Denetimsiz bütçe yolsuzluğu körükler

Denetimsiz bütçe yolsuzluğu körükler

Meclis Genel Kurulunda 2014 yılı bütçe görüşmeleri devam ediyor. Hükümetin yolsuzlukların üstünü Sayıştay raporlarını gizleyerek örtmeye çalıştığı eleştirileri, rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla iyice alevlendi. Bütçeyi Prof. Dr. İzzettin Önder'le konuştuk.

Metin AKARSU
İstanbul


Meclis Genel Kurulunda 2014 yılı bütçe görüşmeleri devam ediyor. Hükümetin yolsuzlukların üstünü Sayıştay raporlarını gizleyerek örtmeye çalıştığı eleştirileri, AKP’li bakan çocukları, bürokrat ve iş adamlarına yönelik rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla iyice alevlendi. Kamu kurumlarının faaliyet, harcama ve ihalelerine dair usulsüzlüklerin sinyalleri Sayıştayın özet raporlarında yer alırken ayrıntılara ise yer verilmiyor.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi ve gazetemiz yazarı Prof. Dr. İzzettin Önder’le denetlenemeyen bütçeyi, emekçilerin bütçedeki yerini ve bütçenin nelere harcandığını konuştuk.

2014 bütçe görüşmeleri epeyce tartışmalı geçti. Özellikle Sayıştay raporu bazen tek gündem oldu dense yeridir. Nedir bu tartışmanın arka planı?
Şu bir teamüldür, bütçe istihzasına baktığımızda bütçe halkın varlığının temsilciler adına –parlamentoyu bu temsilciler olarak kabul ediyoruz – kullanma hakkıdır. Bu anlamda bir yetki yasasıdır. Yani temsilcilerin, parlamentodakilerin, yürütme organı olan Bakanlıklara, uygulamacılara bir yetki verme yasasıdır. Bunun anlamı şudur; halkın mameliyatını kullanmada tek yetkili merci bir tek parlamentodur. Cumhurbaşkanı dâhil kimse bu yetkiye sahip değildir. Bakanlar kurulu hiç değildir. Hatta o yüzden bütçe yasası Mecliste yasalaştıktan sonra, usulen cumhurbaşkanına gider. Cumhurbaşkanının iade etme ve geri gönderme hakkının olmadığı tek yasadır. Fakat parlamento bu hakkını kullanırken sadece yetki vermekle kalmaz, geçmiş dönem verilen yetkilerin nasıl kullanıldığına da bakar. Bu parlamentonun hakkı ve görevidir.
Bu görevini yerine getirirken de iki mekanizma kullanır. Bunlardan bir Sayıştaydan gelen raporlar. Sayıştay bir bütçe mahkemesidir çünkü. Çok önemli ve ceza verme yetkileri de vardır. İdareler zaman zaman fazla harcama yapınca Sayıştaydan vize alırlar. Sayıştay belirli aralıklarla kurumları da denetler. Sayıştay Başbakanlık, silahlı kuvvetler dâhil hepsinin harcamalarını inceleyebilir. Aynı zamanda da geçmiş dönemin kesin hesabı da gelmeli. Bu iki mekanizma çok önemlidir.

Sayıştay raporlarının özet olarak sunulması ne anlamına geliyor? Kamu kurumlarındaki usulsüzlüklerin gizlenebileceği söylenebilir mi?
Hükümet bu vergi denetim mekanizmaları üzerinde yaptığı manevralarıyla, Sayıştayın belli yerlere girmesini engelleme manevraları ile ki sadece Sayıştay değil Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştayda da böyle. Hükümet bir türlü denetim kabul etmiyor. Bu, küreselleşmede yerel idarelerin ki Türkiye, küreselleşen dünyada bir yerel idare haline gelmiştir. Bu çok acıdır ama maalesef böyledir. İşte bu yüzden hükümet kendini denetimden muaf kılmak istiyor. Türkiye’de ki idare tarzı, yani Meclisin bir biçimde dışlanması da diyebiliriz biz bu duruma, uygulanması istenen planların daha çabuk hayata geçmesine yol açıyor. Mesela bizler rakamları tam olarak bilemiyoruz. Genelde global rakamlar geçiyor. Parlamentonun Sayıştay üzerinden denetleme yapması görevidir. Bu yüzden bunu yapamıyorsa eğer, buna engel olan kimse Bakanlar Kurulu ve Başbakan dâhil istifaya bile çağırmalıdır. Devlet denetimsiz olmaz.

Bütçenin gelir kısmı üzerinde biraz durursak... 2014 Bütçesinin gelirleri nasıl oluşturuldu? Bu para kimden çıkıyor.
Bütçe, harcama tahminlerini belirler, gelirler içinde tahmin yapar ama bütçede sayılan gelirler, kendi yasaları ile gelen vergilerin uygulanmasıdır. Bütçe, her yıl bu yasaları tekrar uygulamaya sokar. Kurumlar vergisinin kendi yasası vardır örneğin ve bütçe yasası bunu her sene tekrar yürürlüğe koyar. O yüzden bütün muhalefet partileri bütçe için ret oyu kullanır. Çünkü bütçe ret edildiğinde devlet, 1 Ocak tarihinden itibaren bir kuruş toplayamaz. Gelir vergisi yasaları vardır ama toplanamaz çünkü geçici olarak geçersiz hale gelir.
Bütçe’nin gelir tahminleri yapılırken iki kıstas vardır. Bunlardan biri enflasyon ne kadar diye bakarlar. Enflasyona bakarak milli gelir reel olarak ne kadar artacak buna bakarlar ve vergilerin elastikli bir katsayısı vardır. Yani bir ünite milli gelir artışı karşısında geçmiş dönemlerde diyelim ki KDV ne kadar artmış. Bizde bu rakam genelde 1’in altındadır. Çünkü taban geniş değildir, devlet bulduğunu alır vb. Bizde dolaylı vergiler aşağı yukarı yüzde 65-70’ler dolayındadır. Şimdiki tasarıda yüzde 70 civarındadır. Gelir ve kurumlar ise yüzde 30 civarında. Bu vergi sisteminin adaletsiz olduğunu gösterir çünkü asıl olması gereken tersi yönde bir artıştır. İkincisi bütçenin açık gösterilmemesi gerekir. Bütçenin açık gösterilmemesi için tahminlerde harcamalar biraz düşük yapılır, gelirler biraz yüksek gösterilir. Bu senenin tahminlerine baktığımızda, vergi gelirleri orta vadeli plana göre biraz da olsa yüksek tahmin edilmiş. Bunun da iki sebebi var. Bunlardan biri bütçe açığını az göstermek. İkincisi ise biliyorsunuz seçim yıllarına gidiyoruz. Dolayısıyla bu hükümetlerin taktiğidir.

EMEKÇİYE VERGİ ÜSTÜNE VERGİ

Sermaye ve emekçiden alınan vergiler arasında nasıl bir karşılaştırma yapabilirsiniz?
Bu adaletsizliği çok detaylı bir biçimde açıklamak, örneğin emekçilere yükün şu kadarı düşüyor, sermayeye şu kadarı düşüyor demek zor. Çünkü bu durum sadece bu rakamlarla anlaşılmaz. KDV dediğimizde halkın kanaati nedir? ‘Emekçinin üzerine düşen vergi’ ama mesela aldığımız araba. Arabayı genelde üst gelir grupları alır. Ama orada da KDV var. Ama şu söylenebilir. Büyük, anlı-şanlı şirketler var. Bunlar özelleştirmeden birçok şirket de aldılar. Bunlar için örneğin Kurumlar Vergisinin oranı ne diye baktığımızda, yani gelire yaptığı katkının oranına baktığınızda bu oran yüzde 10’a varmıyor. Yıllara göre değişmesine rağmen yüzde 6-8 arası değişiyor bu anlı-şanlı şirketlerin vergi yoluyla gelire yaptığı katkı. Bunun nedeni ne? Çünkü Türkiye sermayesini dışarıdan almak zorunluluğu taşıyor. Kurumlar Vergisi oranları düşük tutuluyor ve sermayenin ülkeye gelmesi planlanıyor. Bu neoliberal politikaların bir sonucu ve bu politikalar sonucu emekçi, yoksul halkın üzerine daha fazla vergi yükü bindiriliyor.

PATRONLARIN VERGİ ORANLARI DÜŞÜRÜLDÜ

Peki, nasıl olmalı? Bütçede gelirler nasıl oluşturulmalı?
Emekçiler ve yoksul halk var, bir de sermaye sahipleri var. Nasıl olmalı diye sorduğumuzda, çok açıktır ki, emek üzerinde gelir vergileri bir miktar olabilir. Ve dünyada bu olay, emek gelirleri üzerinden alınan vergilerin belli bir oranı geçmemesi kuralıyla uygulanır. ABD yaptı bunu mesela. ABD’de çoğu yerde bu oran yüzde 15’i geçmedi. Bütün dünyada sermaye artık sıkışmaya başlayınca, 1980’lerden sonra neo-liberal politikalar sonucu ‘yüksek vergi almadığımız sermayenin açacağı iş imkânları ile emekçiler de kazanacak’ mantığı sonucu sermayenin vergi oranları düşürüldü.
Fakat yine bu dönemde ortaya çıkan finanslaşma ile birlikte vergi yükü hepten emekçinin sırtına yüklenmeye başlıyor. Çünkü emekçinin KDV’den alacağı pay hem baskılanıyor hem de sermaye az vergi verdiğinden asıl yük emekçiye yükleniyor. Emekçiler hâlâ bu ikili makas arasında çalışmak zorunda kalıyorlar.
Bir de ‘tabanı genişletelim’ yönünde öneriler var. Eğer bir şey yapılmıyorsa bunu güç ilişkisi içerisinde bakmak gerekiyor. Bu söylemek ile olacak bir şey değil. Bugüne kadar eğer taban dar tutulmuş, oranlar belirli kesimlerde yüksek tutulmuş ise bu güç ilişkilerinin sonucudur. Zaten bir vergi sistemine ve bütçeye baktığımızda iktisatçılar olarak rakamları değil toplumda ki güç ilişkisini görüyoruz.

EĞİTİM, SAĞLIK BÜTÇESİ DÜNYANIN ÇOK GERİSİNDE

Eğitim ve sağlık bütçeleri epeyce yüklü gözüküyor. Ama diğer yandan mesela okullarda velilerden para toplanıyor. Buralara ayrılan bütçeler yetersiz mi? Hükümetin 2014 bütçesinde en çok övündüğü konu bu çünkü...
Sağlık açısından bakarsak, sağlık alanı için bu yıl bütçede ayrılan pay geçen seneye oranla yüzde 15 civarında bir artış gösteriyor. Ama bu miktarın milli gelir içindeki payı yüzde 4.5. Şimdi bu iyi mi kötü mü diye baktığımızda, diğer devletlerin sağlık harcamaları bundan çok daha yüksek. Örneğin birçok ülkede sağlığa ayrılan payın milli gelirdeki oranı yüzde 8 ile 13 arasında değişiyor. Şimdi bizim nüfusumuz daha fazla, gelirimiz daha düşük, gelir dağılımı çok kötü. O yüzden aslında bizim bu rakamlarımızın daha fazla olması gerekir. Ama geçmişte çok küçüktü şimdi yavaş yavaş büyüyor. İyi güzel de kapitalist bir hükümet açısından bakarsak; hükümetler halklarını seviyor mu? Maalesef hayır. Sağlık hizmetlerinin sağlayıcıları halk değildir birinci sırada. Sağlık ürünlerini üreten fabrikalardır, ilaç fabrikalarıdır birinci sırada olanlar. Eğitime gelince milli gelir payı yüzde 4.5. Eğitim peki Batı’da nasıl? Batı’da eğitim yüzde 9-11 arası. Nüfus artışı çok daha az. Eğitime ihtiyaç duyuluyor ve dünya ülkeleri yakalanmak isteniyor ama ayrılan pay ortada. Hiç olmazsa şunu yapmak gerekir, mesela devletin kısabileceği belli yerler ve alanlar vardır.

Nerelerden kısılabilir?
Diyelim ki diyanet işlerine ayırdıkları paradan kesebilir. Diyanet’in bu kadar büyük bütçeye sahip olmasının ne anlamı var anlayamıyorum. Ya da çevreye hiç para harcamamış bu bütçede. Ya da yine kısabileceği yerlerden biri askeri harcamalar. Bir de çok önemli bir nokta var. Bu bütçede devletin yapacağı yatırımın milli gelire oranı yüzde 2.5. Neoliberal politikalar uygulanıyor ama yine de böyle bir durum kabul edilemez. Teşvik ile özel sektörü güçlendirsen bile özel sektör parasını gelişmiş bölgelere taşır. Gelişmemiş bölgelerimizde devletin yatırımı gerekiyor. Yukarıda saydığımız alanlardan kıssın parayı.

SERMAYE İÇİN EN İYİ BÜTÇE BU

Son olarak bu yılki bütçeye dair neler demek gerekir?
Bütçe bir güç dengesi göstergesidir. Bu bütçe emekçilere bir mesaj veriyor. ‘ben sizin yanınızda değilim’ diyor. Bütçede tek yetkili parlamento dedik. Dolayısıyla biz kime oy veriyorsak, kimi başa getiriyorsak bütçe başa getirdiklerimiz tarafından hazırlanıyor ve maalesef o bütçeleri hazırlayanlar biz emekçilerin yanında değil. Bu bütçe bize emekçilerin kendi temsilcilerini meclise göndererek kendi bütçelerini hazırlaması gerektiğini gösteriyor. Biz emekçiler olarak kendimizden birilerini meclise gönderemezsek başka bütçe olmaz. Yani küçük değişiklikler yapılsa da bu bütçe sermaye sahipleri için onların temsilcileri için çıkabilecek en iyi bütçe. Tabii bu biz emekçilere de başka bir bütçe olmayacağını gösteriyor.

www.evrensel.net