19 Aralık 2013 06:00

Biz bunları Sulukule'den, Maslak'tan tanıyoruz!

İstanbul’da kentsel talana karşı açılmış yüzlerce dava bulunuyor. Ancak, bu davaların neredeyse hiçbirisinden etkili bir sonuç alınmış değil. 22 Aralık’ta Kadıköy’de düzenlenek “Kent Mitingi” de kente karşı işlenen suçların yargılanması talebiyle gerçekleşecek.

Biz bunları Sulukule\'den, Maslak\'tan tanıyoruz!
Paylaş

Sinem UĞURLU
İstanbul


Bakan çocukları, iş adamları ve bürokratlara yönelik yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, kent alanları üzerindeki rant tartışmalarını ve usulsüz ihaleleri de yeniden gündeme getirdi.
İstanbul’da halihazırda kentsel talana karşı açılan yüzlerce dava ve suç duyurusu var. Ancak bu davaların neredeyse hiçbirisinden etkili bir sonuç alınamadı. Avukat Can Atalay, operasyonlarda göz altına alınan bu kişileri, kentsel rant alanlarından, ihalelerden, “Balat, 3. köprü, Maslak 1453 faciası, Ayamama Deresi taşkını, Tarlabaşı ve Ataşehir’den tanıyoruz” dedi. 22 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak olan “İstanbul Kent Mitingi”nin de kente karşı işlenen suçların yargılanması talebiyle gerçekleşeceğini ifade etti.

Önceki gün iş adamlarına ve bürokratlara yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ana konusu kentsel rant ve ihaleler oldu. Belediyeler ve kentsel dönüşüm, tartışmaların tam ortasında. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz bu kentte yaşayan ve emeğiyle geçinen insanlara karşı işlenen suçları, talanı vurgunu gördük ve bunu anlatmaya çalıştık. Sayıları yüzlerle, binlerle ifade edilen davalar ve suç duyuruları var. Neredeyse hukuken etkili hiçbir sonuç alamıyoruz. Ama biz bunları takip etmeye devam edeceğiz. Bu gün, bu olay olmasaydı da takip edecektik.

Bu güne kadar takip ettiğiniz ölçüde, operasyonun kapsadığı isimler için neler söyleyebilirsiniz?
Biz bu operasyonu henüz basından takip ettiğimiz kadar biliyoruz. Ama biz şunu da biliyoruz. Biz bu insanları çok iyi tanıyoruz. Ali Ağaoğlu’nun neler yaptığını, başka bir insanın söylemesine ihtiyaç yok örneğin. Fatih Belediyesinde neler olduğunu, Sulukule’de nasıl bir sürgün yaşandığını biliyoruz.
Biz bunları, 3. köprü çevresindeki arazilerin ve doğal varlıkların yağmalanmasından tanıyoruz. Maslak 1453 faciasından tanıyoruz. 2009’da Ayamama Deresi taşkınında ölen insanların, ölmesine neden olan yapılaşmadan tanıyoruz. Tarlabaşı’dan, Ataşehir’in yeşil alanlarının milyarca dolar değerindeki betona teslim edilmesinden biliyoruz. Haydarpaşa yağmasından ve Emek Sinemasının yıkımından tanıyoruz.

Peki, bu anlattıklarınızın mağdurları açısından bu operasyonlar ne ifade etmeli?
Türkiye kapitalizmi için, kent mekanlarındaki kaynakların bölüşümü, kentsel rant kritik bir mesele. Bu mesele, iktisadi ve siyasi kadronun öyle bir can damarı ki; kendi içlerindeki bir kapışmada buradan hareket ediyorlar. Bu başlayan sürecin sonunda eğer, Sulukule’deki garip gurebanın, Yedikule bostanlarındaki börtü böceğin vebalini almış olanlar aklanarak çıkarsa, işte ben bundan korkarım. Dolayısıyla biz güvenirsek bir tek kendimize, örgütlü gücümüze güveneceğiz. O yüzden, kent mitinginin de daha güçlü olması için daha fazla çabalamalıyız. Kent mitinginde bu suçların hesabını sormak üzere orada olacağız.

KENTİMİZİ SAVUNMAK İÇİN

İstanbullular 22 Aralık’ta hangi taleplerle buluşacak?
Herkes kendi talebini dilendirecek. 2/B mağdurları, Gaziosmanpaşa’da risk alanı ilan edilen mahallelerdeki insanlar kendi talebini söyleyecek. Kentin müşterek kamu alanlarına sahip çıkmaya çalışan yurttaşlar, Emek Sineması mücadelesini sürdüren insanlar kendi pankartlarıyla katılacak. Kent mekanında süren mücadelelerin çeşitli görünürlerine ilişkin, kim ne söylemek istiyorsa miting buna bir olanak sağlayacak.

Miting nasıl bir bileşime sahip?

Siyasi partilerden, mahalle derneklerine kadar, bu meseleye ilgi duyan ve emek vermeye çalışan herkes kendisine bu çalışmada yer buldu.

Peki İstanbul nasıl bir kent olsun istiyorsunuz?
“Eşitlikçi ve özgürlükçü bir kent olsun” diye özetleyebiliriz. Ben, kent toprağının, özel mülkiyet konusu olmaması gerektiğini düşünüyorum. Kent toprağındaki kısıtlı kamu kaynaklarının özel yararlara peş keş çekilmemesi gerekir. Birinci köprü ve ikinci köprü için yazılan bilirkişi raporlarında diyor ki, “Bu köprüler İstanbul’un kuzeyindeki ormanları etkilemiştir, su havzalarına zarar vermiştir.” Ama şimdi de deniliyor ki; “Bizim şahane bir siyasi irademiz var. Aynı zararlar, 3. köprüde ortaya çıkmayacaktır.” Bu akla bilime aykırı bir şey. Biz toplu ulaşım isteriz, bütün kaynakların buna tahsis edilmesini önemseriz, aracın değil insanın bir yerden bir yere ulaştırılmasını isteriz. İnsanların mülk edinmek zorunda bırakıldığı bir yer değil, ucuz yaşamaya elverişli konut hakkı gerçekleşmesini arzu ederim.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Güvenlik uygulamaları işkenceye dönüşmüş durumda

SONRAKİ HABER

Eser ve Topaloğu'nun tutuklanmasına tepki: Türkiye, gazeteci hapishanesine dönüştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa