Kral öldü, yaşasın yeni kral

Kral öldü, yaşasın yeni kral

Avrupa futbolunun önde gelen 5 liginden biri olan İspanya, Valencia’nın 2003-04 sezonunda elde ettiği şampiyonluğun ardından uzunca bir süre Real Madrid - Barcelona ekseninden kurtulamadığı için ‘iki takımlı lig’ olarak adlandırıldı ve rekabet yoksunluğundan dolayı eleştirilerin odak noktasına yerleşti. Lâkin Diego Simeone’nin gelişiyle birlikte bu iki devin arasına Atletico Madrid’in girişiyle La Liga’ya dair tanımlamalar yeniden yazılıyor.

Emre ÇELİK
Ankara


Avrupa futbolunun önde gelen 5 liginden biri olan İspanya, Valencia’nın 2003-04 sezonunda elde ettiği şampiyonluğun ardından uzunca bir süre Real Madrid - Barcelona ekseninden kurtulamadığı için ‘iki takımlı lig’ olarak adlandırıldı ve rekabet yoksunluğundan dolayı eleştirilerin odak noktasına yerleşti. Lâkin Diego Simeone’nin gelişiyle birlikte bu iki devin arasına Atletico Madrid’in girişiyle La Liga’ya dair tanımlamalar yeniden yazılıyor.

Daha önce, özellikle de son 5 sezon göz önüne alındığında, Barcelona ve Real Madrid arasındaki 5 puanlık fark göz önüne alınsaydı muhtemelen La Liga’daki şampiyonluk yarışının sona erdiğini söylemek mümkün olurdu. Zaten İspanya’da son 5 sezondur 5 puan farktan geri gelip şampiyon olabilen takım da yok. Lâkin artık yarışın içinde bambaşka bir takımdan söz etmek mümkün. Geçtiğimiz sezon ligin son bölümü koparak üçüncü olabilen Atletico Madrid, öyle bir futbol oynuyor, öyle bir çizgi yakaladı ki Barcelona’nın peşini hiç bırakmayacakmış gibi. Başkent ekibi deyim yerindeyse son 2 yıldır Real Madrid’den ‘Barcelona’yı zorlama görevini’ devraldı ve bunu da başarıyla tatbik ediyor.
Ayakları takım olarak yere sağlan basan Atletico cephesinde hem teknik ekip hem yönetim hem de oyuncular her fırsatta yaptıkları açıklamalarla mütevazılığı elden bırakmayıp ‘şampiyonluk’ kelimesini ağızlarına almasalar da bu sezon ortaya koydukları kompakt futbolla Barcelona’yı sezon sonuna kadar zorlayacaktır. Zorlayacaktır diyorum çünkü bu hafta aldığı galibiyetle üst üste 54’üncü hafta La Liga’da zirveyi kimseye bırakmadan yeni bir rekor kıran Barcelona gerçeği mevcut. Zaten bu egemenliği de kırarlarsa Simeone ve takımı futbol tarihinin en özel takımlarından biri olarak tarihteki yerini şimdiden alacaktır.

TEK TAKIMLI LİG?

Yıllardır ‘iki takımlı lig’ olarak İspanya’dan bayrağı alan ülke ise tam anlamıyla Almanya oldu. Hatta Bundesliga, mevcut görünümüyle iki takımlı lig bile değil; resmen Bayern Münih ve diğerleri mevcut. Nuri Şahin’in de Hoffenheim beraberliğinin ardından “Şampiyonluk şansımız bitti” dediği üzere Bavyera ekibi rakiplerine olan üstünlüğünü daha yeni yıla bile girilmeden eze eze kabul ettirdi. Fakat işin sahada oynanan kısmı bir yana, ekonomik boyutu ve özellikle de yayın geliri dağılımları ele alınınca Bundesliga’da La Liga’daki gibi bir dengesizlikten söz etmek çok da mümkün değil.

‘ELVİS’İ SATTIK...’

Avrupa’nın en fazla merakla izlenen şampiyonluk mücadelesi, Premier Lig’de yaşanıyor. Arsenal’in zorlu rakiplerle oynadığı bir fikstüre girmesinin ardından City, Chelsea ve Liverpool üçlüsünün zirveye yaklaşmasıyla heyecan bir kat daha arttı. Fakat yaz transfer döneminde yaptığı hamlelerle bu yarış içinde olması beklenen, en azından erken kopmaması düşünülen, Tottenham ise tam anlamıyla kayıplarda. Andre Villas-Boas, Gareth Bale’den kazanılan parayla yapılan Soldado, Chadli, Eriksen, Paulinho ve Lamela transferlerinin ardından “Elvis’i sattık Beatles’ı aldık” demişti ama 5-0’lık Liverpool mağlubiyetinin ardından ortaya çıkan tablo gösteriyor ki Tottenham, Elvis’i satıp yerine Hakkı Bulut’u bile alamamış. 

www.evrensel.net