüksek olduğunu düşünürsek, kadınların bu süreçte yaşayacaklarının bedeli, herkesten daha ağır olacaktır.
Devlet eliyle kent mekanına müdahale sürecinin aktörleri kimi zaman yerel iktidarlar, kimi zaman merkezi hükümetlerdir. Çoğu kez ikisi aynı anda ve ortak strateji içinde. Bunun için gerekli olan “yasal” altyapıyı oluşturarak kente müdahale ederler. Böylece kent mekanı, gerek duyulduğunda yeniden üretilen, dağıtılan, satılan ya da takas edilebilen bir meta haline döner. Genelde kentsel dönüşüme yönelik en yaygın uygulama, kent merkezlerinde ve yakın çevresinde bulunan eski kent dokusunun soylulaştırılması, gecekondu alanlarının yıkılması, orta ve üst gelir grupları için yeniden yapılarak kente kazandırılması, eski sahiplerinin de yerinden edilmesi şeklindedir. Devletin barınma stratejisinde bu anlamda en büyük sorun hizmet götürmekten çok, hizmeti adaletsiz götürmekte.  Türkiye’deki kentsel dönüşüm uygulamalarında da kentsel rantı yüksek olan bu yerler, orta ve üst sınıfın yeni konut alanları olarak hazırlanmaktadır. Kentsel mekan yeniden üretilirken, bu süreçte kapitalist sistemin barındırmak istemediği ve etnik, dinsel, ekonomik olarak ötekileştirdiği gruplar yeni mekansal düzenlemelerin dışında kalmaktadırlar. Yerinden edilmelerle ekonomik gücü zaten zayıf olan birey daha da kötü koşullara itilmekte, borç yükü altında sistemin tüm emirlerine itaat eden bir varlık haline getirilmektedir.

Bu dışlanma ne gibi sonuçlara yol açacak?
Sermayenin finansal bunalımlarını ve artı ürün stokunu eritmenin bir aracı olarak kullanılan inşaat sektörü, konut kredileriyle kârını en üst düzeye çıkartmanın yanında ekonomik krizlerden etkilenme riskini önce bireylere, onların üzerinden de bankalara devretmektedir. Bankalar ise burada hem konutu alana, hem de konutu yapana kredi veren kurum olarak iki yönlü bir kazancın içindedir. Hükümet, borçlandırıp yoksullaştırdığı kesimi gıda, kömür, bakım gibi yardımlarla kendine bağımlı kılıp dilediği gibi yönlendirebilmektedir. Sermayeyi memnun eden politikaları ile sermayenin desteğini arkasına alan hükümet kendi sermaye grubunu da yaratarak kentteki iktidarını mekan üzerinden ve çok yönlü bir şekilde yeniden güçlendirmektedir. Böylece iktidar, bir yandan kenti sermayenin isteklerine ve kendi politikalarına göre şekillendirirken diğer yandan kentsel toplumsal ayıklama ve kentsel rantın yeni bölüşümü ile kendi zenginlerini ve kentli sınıfını oluşturmaktadır.  Tabii kendi zenginlerini bugünlerde patlak veren yolsuzluk soruşturmalarında da gördüğümüz üzere, pek de yasal süreçle oluşturmuyorlar.

Kadınlar nasıl bir kentte yaşamak istiyor?
Kadınların isteği çok basit, kentte güvenli yaşayabilmek. Birilerinin annesi, eşi, kızı, ablası, hepsinden önemlisi “namusu” olmadan yaşamak. “Kadın başına” kentsel mekânları kullanabilmek. Kutsal aile zindanından çıkıp, kentsel üretim ve yönetim süreçlerinde var olmak. İş yerinde mobbing yaşamadan, “Çocuğuma kim bakacak?” derdini yaşamadan eşit ve güvende birer birey olmak istiyorlar. Devletin üzerine düşense, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı bir bütçeleme yapmak.

Devlet yaşlılarına ve sakatlarına bakamaz, kadın bakar. Devlet kreş açmaz, çocuğa kadın bakar, devlet işçi bulamaz, kadın çalışır, devlet istihdam yaratamaz, kadın işinden atılır. Devlet zam yapamaz, kadın evi bir şekilde idare eder, el emeği üretir, kayıt dışı ekonomideki yerini alır. Tüm bunlara karşı kent politikaları nasıl olmalı dersek, bir kez kentler kadınların da var olduğu, o kenti kullanma hakları olduğu gerçeği ile planlanmalı, imar edilmeli. Kentler erkekler tarafından kurulur/planlanır, imar edilir ve erkekler tarafından yönetilir. Bu nedenle de kamusal alan erkeğindir. Kentsel mekanlarda kadının varlığı, gelişmişliğin bir ölçütüyken kentler, kadın-erkek eşitliğinde biçimlenip gelişmez. Tabii biz kadınlara da büyük görevler düşüyor bu anlamda. Önce bizler sorgulamalı, talep etmeli ve ısrarcı olmalıyız. Yoksa kimse haklarımızı bizlere altın tepside sunmayacak.

ÖNCEKİ HABER

Hizmet-İş’te vurgun 15 milyon TL

SONRAKİ HABER

YTÜ öğrencileri: Okulumuzdaki millet bahçesi projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa