22 Aralık 2013 07:43

Lezzetin tutsağı mıyız?

İnsan denen hayvan, yeryüzünü sürekli meşrulaştırdığı gerekçelerle terörize ediyor. Hayvansal yağların zararlı, bitkisel yağların faydalı olduğunu ilkokul mezununun da bildiği bu çağda, yaşlı insanlara kırmızı et yasaklanıyor ama nedense mesela daha havucu yasaklayan bir doktor görülmedi.

Lezzetin tutsağı mıyız?
Paylaş

Melis ÖZYAZANLAR *

Hayli etçil bir ailenin, kimsenin pek sevmediği kapuska, bamya, pırasa gibi sebze yemeklerini mutlulukla yiyen, “et yemeden doymam” cümlesini hiç kurmamış tıp okuyan kızı olarak yazıyorum. Biliyorum ki, eti çok seviyorsunuz, “Etten protein almadan olur mu?” diyerek bu yazıyı ciddiye almamak için kafanızda savlar oluşturmaya başladınız bile. Ayrıca dünyadaki çoğu varlığın, sizin konfor ve refah ihtiyacınızı giderecek birer nimet olduğuna dair inancınız tam.
Ancak şunu da hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor ki, insanoğlunun başına gelen musibetlerin pek çoğu, kendisini diğer varlıklardan üstün görmesinden ve onları adeta kendisine sunulmuş birer ikram niyetiyle tüketmesinden kaynaklanıyor. Ben artık et yerken liflerde kuzunun kaslarını, balık yerken cam gibi gözlerini, but yerken gıdaklayan bir tavuğun (gerçi bakanlık bile o zavallı mutantlara “kanatlı” dediğine göre, tavuk olmadıkları aşikar) bacağını görmekte pek fazla hayal gücüne ihtiyaç duymuyorum.
Evinizde kedinize, köpeğinize şefkat gösterdikten hemen sonra bir güzel dönerinizi, kebabınızı yiyorsunuz; çok şükür ki kedi, köpek eti ülkemizde makbul olmadığından, evcil hayvanınızla, yediğiniz hayvanlar arasına keskin bir çizgi çekebiliyor, köpeğe ana-babalık yaparken, inekle karnınızı doyurmakta herhangi bir güçlük çekmiyorsunuz.

HAYVAN ODAKLI YAŞAM

İnsanoğlu kendisine hayvan odaklı bir yaşam kurmuş. Hayvanları yiyor, bundan hastalık kapıyor, sonra tedavi ararken tekrar hayvanları kobay olarak kullanıyor. Anatomimiz, aslan, kaplan, leopar gibi etobur büyük kedilere benzemiyor ki, dişlerimiz ve pençelerimizle avımızı haklayalım. İç güdülerimiz ve anatomimizden kaynaklanan zorunluluklardan dolayı değil, beynimizi diğer canlılardan daha farklı kullanabilmenin bir sonucu olarak et yiyoruz. Düşünsel ve yaratıcı gücümüzün sınırlarını zorlayarak “lezzete” ulaşıyoruz. Lezzet de çok güzel pazarlanıyor. Et, en tercih edilen, en pahalı, en çok reklamı olan gıda unvanını hiç kaybetmiyor. Kuran’da geçen kurban sözcüğü de hayvanlara yorulmuş, tüm canlılara saygı duyan İslam dinine mensup olarak kendini tanımlayan kimseler de bunu sorgulama ihtiyacı duymuyor; öyle gelmiş, öyle gidiyor.

NASIL BİR AHLAK?

Et yeme ile sağlık arasındaki ilişkiyi bir nebze olsun ortaya koyup bu bağlamda sağlığınıza verdiğiniz öncelikten kaynaklanan kaygıları giderebildiysem, işin ahlaki boyutunu da ele almalıyım. En gelişmiş canlı olarak dünyaya hükmeden, kendini diğer canlıların tanrısı ilan etmiş insan; ahlakla yatıp kalkmasına ve günlük hayatında ahlaki değerleri diline dolamış olmasına rağmen, nedense kendisinden güçsüz, kendisi kadar beynini kullanamayan varlıklar söz konusu olduğunda öyle kayıtsız ki, hayvanları dilediğince kesme, etlerini ve derilerini yiyecek ve eşyaya çevirme konusunda hiçbir vicdani sorun yaşamıyor. O yüce gelişmiş varlık, kendinden zayıf olana zulmetmeyi, ondan dilediğince faydalanmayı hiçbir rahatsızlık duyumsamadan ahlakına sığdırabiliyor.
İnsan denen hayvan, yeryüzünü sürekli meşrulaştırdığı gerekçelerle terörize ediyor. Hayvansal yağların zararlı, bitkisel yağların faydalı olduğunu ilkokul mezununun da bildiği bu çağda, yaşlı insanlara kırmızı et yasaklanıyor ama nedense mesela daha havucu yasaklayan bir doktor görülmedi. Kısa süreli tıp hayatımda henüz hayvan etinde olup da bitkilerde bulunmayan, olağanüstü şifa kaynağı bir vitamine, proteine rastlamadım.
Evet, söyleyeceklerim bu kadardı. Şimdi gidip bir veganın yanında hamburger yiyerek onunla dalga geçmeye devam edebilirsiniz.

* Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi



Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

GDO kararı uygulanmalı

SONRAKİ HABER

Kısa film iyi gider

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa