Eğitimde ne fırsatlar eşit ne de olanaklar

Eğitimde ne fırsatlar eşit ne de olanaklar

Ekonomik sistemin yapısı gereği, herkesin eğitimden eşit faydalanması AKP öncesinde de mümkün değildi elbet. AKP’nin eğitim politikalarını değiştirerek yaptığı, dün ile aynı amacı taşımakla birlikte bugün daha derin bir eşitsizliği dayatıyor.

DOSYA: AKP-CEMAAT KAVGASININ GİZLEDİKLERİ

SUNU:

Ekonomik sistemin yapısı gereği, herkesin eğitimden eşit faydalanması AKP öncesinde de mümkün değildi elbet. AKP’nin eğitim politikalarını değiştirerek yaptığı, dün ile aynı amacı taşımakla birlikte bugün daha derin bir eşitsizliği dayatıyor. 4+4+4 ile zorunlu eğitimin fiilen 4 yıla düşmesi, hemen ardından bir yıl içinde ilkokul sonrası eğitimine devam eden kız çocuklarının sayısının azalması; sanayicilerin denetim ve kontrolünün giderek arttırıldığı meslek liselerinin daha fazla ucuz iş gücü olarak kullanımının düzenlenmesi; annesi-babası meslek lisesi mezunu olanlara aynı bölümleri seçmeleri halinde kayıt kolaylığı sağlanması; üniversiteye girişin giderek zorlaşması ve tabii ki devletin elini her gün daha fazla çektiği eğitimde “faydalanmanın” her gün biraz daha pahalı olması eşitsizliği derinleştiren nedenlerden bazıları. Eğitimde eşitsizlik konusunu Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Hasan Hüseyin Aksoy ve doğrudan bu eşitsizliği yaşayan meslek lisesi öğrencileri anlatıyorlar.

EĞİTİMDE NE FIRSATLAR EŞİT NE DE OLANAKLAR

Birkan BULUT
Ankara

AKP ve Gülen Cemaati arasında süren kavgada, eğitimin özelleştirilmesi tartışmalarında birçok kez fırsat eşitliğinden bahsedildi. Peki, özellikle sosyal devlet anlayışıyla bağdaştırılan fırsat eşitliği öğrencilerin eğitim hakkı için yeterli midir? Türkiye’de büyük bir çoğunluğu yoksulluk sınırında, önemli bir kısmı da açlık sınırında yaşayan emekçi çocuklarına eğitim hakkının sadece fırsat olarak sunulması doğru bir eğitim politikası mı? Tüm bu sorulara yanıt aramak için Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Politikası Bölümü Öğretim Üyesi Hasan Hüseyin Aksoy’la konuştuk.

Eğitimde eşitsizlik nasıl oluşur?
Eğitim; insanların hem içinde yaşadıkları toplumun bir parçası olmalarına katkıda bulunur, hem de tüm kapasitelerini açığa çıkarıp onları özgürleştirme, özneleştirme  ve tüm diğer öznelere eşit söz hakkı vermeye katkıda bulunan bir süreçtir. Eğitimin olumlu sonuç verebilmesi için sürecin eşitleyici, eğitimi alanları diğer yurttaşlar kadar ülkede söz sahibi yapan ve bireyin daha önce yapamadıklarını yapmasını sağlayan bir yanı olmalı. İkincilleştiren, insanların bazı niteliklerini zayıflatan ve onları başkasına bağımlı kılan bir eğitimin nitelikli olduğunu söyleyemeyiz. Bu nedenle olumladığımız bir eğitimden bahsediyorsak; bu eğitim ülkedeki yurttaşları diğerlerinden geri düşürmeyecek ve eşitleyici şekilde olmalı.
Sınavlarla bir gence, başka bir gençten daha fazla devlet imkanı alması sağlanıyorsa; bu sınavların eğitimin eşitliğini bozduğu anlamına gelir. Sınavların amacı zaten başarılı olana daha iyi eğitim vermek değil, kişinin eksiklerini gidermek için yapılırsa kabul edilebilir.

Dershanelerin bu süreçteki rolü nedir?
Dershaneler eğitim açısından geride olanların daha iyi olmalarına yönelik bir eğitim vermiyor. Sadece kendine ödeme yapabilenlerin girdikleri sınavda yüksek puan alabilmesine katkı sağlamaya çalışıyor. Eksik bilgilerin tamamlanmasına katkıda bulunmayan bu kurumlar, eşitsizliği de arttırıyor. Eşitlemeye katkıda bulunmaları değil. Dershaneler, eşitsizleştirme sürecinin eşitsizleştiren parçaları oluyorlar. Çünkü bu eğitimin aileler tarafından satın alınabilen bir meta haline gelmesine neden oluyor. Eğitim bir kamu hizmeti olmaktan çıkıyor. Dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi de eşitsizliği arttırmak anlamına gelir.

‘ÖZEL EĞİTİMLE EŞİTSİZLİK PEKİŞTİ’

Hükümet bir çok tartışmada özel okulların fırsat eşitliği sağladığını iddia ediyor?
Ne özel okullar, ne de dershaneler asla “eğitimde eşitlik” sonucuna götürmezler. Kaldı ki temel eğitim amaçlarının gerçekleştirilmesine kamu sistemine katkı da bulunmazlar. Kazanılan becerilerin sadece sınavla ilgili olana dikkat çektikleri için, öğrenilmesi gereken birçok beceriyi ikinci plana atarlar. Toplumsal parçalanmaya yol açarlar. Örneğin bireylerin birbiriyle dayanışma göstermesini ele alalım; mevcut eğitimde bunu kazanması sınavlarda sınanmadığı için bu nitelik değersizleşiyor. Bu değerler özel okullarda ve dershaneler kapsam dışına itilir. Özel kurumlar sınav başarısını hedefledikleri için diğer tüm önemli değerler önemsizleşmeye başlar. Eğitimin bir hak olarak herkesin erişebilmesi, bireylerin özgürleşmesi, gelişmesi, eşit yurttaşlar olmaları gibi konulardaki katkısından vazgeçmemiz anlamına geliyor şu anki süreç. Eğitimin parayla satın alındığı özel okullar eğitimi bir hak olmaktan çıkarıyor. Bir şey metalaşmışsa burada eşitlik söz konusu olmaz.

Aynı okuldaki öğrenciler bile farklı koşullara sahip olabiliyor. Her öğrencinin aynı fırsatlardan yararlanması mümkün mü?
Fırsat denilen şey, herkesin okullara kayıt olabilmesidir. Eğer okullara kayıt olduysanız size fırsat eşitliği verilmiş demektir. Ancak bizim okullarımız arasında çok büyük farklılıklar var. O zaman fırsat ve olanak eşitliği de gerekli deriz. Okulların eşitlenmesi bile farklılıklar devam eder. Çünkü okul dışındaki eşitsizlikler okul içerisinde de eşitsizlik yaratır. Sadece okul içerisindeki eşitsizlikler değil, mezun olunduğunda bir üst eğitim kurumuna erişim veya iş bulma olanaklarındaki eşitsizliklerin de giderilmesi gerekir.

Diyelim ki; öğrenciler aynı okula gidiyorlar. Ailelerin gelirlerinde fark varsa, durumu iyi olan aile dershaneye göndermeye çalışıyor. Böylelikle aynı okulda eşitsizlikler ortaya çıkıyor.
Eğitimde eşitlik; yurttaşların eğitime kendi gelişim özelliklerine göre erişmeleri gereken, kapasitelerini geliştirdikleri ve ücretsiz bir kamu hizmet olarak erişebildikleri bir durumdur. Eğitim sadece bir şans, bir fırsat olarak sunuluyorsa eşitlikten söz edemeyiz. Yasaklama söz konusu yoksa fırsat eşitliği vardır. Fırsat sadece öğrencinin eğitim alabilmesinin önünün kesilmemesidir. Ancak diğer alanlardaki eşitsizlikler olduğunda ve kamu hizmeti olarak eğitim sağlanmadığında eşitsizlik ortaya çıkar. Ülkede gelir dağılımı adaletsizliği varsa, açlık sınırı altında yaşanıyorsa, eğitim, sağlık, ulaşım gibi hizmetler ateş pahasıysa teşvik etseniz dahi bu hizmetleri satın alamayacaklardır. Diğer alandaki eşitsizlikler, eğitim alanındaki eşitsizlikleri üretir. Eğer halkın tüm temel ihtiyaçlarında eşitsizlikler varsa, eğitimde de eşitsizlikler ortaya çıkar.

DEVLET KATKISI VELİLERE DEVREDİLDİ

AKP hükümetinin eğitim politikaları eğitime nasıl etki ediyor?

Hükümetin eğitim politikaları tümüyle küresel sermayenin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelmiş durumda. Sadece iş gücü gereksinimini öne çıkaran durumda da değil. Eğitim alanını da bir pazara dönüştürdüler. Bu pazar hem kamu okulları içerinde yaratıldı, (her okula İnternet’li araçların kullanılması, tabletlerin dağıtılması şeklinde şirketlerin eğitim araçlarıyla bu pazara girmesi sağlandı) hem de küresel şirketlerin eğitim hizmetine satması olarak gerçekleşen eğitimin açık piyasalaşması ortaya çıktı.

Eğitimin hem piyasanın, hem küresel şirketlerin beklentilerine yönelik dönüştürülmesi diğer beklentilerin karşılanmasını engeller. Artık iyi bir yurttaş, iyi anne, baba, üretici, tüketici gibi özellikler güçlü bir şekilde söylenemez. İşe girmede yaramayacak bilgilerin öğretilmesi anlamsızlaştırıldı. Ancak getirdikleri projelerin hiçbirinin arkasında duramıyorlar. Sürekli değiştirmek zorundalar. Çünkü yapacaklarının arkasındaki şey ortaya çıkınca geri adım atmak durumunda kalıyorlar.



MUHATABI NE DİYOR?

İstanbul’dan stajyer öğrenciler
EĞİTİMDE DEĞİL SÖMÜRÜDE EŞİTLİK

Atakan Atılgan:
Elektrik bölümünde okuduğum için meslek öğrenme gerekçesiyle aydınlatma elektrik aksanları üreten firmada işçi olarak işe başladım. Bu şirkete ait atölyede diğer kadrolu işçi arkadaşlarla aynı işi yapıyorum ama en düşük ücreti alıyorum. Ayda 300 lira ücretle çalışıyorum. Benim gibi meslek lisesi son sınıf öğrencilerinin tamamı DES, KADOSAN, MODOKO, İMES; PERPİM, KEYAP gibi sanayi sitelerinde iradeleri dışında çalışmaya zorlanıyorlar. Hatta bir kısım arkadaşlarımız Ümraniye OSB’de büyük fabrikalarda 300-400 lira arasında bir ücrete mahkum edilmiş durumda. Ben bunu yoğun sömürü olarak görüyorum. Meslek liseleri büyük fabrikatörlere kalifiye eleman yetiştiren kurumlar oldu.

Sinan Erdem Kalyoncu: Meslek lisesi öğrencisi olarak metal teknik döküm işyerinde staja başladım. Yemek saatlerimiz belli değil. Duş alamıyoruz. Koruyucu elbise eldiven bile verilmiyor. Bir işçi arkadaşımız 10 dakika geç geldi diye işten atıldı. Ayda 380 liraya çalışıyorum. Sanki öğrenci değil işverenin kiralık işçisi gibiyiz. İnsan bu gibi muamelelere maruz kalınca meslek bile öğrenmek istemiyor. Yemek parasını, yol parasını cebimizden veriyoruz. Üniversite bizim için hayal oluyor. Olsa dahi Meslek Yüksek Okulunun bir bölümü oluyor. Bir fabrikada iş bulduk bulduk aksi halde işsizler ordusuna katılacağız.

Cahit Türkmenoğlu: Ataşehir Endüstri Meslek Lisesi son sınıf öğrencisi olarak bir mobilya atölyesinde staj yapıyorum. Ayda 350 lira ücret alıyorum. Amacım burada meslek edinmek. Öğlen yemeklerinde ve çay molalarında benim gibi yüzlerce çocuk işçi burada çalıştığını gördüm. Kimyasal boya, vernik, cila, tutkalların içinde korunmasız bir şekilde çalıştırılıyoruz. Ahşap tozlarını akşama kadar yutuyoruz. Önlem yok. Sağlığımızı düşünen yok. Sabah 8’den akşam 8’e kadar çalıştırılıyoruz. Biten işlerin montajı olduğunda bu süre 12 saate çıkıyor. İnsan muamelesi görmüyoruz.

Münir Tatar: Çekmeköy’de meslek lisesinde okuyorum. Haftanın 3 günü staj için metal döküm atölyesinde çalışıyorum. Çalışırken çektiğim fotoğrafları anneme gösterdim annem ağladı. Oğlum sen maden ocağında mı çalışıyorsun ne diye boynuma sarılıp ağladı. Döküm atölyelerinde insanlık dışı koşullarda çalıştırılıyor işçiler. Ben staj olmasa bir saat bile çalışmam orada. 40 kişi çalışıyor orada her 10 işçinin yemek saati ayrı. Patron ara vermeden bizi çalıştırmak istiyor. Ben bu eğitim sistemine de, bu çalışma koşullarına da karşıyım.

Süleyman Erçetin: İMES Mesleki Eğitim Merkezi bünyesinde gemi pervaneleri aksanları üreten bir atölyede staj yapıyorum. Ayda 380 lira ücret alıyorum. Haftanın üç dört günü 10 saat çalışıyorum. Yemek ve yol ücretlerini kendimiz ödüyoruz. Buna karın tokluğuna çalışma bile denilmez. Bazen patron kendi özel aracını bize yıkatıyor, temizletiyor. Bu onur kırıcıdır. Ben hizmetli köle değilim. 4+4+4 eğitim sistemi çocuk işçiliğin önünü açıyor. Bunu teşvik ediyor. Ben bu eğitim sistemine karşıyım. Mesleki Eğitim Merkezi patronlara hizmet için kurulmuş. Bizi düşünen yok.



EŞİTSİZLİĞİN RAKAMLARI

*Ortaöğretim kurumlarına geçen yıl 8. sınıftan mezun olan 66 bin 067 kız öğrenci ve 57 bin 523 erkek öğrenci kayıt yaptırmadı.
*Açık lise dahil olmak üzere hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt yaptırmayan kız öğrenci sayısı 37 bin 277 iken erkek öğrenci sayısı 12 bin 172 oldu.
*4+4+4 uygulamasına geçilmeden önce ortaöğretim kurumlarının hiçbirine kayıt olmayan kız öğrenci sayısı 16 bin 37 idi. Yani yeni sistemle birlikte kız çocuklarının 20 bin 246`sı açık liseye giderek eğitimine devam ediyor, 37 bin 277`si ise açık liseye dahi gitmeyerek ortaöğretim eğitimini almıyor.

*Eğitim sisteminden bu biçimde kopan çocukların büyük bölümü çalışıyor. TÜİK verilerine 900 bin çocuğun önemli bir bölümünü kız çocukları oluşturuyor.
*Kız çocukları ücretsiz tarım işçiliğinden, mevsimlik işçiliğe, ev içi çalıştırılmaya kadar pek çok alanda emek sömürüsüne maruz kalıyor.
*Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı`nın verilerine göre ülkemizde son üç yılda çocuk gelin sayısı 130 bine ulaştı. Bu rakam buz dağının görünen yüzü

Yarın: Eğitimde gericileşme ve dinselleşme

www.evrensel.net