Adli Tıp Kurumu bağımsız olmalı

Fotoğraf: Evrensel

Adli Tıp Kurumu bağımsız olmalı

Son dönemlerde hasta tutuklularla ilgili Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından verilen kararları değerlendiren Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Hekimin ‘Hayati tehlikesi var’ dediği birine cezaevinde kalsın demek aslında idam cezası uygulamak demektir. O insanları ölüme terk etmektir. Bu nedenle ATK’nin bağımsız olması çok önemlidir” dedi.

Son dönemlerde hasta tutuklularla ilgili Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından verilen kararları değerlendiren Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Hekimin ‘Hayati tehlikesi var’ dediği birine cezaevinde kalsın demek aslında idam cezası uygulamak demektir. O insanları ölüme terk etmektir. Bu nedenle ATK’nin bağımsız olması çok önemlidir” dedi.

Cezaevlerinde kalan çok sayıda hasta tutuklu tahliye olmayı bekliyor. Ancak hasta tutukluların tahliye edilmeleri için Adalet Bakanlığı ve Adli Tıp Kurumu raporuna ihtiyaç var. Türkiye cezaevlerinde 562 hasta tutuklu bulunuyor ve bunların 162’sinin durumu ağır.

İnsan hakları kurumlarının verilerine göre; devletin duyarsızlığı nedeniyle cezaevlerinde bir yılda en az 30 tutuklu yaşamını yitiriyor. Konuya ilişkin görüştüğümüz TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, ATK’nin cezaevlerinde ölüme onay verdiğini söylüyor.

DARBE İHTİYAÇLARINA GÖRE DEĞİŞTİRİLDİ

ATK’nin farklı dönemlerde işkencecilerin suçlarını örtbas etmek için kullanıldığını dile getiren Fincancı, ATK’nin 12 Eylül askeri darbe döneminde çıkarılan bir yasayla işleyişinin değiştirildiğini ve bunun darbe ihtiyaçlarına göre yapıldığını ifade etti.

YARGI DA BAĞIMSIZLIĞI DA ÖNEMLİ

Adli Tıp yapılanmasında yargının tartışılabilir, eleştirilebilir, alternatif yapılanmaların olduğu denetim altında olabilen organlara ihtiyacı olduğunu dile getiren Fincancı, “Son zamanlarda örneğin hasta tutuklularla ilgili Adli Tıp Kurumunda karar çıkıyor. Kararlar, ‘Cezaevinde kalamaz hayati tehlikesi var’ diye. Ama mahkeme tehlike kararı vermiyor. Aslında çok riskli bir şey, çünkü hekimin ‘Hayati tehlikesi var’ dediği birine cezaevinde kalsın demek aslında idam cezası uygulamak demektir. O insanları ölüme terk etmek demektir. Bunları en iyi aydınlatacak olan farklı bilimlerce bunların değerlendirilmesi, tartışılması ve bilimsel niteliğine göre kararların verilmesidir. Bu açıdan bağımsız olması çok önemlidir” diye belirtti. (İstanbul/DİHA)

İKİ ÇOCUĞA İŞKENCE İDDİASI

SÜREKLİ işkence, kötü muamele ve hak ihlalleriyle gündemden düşmeyen cezaevleri tutukluları mağdur etmeye devam ediyor. Adalet Bakanlığının sessizliğinin arkasına gizlenen gardiyanlar ise, işkencelerine devam ediyor. Bunun en son örneğini Mardin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Ankara Kapalı Çocuk ve Gençlik Cezaevine sürgün edilen M.K. ve F.T. olayında kendini gösterdi. Geçtiğimiz günlerde Mardin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sürgün edilen iki Kürt çocuğun gardiyanların işkencelerine maruz kaldı belirtildi.

‘EYLEM DEĞİL KAZA’

F.T’nin babası Mehmet Selim T, oğlunun  2013 yılının nisan ayında motosiklet kazası geçirdiğini hatırlatarak, “Sağ kolunda bir yaralanma meydana gelmişti. Daha sonra gözaltına alındığında kolunun bir eylemde yaralandığı iddia edildi” dedi.
İki hafta önce oğlunun Ankara’ya sürgün edildiğini öğrendiğini söyleyen baba T, “Sabah erken saatlerinde gardiyanlar koğuşa gelerek oğlumu dövmeye başlıyorlar. Oğlumun ön dişinin bir parçası kırılıyor. Oğluma yapılan işkenceden sonra bu seferde Ankara’ya sürgün ediyorlar” diye konuştu.

‘OĞLUM RAHAT YÜZÜ GÖRMEDİ’

M.K’nin babası Reşit K ise, “Gördüğü işkenceden dolayı oğlumun önden iki dişi kırılıyor. Daha önce de başından gaz kapsülü yemişti. Doktorlar başına dikkat etmesi gerekir demişti. Ayaklarında da darbe izleri vardı. Ayakları hâlâ ağrıyor” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen baba K, “Senin de oğlun yok mu? Sen de insaf et. Elini vicdanına koy. Biz de insanız. Bu oğlum 7 yıldır rahat yüzü görmedi. Oğlum 7 yıldır evinde bayram görmedi. Sürekli cezaevindeydi” şeklinde konuştu.

www.evrensel.net