09 Aralık 2013 06:00

Denetimdeki engeller yolsuzluk algısı yaratıyor

Sayıştay raporları neden Meclise sunulmuyor? Denetimler neden engelleniyor? 2014 bütçesinin öne çıkan kalemleri hangileri? Hazırlanan bütçe, günlük hayatımıza nasıl yansıyacak? 2014 bütçesinde yaklaşan seçimin izleri var mı? Yanıtlar için, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Kirmanoğlu ile konuştuk

Denetimdeki engeller yolsuzluk algısı yaratıyor
Paylaş

Serpil İlgün

Son anda bir değişiklik yapılmazsa, 2014 bütçe görüşmeleri TBMM’de yarın başlayacak. Bu yılki görüşmelerde bütçe kalemlerinin dağılımından çok, harcamaların denetimi konusu öne çıkacağa benziyor. Zira AKP, halkın parasının nerelere ve nasıl harcandığını denetleyen Sayıştay ve Maliye Bakanlığı raporlarının kimisinin gizlendiği, kimilerinin de eksik sunulduğu yönündeki iddiaların üzerini artık örtemez durumda. Nitekim, geçtiğimiz yıl Sayıştay raporlarının Meclise gönderilmemesi nedeniyle yaşanan krize, bu yıl da sansür krizi eklendi. Sayıştay raporları neden Meclise sunulmuyor? Denetimler neden engelleniyor? 2014 bütçesinin öne çıkan kalemleri hangileri? Hazırlanan bütçe, günlük hayatımıza nasıl yansıyacak? 2014 bütçesinde yaklaşan seçimin izleri var mı?

Yanıtlar için, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Kirmanoğlu ile konuştuk.

2014 bütçesini değerlendirmeye geçmeden önce, “bütçe” derken ne anlamalıyız diye soralım?
Bütçe, toplumun devletle ilişkisini sağlayan en önemli mali belgelerden bir tanesi. Maliye derslerinde bütçeyi hukuki bir belge olarak tanımlarız ama hukuki olma niteliğinin yanında, mali, iktisadi, siyasal olma özellikleri de çok önemli bütçenin. Tabii, en başta da mali özelliği. Devletin gelir ve gider hesaplarını ortaya koyar çünkü. Devlet, ekonomiden –kapitalist piyasadan- ve toplumdan sağladığı kaynakları, siyasi bir tercih sistemi içinde, toplumun ihtiyacı olan kamusal hizmet alanlarına doğru yönlendirir.

En büyük gelir kalemleri nedir?
En büyük payı vergilerimiz oluşturur. Son yıllarda özelleştirme gelirleri önemli bir kaynak olarak görülmeye başlandı. Bunun yanında, dönem dönem başvurulan 2-B’ler gibi ya da vergi aflarından sağlanan kaynaklar gibi “parlak” fikirlerle ortaya çıkan kaynaklar, hükümetlerin çok sarıldığı kaynaklar oluyor. Çünkü, yeteri kadar vergi elde edemiyor.

Neden edemiyor?
Çünkü vergi ödeyenler asıl olarak çalışan, emekleriyle kazanan kesimler ve bu kesimlerin ödedikleri vergi, harcamaları finanse etmeye yetmiyor. Asıl vergi vermesi gereken yüksek gelir kesimleri, yani sermaye kesimleri çoğu zaman ya hiç vergi ödemiyorlar ya da çok düşük oranda vergi veriyorlar. Sermaye gelirlerini, emek gelirleri lehine ayıran bir vergi sistemi daha adil bir vergi sistemidir. Bizde tam tersine, sermaye gelirlerini kayıran bir vergi sistemi söz konusu.

Cumhuriyet tarihinde, emekçilerin korunduğu adaletli bir vergi sistemine en azından yaklaşıldığı bir dönem oldu mu?

Tam olarak değil ama belli dönemlerde özellikle emeğin örgütlenmesinin güçlü olduğu ‘80 öncesi dönemde gerek reel ücretlerin yüksekliğinde, gerekse bütçeden ayrılan payların sosyal niteliğini görebiliyorduk. Gerçi bunların seçim dönemlerine çok bağlı olduğu da bir gerçek olarak ortaya çıkıyordu. Popülist nitelikli bütçeler karşımızdaydı. Seçim dönemlerinde, oy alma beklentisiyle ücretlilere veya örneğin tarım kesimine kaynak aktarıyorlardı.

Bugün de seçim dönemindeyiz. Önümüzde üç seçim var. AKP’nin 2014 bütçesinde, seçim etkisini görebiliyor musunuz?
Bu artık o kadar kolay değil. Günümüzde bütün dünyada uluslararası kuruluşların da empoze ettiği bütçe disiplini kabul edilen bir ilke olduğu için, bütçelerde popülizm uygulamaları yerine, daha siyasi popülizm görüyoruz. Mesela KİT istihdamları seçim dönemlerinde uygulanan bir politikaydı ama artık bu aracı kullanacak KİT kalmadı. Yani artık seçimle bütçe ilişkisini kurmak, eskisi gibi kolay değil ama başka düzeylerde bunu kurabiliriz.

Hangi düzeylerde?

Mesela, zaten muhafazakar olan toplum yapısının, muhafazakarlık damarlarını daha fazla besleyerek, bunu dini duygularla daha çok kışkırtarak siyasi bir malzeme haline getiren pratikler üzerinden olabilir.

O halde bütçenin “Diyanet’leşmesi” tespitine katılıyorsunuz? Zira, 2014 bütçesinde Diyanet’in aldığı ödenek yaklaşık 800 milyon artışla 5.4 milyar liraya çıkarılmış.
Evet, bu söylenebilir. Diyanet dışında da, okullara konan din dersleri, bunların artırılması, hafız yetiştiren okullara önem verilmesi gibi eğitimin daha çok dinsel nitelikte olması bu yönelimi kanıtlıyor zaten.

AKP iktidarı uzun zamandır eğitime ayırdıkları payı artırmakla övünüyor. bu söylemin oransal karşılığı var ama eğitimin sorunları düzeleceği yerde, giderek kangrenleşiyor. Neden?
Baktığımız zaman bütçe içindeki pay olarak 4-5 puanlık artışlar var ama bu doğru bir oranlama mı, onu sorgulamak lazım. Yani, öğrenci başına eğitim harcaması rakamlarına bakmak lazım. Bütçe payı arttırılmış ama bu artış, gerçekte eğitimin ihtiyaçlarını ne kadar karşılıyor? Çok tartışılır bence. Uluslararası karşılaştırmalara göre Türkiye mesela matematikte en son sıralarda. “Eğitime bu kadar kaynak aktarıyorum” deniyor ama sonuçlar hiç iç açıcı değil.

Başbakan, “Dershaneleri özel okullara dönüştürün, öğrencilerin parasını da vereceğiz” dedi. Bu son örneğe de bakarak, bütçede eğitime ayrılan pay, eğitimin piyasalaştırılması için harcanıyor demek, abartılı mı olur?
Aslında bu özelleştirmenin farklı bir çeşidi. Literatürde buna yarı piyasalar deniyor. Yani, arz yanı özel ama talep yanı kamusal. Devlet parasını veriyor ama “Sen git istediğin okulda istediğin hizmeti satın al” diyor.
Sağlık için de bu söz konusu. Yarı piyasalar sistemi dünyada da uygulanan bir sistem. Burada amaç, hizmeti veren kurumları rekabet içinde daha etkin çalışmaya sevk etmek. Ama tabii iktisadi ilişkiler, siyasi ilişkilerden bağımsız değil.
Siyasetle iktisadın iç içe geçmişliği, önceki dönemlerde de karşımıza çıkan bir durumdur. Her iktidar dönemi, kendi iş çevrelerini, kendi sermaye gruplarını yaratmış, onlardan destek almış, onlara destek vermiş karşılıklı ilişkiler içinde oluşmuştur.

SAVUNMAYA AYRILAN KAYNAKLARIN NE KADAR OLDUĞUNU BİLMİYORUZ

2014 bütçesinde gerek MİT’e, gerekse polis teşkilatına ayrılan paylar dikkat çekici. İlk defa polise ayrılan pay, askere ayrılan payı geçmiş. Cemaatle yaşanan son kriz nedeniyle her iki kurum da tartışmaların göbeğinde. Siz bu artışı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devletin güvenlik harcamaları, devletin meşruiyetini sağlama aracı olarak görülür. Devletin havuç ve sopa politikalarının sopa yönünden güçlendiği Türkiye gibi otoriter devlet geleneğinin yüksek olduğu toplumlarda, bu sopa gösterme çoğu zaman ön plana çıkar. Devletin polis, emniyet, dış ve iç güvenlik hizmetlerine daha fazla pay ayırması beklenir bir şey.
Öte yandan savunma bütçesi konusunda Türkiye’de öteden beri bir şeffaflık sorunu vardır, biliyorsunuz. Savunmaya tam olarak ne kadar kaynak aktarıldığını bütçe üzerinden söyleyemeyiz. Çünkü bütçe dışı fonlar var savunmaya giden ve fonların ne kadar olduğunu, başka hangi kaynakların oraya aktarıldığı konusunda net rakamlar yok elimizde.

DENETİM ORGANLARI BAĞIMSIZ DEĞİL

Halktan toplanan vergilerin nereye, nasıl harcanacağının denetlenmesi konusunda Sayıştay devreye giriyor. Ama son dönemde Sayıştay’ın görevini yapmasının engellendiğine yönelik ardı ardına haberler çıkıyor. Denetçilerin de isyan ettiği engellemeler, “AKP’nin yolsuzluklarını kaçırma girişimi” olarak değerlendiriliyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye’de yöneticilerin kendilerini denetletmemek istekleri, bu yöndeki davranışlarının altında yatan da budur zaten. Bütçe kuruluşlarını yöneten yöneticilerin başlangıç hedefleriyle çok da uyumlu çalışmadıklarını zaten görüyoruz. Sayıştay dış denetim yapar. Yani, bütçeler ortaya çıktıktan sonra, uygunluk bildirimi verir. Kurumların bütçeleri ondan sonra kesinleşmiş hale gelir. Sayıştay’ın yanında bir de kamu kuruluşlarının iç denetim kuruluşları var. Ama gerek Sayıştay’ın, gerekse iç denetim kurumlarının ne kadar etkili çalıştığı konusunda şüphelerim var. Çünkü bir denetim kurumunun bağımsız olması gerekir. Ama Türkiye’de bakıyorsunuz denetim organları hükümetten çok bağımsız değil. Siyasi sistem içinde yöneticilerin izin verdiği ölçüde, hatta iç denetim kurumları mensuplarının yöneticiler tarafından atanması gibi bir organik bağ içinde gidiyorlar. İhtiyaç olduğunda da bunlar rahatlıkla uzaklaştırılabiliyorlar.

Muhalefet, Sayıştay’ın üç yıldır rapor göndermediğini, gönderilen raporlarda da “kurumların bilgi ve belge vermediği” yönünde eleştirilerin yer aldığını ifade ediyor. Aslında büyük bir skandaldan bahsediyoruz, ne dersiniz?

Evet. 2012 yılının kesin hesaplarına ilişkin uygunluk raporu konusunda çok itirazlar oldu. Gönderilen raporlar muhalefeti tatmin etmedi. Bu durum da yolsuzluk olduğu algısına yol açıyor tabii ki. Sayıştay konusu tam bir kaos durumunu almış halde görünüyor. Bu durumun kendisi bir skandal olmalı.

HEDEF  İKTİSADİ İSTİKRAR

Artan işsizlik ya da sosyal, kültürel ihtiyaçlar cephesinden baktığınızda, 2014 bütçesini nasıl değerlendirirsiniz?

Çalışan kesimler ihtiyaçları olan sosyal hizmetleri bütçeler aracılığıyla devletten alırlar, burada merkezi ve yerel yönetim bütçelerinden söz ediyorum. Bu sosyal hizmetler arasında eğitim ve sağlık yanında, kültürel hizmetler de olmalıdır tabii ki. Zira, bu hizmetleri piyasaya yani gelirin bir fonksiyonu olan piyasa talebine bırakmak, eksik üretilmelerine neden olacaktır. Oysa çağdaş bir toplumun bu hizmetlere ihtiyacı vardır. Örneğin 2014 bütçesinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na ayrılan pay genel bütçenin yaklaşık yüzde 4’ü kadar. Diğer yandan, özel bütçeli kurumlar içinde, Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi’ne ayrılan pay yüzde 1’in bile altında.
Yani, 2014 bütçesinde de, daha önceki yılların bütçelerinden çok da farklı olmayan bir şekilde, bütçenin sosyal niteliğini yeterince görmüyoruz. Zaten genel gerekçede de sosyal amaçtan çok az söz ediliyor.

2014 bütçesinin hedefi ne peki?

Temel hedefler olarak büyümenin potansiyel seviyeye çıkartılması, cari işlemler açığının düşürülmesi, dış şoklara karşı dayanıklılığın sağlanması gibi tamamen iktisadi istikrar hedefleri ön planda.
İşsizlik konusuna gelince; bütçe ile doğrudan işsizliğin önlenmesi çok mümkün değil, işsizlik sistemik bir sorun ve kapitalizmin krizleri içinde kaçınılmaz. Sistem içinde kaldığınız zaman ancak işsizliğe çözüm olarak daha çok yatırım, daha yüksek büyüme peşinde olmanız gerekiyor. Yerküre ciddi bir ekolojik kriz ile karşı karşıya iken, işsizliğe çözüm olarak büyüme yerine neden çalışma saatlerini azaltmıyoruz? Çünkü, sermayenin ve girişimciliğin karları azalacağı için bunu istemiyorlar.

 Prof. Dr. Hülya Kirmanoğlu

BOĞAZİÇİ Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden 1980’de mezun oldu. 1982-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, 2012’den bu yana da aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde görev yapıyor. Kirmanoğlu’nun maliye ve kamu ekonomisi alanında kitabı ve makaleleri bulunuyor.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Şaşkınlığım sadece, kaçıncı yüzyıldaysak onadır

SONRAKİ HABER

Ömer Çelik'ten asgari ücret açıklaması: Hiç kimsenin dediği tam olarak olmuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa