‘Merkez medya bombaları neden görmez!?’

‘Merkez medya bombaları neden görmez!?’

Alper Bey, başlıktaki soru size ait, hatırladınız değil mi?…Ve hatırlar mısınız bir zamanlar; Merkez medyanın “işlerine gelmeyenlere gözünü kapatmalarına” anlam veremediğinizi söyler, -mesela- “Kafes Eylem Planını” görmeyişlerini eleştirdiğiniz için, Oktay Ekşi’nin; “size ne kardeşim, sana g&ou

Faruk Özsu


Ve hatırlar mısınız bir zamanlar; Merkez medyanın “işlerine gelmeyenlere gözünü kapatmalarına” anlam veremediğinizi söyler, -mesela- “Kafes Eylem Planını” görmeyişlerini eleştirdiğiniz için, Oktay Ekşi’nin; “size ne kardeşim, sana göre önemli olan, bana göre olmayabilir, gazeteciliği sizden mi öğreneceğim!?” deyişiyle 4’üncü grup futbolcu dediğiniz Beşiktaşlı Seriç benzetmesiyle tatlı tatlı dalga geçerdiniz.
Aradan zaman geçti ve 12 Eylül referandumu ile iktidar değişti. Tabii, eskinin, “muhalif” ve iktidar basını ve yazarları da yer değiştirdi haliyle.

Bu dönemde Taraf gazetesi neo-Hürriyet oldu (olmaya çalışıyor desek daha doğru, zira İktidar, tüm çabanıza rağmen size güvenmeyecek).

Desteksiz atmıyorum, şu haber nedeniyle bu “ödüle” layık görüldünüz:
-Hani geçmişte, “Devlet” bir “halt” işler, toplumu ikna etme işini ise Hürriyet gazetesinin manşetleri üstlenirdi ya- Ahmet Şık ve kitabıyla ilgili Yargı tasarrufu (bakınız, hâkim Dr. Orhan Gazi Ertekin’in Radikal 2 ‘deki “24 Mart Muhtırası” ve “Militan Demokrasinin Yeni Militanları” başlıklı yazıları) yeni dönemin iktidarının “Devlet operasyonu” idi.
İşte bu güzel “iş”in ertesi günü Taraf gazetesi şu manşetle çıktı: “Gazetecilikten tutuklanmadılar!”
Geçmişin Hürriyet’inin operasyonlarını hatırlatmadı mı bu manşet?

Alper Bey,
bunları yazıyorum ama bir yandan da şunu düşünüyorum:
-Mesela- biz Osman Can’ın HSYK seçimleri sırasında “entelektüel yalpalama“, yaşadığını sanıp kendisiyle konuşmaya ve çelişkilerinin sebebini anlamaya çalışmıştık. Ama sonra baktık ki “yalpalama” değil, tutarlı bir “siyasi memuriyet” varmış ortada.
Taraf gazetesinde yazanların bir kısmının (Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Yıldıray Oğur, Markar Esayan, R.O. Kütahyalı, Emre Uslu ve elbette Mehmet Baransu… Hatırlayamadıklarım, diğer memurlar beni “affetsin”) hükümete (ya da onu yöneten/birlikte hareket eden yerel-küresel güç neyse, ona) asker yazıldıklarından ve sadakatle vazifelerini ifa ettiklerinden eminim. O nedenle onlara diyecek bir sözüm yok.
Ama siz, -kesinlikle yorumlaması gereken meselelerde sözünü nedense sakınan- Murat Belge, -konduramadığım- Halil Berktay, ve temiz vicdana sahip olduğunu düşündüğüm (sandığım), Roni Margulies, Nabi Bey, Mithat Sancar gibilerinin ise AKP ile “sivillik ve demokrasi” geleceğine, “vesayetten” kurtulacağımıza olan güveniniz ve verdiğiniz destek nedeniyle “ortada kalma korkusu” yaşadığınızı, ezcümle, “Hayır“cıların sizi sürüklediği “Politik arabesk” hali içinde olduğunuzu düşünmeye meyyal ve hazır olduğumdan hâlâ sizlerle konuşmaya çalışıyorum.
Bu düşüncemde ne kadar safım bilmiyorum ama, yine de denemeye değer diyorum.

Tam bu noktada.. düşündüm de.. yok yahu..!

Sizin bu ergenekon meselesinin içini dışını bilmemenize;
-bu soruşturmayı yürüten “yapı ve geleneğin” asla ve kat’a bir derin devlet soruşturması yapmasına ve
-Türkiye’nin cari siyasal kültürü ve ahlaki anlayışı ile mevcut hükümetin siyasal, kültürel yapısı ve hak ve adalet bilinci itibariyle, derin devletle hakiki ve samimi olarak yüzleşme başlatmasına imkan olmadığını..
-hadi olduğunu varsaysak bile Türk yargısının “derin devlet” soruşturması yapacak bilinç, yetenek ve kapasiteye sahip olmadığını..
-çok daha önemlisi, demokratik bir amaç taşıyan bir “derin devlet tasfiyesinin” -salt- yargıya havale edilerek mümkün olamayacağını..
ezcümle; “yargı eliyle demokrasi” getirmenin mümkün olamayacağını bilmemenize imkân var mı?

Yok kesin yok.. (Bir anda Ahmet Şık meselesindeki tavrınızı hatırladım da.)

O halde, -izninizle- mektubumdaki tartışmayı sadece girişteki mevzuyla sınırlandırıyorum:

Alper Bey,
Hani demiştiniz ya; “niye görmezler?”
Ben de şimdi size soruyorum:

-Önce, bir başka örnek:- Başbakanın; “gösterici öğrencilerin karşısına 5-10 bin kişi çıkarma” tehdidi son dönemlerin en korkunç lafı (hatta olayı) değil miydi ki, Taraf’ta yorumsuz, renksiz sıradan bir Beyanat olarak geçti? Manşette değil, ilk sayfada bile değil; içerlerde bir yerlerde, bir köşecikte.

Hani hatırlar mısınız (lütfen kusura bakmayın, bu gün sizin hafızayı çok zorladım), -tıpkı eskiden “yenildiğimiz ama ezilmediğimiz” maçların ertesinde, yabancı basın taranır da biz de merakla “övgü” imâsı arardık ya, kısmen o hesap- “Ergenekon”un flaş haberlerinin ertesinde medyayı tarar da; “şu azıcık gördü.. bundan tıs yok.. şuncağız manşet yaptı.. bu da kuytuda bir yerde iki satır geçti…” diye haberler yapardınız. Ahmet Altan da kan damlayan kalemi ve dürüstlük ve ahlâk şahikası belagati ile; “yazıklar olsun böyle gazeteciliğe!” yollu yazılar yazardı… Nasıl da benziyor durumlar değil mi?

Daha fazla uzatmamak için lafı bu satırların yazılmasının asıl sebebin getirip bitireyim izninizle:

Demokrat yargı derneği eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin‘in hükümetin “yargıyı demokratikleştirmesini” (ve koca bir ülkenin bu meseledeki rezil-rüsva hallerini) anlattığı “Yargı Meselesi Hallolundu / Yargıçların ‘Eşekli Demokrasi’ ile İmtihanı” başlıklı kitabı 23 Mayıs’ın manşetlik haberi oldu. (Duyduğum kadarıyla Taraf‘ın yazı işlerine de bu haber hazırlanıp gelmiş ama Yasemin Çongar ve kankaları tarafından elenmiş. Sonrasında da Taraf‘tan tıs yok. Ne bir haber ne de yorum. (Eskiden merkez medya da sessizlikle geçiştirirdi ama nedense haber bir şekilde kendini dayatırdı-ve siz bu tip sessizlik halleriyle ne güzel dalganızı geçerdiniz. Bakalım bu kez Taraf‘ın ve arkadaşlarının sükûtu bu meselenin unutulmasında ne kadar başarılı olacak. Bu sessizlğin, liberallerin itibarının konulduğu tabutun son çivisi olduğunu da söyleyelim de tarihe not düşülsün.)

Sadece Lale Kemal, “HSYK çoğulculaştı, Ertekin’in itirazlarını saygıyla karşılamak [ve elbette umursamamak, f.ö.] lazım, olur böyle küçük sızlanmalar” diye bir önemsizleştirme yazısı yazdı. Hepsi bu (Kemal’e şunu sormak istedim ama, gördüğüm kadarıyla doğruyla, hakikatle işi yok gibiydi. O nedenle vazgeçtim: “Lale hanım, Milli Güvenlik Konseyi, 5 değil de 22 generalden oluşunca, çoğulcu ve demokratik bir konsey mi olmuş oluyor?”

Uzattım, keseyim;
Özetle dediğim şu Alper Bey;
Geçmişin merkez medyası neden bazı haberlere kör ve sağırmış?

Şundan: İktidarın medyası imiş ve iktidarın herzelerini meşrulaştırma işini yaparlarmış da ondan. Bugün de yeni iktidarın gazetelerinden biri (olmaya çalışan) Taraf gazetesi de; hem “suç olmayan bir suç“tan tutuklanan arkadaşlarının arkasından,”Gazetecilikten Tutuklanmadılar” diye dünya döndükçe yüzü olanın yüzünü kızartacak bir manşet atıyor, bu gün de; hükümetin “yargı operasyonunu” anlatıp; halkı, “aman dikkat, bu usül anayasa’dan sivillik ve demokrasi çıkmaz” diye uyaran.. yeni anayasa pişirme işinin “siyasi memuru, entelektüel gündelikçisi” (kavramlar için bakınız adı geçen kitap) Osman Can’ın herzelerini anlatan kitaba, kör ve sağır kalıyorsunuz.
Demek ki neymiş: Mesele, iktidarın sesi olma meselesiymiş. Kötü gazetecilik ya da cehalet değil..

Son söz; size tavsiyem (gerçekten siyasi memur değilseniz-tereddütlerimle birlikte sizin temiz bir vicdana sahip olduğunuzu düşünüyorum her şeye rağmen) Orhan Gazi’nin kitabına bir göz atmanız. Zira -eğer safça- “bu iktidar bizi darbe anayasasından kurtaracak, şimdi susalım, sonra itiraz ederiz!” diyorsanız, kitaptaki YAP ve AÇG ile ilgili bölümleri daha dikkatle okuyun derim.
-YSK operasyonuyla Kürtlerin (şükür ki halkın muhtırasını yediler de akılları başlarına geldi),
-kaset organizasyonlarıyla da MHP’lilerin meclis dışı kaldığı..
-hükümete yakın, dindar ve -Taraf gibi- dindar olmayan medyanın itibarsızlaştırma çabalarıyla CHP’nin koltuk sayısının azaltıldığı,
ve AKP’nin 367 milletvekili çıkartıp “halkın anayasasını” yaptığı güzel günlerin özlemiyle bekleşiyorlarsa eğer, Allah tüm “liberallere” akıl fikir versin diyor size selam ve sevgilerimi yolluyorum… (Haber Vs.)

www.evrensel.net