Daha kaç kez yanlış okuyacaklar?

Daha kaç kez yanlış okuyacaklar?

Bu hafta Avrupa’nın dış politikası ağırlıklı seçtiğimiz makaleler, ilginç bir Avrupa tablosu sunuyor. Almanya’da, hükümet kurulur kurulmaz, adeta 'Nerede kalmıştık' edasıyla Avrupa politikasına yönelmiş bulunuyor.

Bu hafta Avrupa’nın dış politikası ağırlıklı seçtiğimiz makaleler, ilginç bir Avrupa tablosu sunuyor. Almanya’da, hükümet kurulur kurulmaz, adeta “Nerede kalmıştık” edasıyla Avrupa politikasına yönelmiş bulunuyor.  Frankfurter Allgemeine Zeitung’dan, Günther Nonnenmacher’ın makalesi, başta Fransa olmak üzere Avrupa’ya şu mesajı veriyor: Hiç kimse yeni hükümetle yeni bir Avrupa politikasının geleceğini beklemesin! Dahası, seçim sonucunu,  “Almanların Bayan Merkel’i Avrupa’da başarılı bir kriz yöneticisi olarak takdir etmeleri” şeklinde okuyarak, “seçmen onayı” almış Alman Avrupa politikasının belki öncesinden daha sert olabileceğinin işaretlerini veriyor. Son Afrika operasyonunun özellikle maliyetini Avrupa’ya mal etme isteği geri çevrilen Fransa’dan “Le temps” yazarı François Nordman, Fransız Dışişleri bakanı Laurent Fabius’ün 2014 dünyasını nasıl gördüğünü değerlendiriyor. Bakanın konuşmasında, fırsatları değerlendirme hırsı baskın duruyor. Anlaşılan Afrika yetmiyor Fransa’ya: “ABD’nin Yakın Doğu ve Avrupa’daki gerilemesinden kaynaklı doğan boşluğunun doldurulması gerekiyor. Putin’in bu boşluğu doldurmak için adımlar atma ihtimali de yüksek, ama bunun için bütçesini dengeleme ve varili 114 dolar olan bir petrola ihtiyacı var” denilerek, bu açmazdan doğan olanağa dikkat çekiliyor. Almanya ‘Nerede kalmıştık’, Fransa ‘boşluklardaki olanaklardan’ söz ederken, İngiltere’den ‘Nerede o eski günler’ hayıflanmaları duyuluyordu. The Telegraph’tan Peter Oborne, İngiltere’nin ‘eski günleriyle bugünü arasındaki uçurumu’ Suriye politikası üzerinden örnekliyor. Batılı ülkeler Suriye açmazından çıkabilmek için “Esad’la olmaz” söyleminden “Esad’lı çözüm”e doğru evrilmeyi gündeme getirirken, Oborne, bir yandan İngiltere’nin dış politikasının etkinliğini sorguluyor, bir yandan da Suriye’deki durumu yanlış okuduğu için hükümeti eleştiriyor. Ne var ki, bu yanlış okumaların bedeli özellikle bölge halkları için çok ağır oldu. Tek başına Suriye’de; 120 bini aşkın insan öldü, 3 milyon kişi ülkeyi terk ederek komşu ülkelere sığındı, 6 milyon kişi ise ülke içinde başka yerlere göç etmek zorunda kaldı. Bu acı ve kanlı gerçekliğe rağmen, seçtiğimiz makaleler Avrupa’nın önde gelen devletlerinin daha fazla angajmanına işaret ediyor. Oysa hiç okumamaları en doğrusu olacaktır!


ALIŞILDIK AVRUPA GÜNLÜĞÜNE DÖNÜŞ

Günther NONNENMACHER
Allgemeine Zeitung


AVRUPA Birliği (AB) Komisyonunun Almanya’ya karşı, Yenilebilir-Enerji-Yasası üzerinden yasak yardımlarda bulunduğu, yani Alman sanayisinin lehine rekabeti bozma şüphesiyle dava açacağı haberi pek beklenmedik değildi. Yine de, yeni seçilmiş bir başbakan olarak Sayın Merkel, bugün bir AB zirvesiyle başlayacak politik günlük yaşama daha iyi bir başlangıç yapabileceğini ummuştur mutlaka. Ve elbette bu dava, AB’yi Almanya’da daha da popüler kılmayacaktır. Buna karşın Başbakan, koalisyon ortağı sosyal demokratların bu konuda kendisiyle aynı safta yer alacağından emin olabilir. Ne diyordu selefi Schröder: “Alman sanayisinin durumu iyiyse, Alman işçisinin de durumu iyidir demek.” 
Genel olarak Başbakanın mecliste yaptığı ilk hükümet açıklaması, Avrupa politikasında bugüne kadar izlenilen çizgide herhangi bir sapmanın olacağına dair bir emare sunmadı: Rekabet gücünü artırmaya dönük yapısal reformlar, devlet borçlarının azaltılması ve sağlam bir finans politikası; bunlar, Alman siyasetinin Avrupa Bölgesi’nin zayıflayan devletleri karşısında ileri sürdüğü çekirdek talepler olmaya devam ediyor, dahası dayanışmacı yardımın bedelleridir. Bu bağlamda, AB sözleşmelerinde önünde sonunda bir reformun gerekliği olacağını Bayan Merkel de belirtti, üstelik bu sürecin ne kadar uzun süreceği konusunda herhangi bir hayale kapılmaksızın. Kendi konseptini, yani sözleşmelerin yenilenmesine kadarki sürede Komisyon ile üye ülkeleri arasında mümkün olduğunca bağlayıcı bir niteliğe sahip ikili sözleşmelerin bağıtlanmasını öngören konseptini, yeni dönemi vesilesiyle Paris’e yapacağı ziyarette Devlet Başkanı Hollande ile birlikte değerlendirebilecektir.
Bu ziyaret, çatışma safhasından durgunluk durumuna geçmiş bulunan Alman-Fransız ilişkilerinin yeniden canlanıp canlanmayacağını da gösterecektir. Hollande biliyor ki, Hıristiyan Demokrat Partinin (CDU) seçim başarısı, öncelikle Başbakanın bir başarısıydı. Bunun gerisinde de, Almanların Bayan Merkel’i Avrupa’da başarılı bir kriz yöneticisi olarak takdir etmeleri durmakta. Hollande, Sosyal Demokrat Partinin (SPD) Almanya’nın Avrupa politikasında temelli değişikleri gerçekleştirebileceğini ya da gerçekleştirmek isteyeceğine dair hayallerini de yitirmiştir sanırız. Tersine; nihayet kesin reformlara başlaması için sosyal demokratlar onu baskılayacaklardır.

Çeviren: Gazi Ateş


DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DAHA KAÇ KEZ YANLIŞ YAPABİLİR?

Peter OBORNE
The Telegraph

BU aralık ayında İngiltere ve ABD’nin Suriye politikasının nihai çöküşüne tanık oluyoruz. David Cameron’un favori generali Selim İdris’in, muhalifleri birleştirmesi, Suriye Devlet Başkanı Esad’ı devirmesi ve el Kaide’yi ortadan kaldırması gerekiyordu sözde.
Resmi konuşurken Cameron hâlâ Esad’ın görevi bırakması gerektiğini söylüyor. Gerçekte ise olay artık farklı. El Kaide’nin ve çeşitli müttefiklerinin ortaya çıkışı tutumlarda ani değişiklik yarattı.

NEREDE BİRİNCİ SINIF İSTİHBARAT VE DİPLOMASİ SERVİSİ?

Birinci sınıf diplomatik ve istihbarat servislerine sahip olmamız gerekirken, isyanın başladığı andan itibaren ne olup bittiğine dair bir fikrimizin olmadığını söylemek mümkün.
Birincisi, Şam rejiminin istikrarı, ordunun gücü, halk desteğinin boyutu, Esad’a bağlılık ve liderin zalimliği olguları anlaşılamadı. İngiliz diplomatların bakanlara verdiği brifinglerde sürekli olarak Esad’ın darbeyle devrileceği söyleniyordu. Böyle bir şey hiç olmadı.
İkincisi, Dışişleri Bakanlığı muhalifleri yanlış tanıdı. Tersi delillerin varlığına rağmen yetkililer onların liberal, laik, çoğulcu ve müzakere edilebilir olduklarına inanmaya devam etti. General İdris’in sözde bağımsız bir askeri lider olması gerekiyordu ki bu hiç gerçekleşmeyen bir Dışişleri fantezisi olarak kaldı.
Üçüncüsü, hükümetimiz el Kaide’yi yanlış anladı. İki yıl önce bin Ladin’in öldürülmesinin ardından İngiliz istihbarat servisi bakanlara gizlice terör grubunun artık bittiğini anlatıyordu. Bugün ise Ayman el Zevahiri önderliğinde el Kaide daha önce giremediği yeni bir ülkeye daha (Suriye’ye) nüfuz etmiş oldu.
Bu üç temel analiz hatasının politikaya etkisi büyük oldu.
Daha da kötüsü, bir yandan rejim karşıtı savaşkan söylemler kullanırken bir yandan da olay yerinde ataletli davrandık. Gerekli destek sağlanmadan Muhalifler Esad’a karşı isyana teşvik edildi. En kötüsü ise Esad’ın devrilmesi yönünde yüksek sesle ifade edilen talepler, bugün savunduğumuzu iddia ettiğimiz siyasi sürecin önünde engel oluşturuyor.
Bugün dışişlerinde, Riyad’dan gelen istihbaratı doğru yerine oturtup değerlendirebilecek entelektüel kapasiteye sahip çok az yetkili var, hele ki bunu yapmak Washington’u kızdıracaksa.
Bir zamanlar özellikle Ortadoğu konusundaki geniş bilgisiyle ün salan Dışişleri Bakanlığı nasıl oldu da bu konuda bu kadar yanlış yaptı?
Bu konu acil bir sorun haline geldi. Ulusal Sağlık Sistemi’nde benzeri bir beceriksizlik yapılmış olsaydı bu milli bir skandal olurdu. Oysa dışişlerinde kaç kez aynı şey yaşandı: Afganistan’da, Irak’ta, Mısır’da ve şimdi de Suriye’de. Politikaları belirleyen mekanizmada tam bir kriz yaşandığını kabul etmenin zamanı geldi artık.

Çev: Aynur Toraman


LAURENT FABIUS’E GÖRE 2014’ÜN DÜNYASI

François NORDMANN
Le temps


FRANSIZ Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, 14 Aralık’ta Monaco’da World Policy Forum’un katılımcıları önünde konuşurken, Libya’yı gelecek yılın en önemli sorunlarının başına koyarak herkesi şaşırttı. Gerçek bir devlet yapısı olmayan ve kabileler etrafında örgütlenen bu ülkenin, gelişmiş silahların yaygınlaştığı ve petrol gelirinin savrulmasından dolayı, örgütlü terörizmin merkezi olma ihtimali yüksek. Libya’nın durumu Sahel bölgesi ve Kuzey Afrika, ve hatta bunlardan da öte bir çok bölgeyi iktidarsızlaştırabilir.

İRAN VE SURİYE KRİZLERİ

İkinci olarak, Fransa Suriye’deki gelişmelere dikkatli olmaya devam edecek. Montrö konferansı gerçekleşecek, ama belirlediği büyük amaçlardan dolayı zor olacak. Resmi davetiye mektubu, “Yürütme kuvveti olan geçici bir hükümetin anlaşılarak kurulmasından” bahsediyordu. Ama, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kendi hükümetinin kuyusunu kazma ihtimali yok denilecek kadar az ve daha uyumlu olanlar ise ciddi bir kriz içindeler.
Kaygı duyulan üçüncü konu ise, İran. Elbette, ara anlaşma Fransa açısından olumlu, ama sözleşmenin ilk versiyonunda bulunan muğlak kavramların yerine kararlı ve açık ifadeler kullanılırsa.

AVRUPA’NIN DIŞA BAĞIMLILIĞINI AZALTMAK HEDEFTE

ABD’nin Yakın Doğu ve Avrupa’daki gerilemesinden kaynaklı doğan boşluğunun doldurulması gerekiyor. Putin’in bu boşluğu doldurmak için adımlar atma ihtimali de yüksek, ama bunun için bütçesini dengeleme ve varili 114 dolar olan bir petrola ihtiyacı var... Konuşmasının son bölümünde ise, Fabius, 18 Aralık Elysee Sarayı’nda düzenlenecek Fransa-Almanya zirvesinin önemine vurgu yaptı. […]. Bu zirve, aynı sırada 3 yönde adımlar atmayı planlıyor. Öncelikle, savunma konusunda somut adımların atılması ve bu alanın sanayisini geliştirme. Daha sonra, enerji politikasında bir yenilenme ihtiyacı ve atomik, fosil ve yenilenebilinir enerjiler arasında bir denge bulma meselesi masaya yatırılacak ve böylelikle Avrupa’nın dış bağımlılığının azaltılması hedefleniyor. Son nokta olarak da, Avrupa parlamento seçimlerinden önce popülist güçlerin gelişmesini engelleyebilmek için, yurtlaşların Avrupa kurum ve politikalarını daha fazla denetleyebilmelerinin önünün açılması tartışma konusu olacak
Laurent Fabius 2014’ün büyük dosyalarına dair karamsar bir tahlil yapıyor, ama durgun bir uluslararası koşullarının egemen olacağını var sayıyor. ABD’nin gerilemesi ve Rusya’nın bunu değerlendirmesi konusunda olumsuz bir şeyler söylemiyor, ama iki ülkenin de Suriye meselesinde hareketsiz kalma durumuna hayıflanıyor. Ve Avrupa’nın da yarından itibaren tekrar canlanacağını ilan ediyor.

Çev: Deniz Uztopal

www.evrensel.net