Hava-İş’te üç listeli kongre

Hava-İş’te üç listeli kongre

Türk Hava Yollarında (THY) hem grev hem de direniş kararlılıkla sürüyor. Direnişte 554 gün geride kalırken, grevde ise 253 gün geçti. Ancak THY çalışanları arasında gündem grev ya da direniş değil. Herkes önümüzdeki hafta sonu yapılacak genel kurulu konuşuyor. Grevdeki işçilerin de ilk gündemi bu. Çünkü genel kurulun, Hava-İş’in bütün çizgisini değiştirebileceği gibi grev ve direnişin de olumsuz sonuçlanmasına neden olabileceğini düşünüyorlar.

Gökhan Durmuş
İstanbul

Türk Hava Yollarında (THY) hem grev hem de direniş kararlılıkla sürüyor. Direnişte 554 gün geride kalırken, grevde ise 253 gün geçti. Ancak THY çalışanları arasında gündem grev ya da direniş değil. Herkes önümüzdeki hafta sonu yapılacak genel kurulu konuşuyor. Grevdeki işçilerin de ilk gündemi bu. Çünkü genel kurulun, Hava-İş’in bütün çizgisini değiştirebileceği gibi grev ve direnişin de olumsuz sonuçlanmasına neden olabileceğini düşünüyorlar.

Hava-İş Sendikasının 27. Genel Kurulunda üç listenin yarışması bekleniyor: Mevcut Genel Başkan Atilay Ayçin’in listesi, THY işvereni ile Hükümetin ortak çıkarttığı iddia edilen Reform Hareketinin listesi ve Gökkuşağı Hareketinin listesi.

Genel kurul öncesinde grevin durumunu, yürütülen tartışmaları ve seçimleri Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin ile konuştuk.

Grev nasıl gidiyor?

Henüz bir gelişme yok. Önümüzdeki hafta sonu yapılacak olan genel kurula bağlandı her şey. Biz her ne kadar ayrı tutmaya çalışsak da THY işvereni masada ve diğer alanlarda baş edemediği yönetimi uzaklaştırmak ve kendisine daha yakın bir yönetimi getirip işi o şekilde bitirmeyi tercih etti. Bunun dışında bir gelişme yok grev konusunda. İşe iade davaları lehimize sonuçlanmıştı. En son bir temsilcimize de iş başı yaptırıldı.

THY yönetiminin desteklediği iddia edilen liste kazanırsa grevin akıbeti ne olur?
Eğer karşı taraf kazanırsa, grevi işverene teslim edeceklerini açıkladılar zaten. Altı ay önce genel kurulla ilgili çalışmaları başlatıyoruz mesajı verdiklerinde, “Mevcut sendika yönetimi süreci iyi götüremedi. Biz geleceğiz ve toplusözleşmeyi imzalacağız. Daha sonra derlenip toparlanacağız sonraki dönemlerde de mevcut kayıpların telafisi içinde gerekirse grev yapacağız” diye bir açıklamaları oldu. Yani kargaların bile güleceği bir açıklama.

İşverenin istediği gibi imzalanırsa THY çalışanları ne kaybedecek?
Bugünkü çalışanların isyan ettikleri, grev öncesi kokpitteki çalışanlar, “Başkan yeter artık biz bu şartlarda çalışamıyoruz, iş yoğunluğumuz artıyor, kansorejen tehlikesi artıyor, kalp krizi geçiren, aşırı yorgunluktan dolayı damar tıkanlığı, beyin kanaması geçiren insan sayısı artıyor. Bu şartlarda çalışma sürdürülürse kaza riski artacak o nedenle biz paradan çok çalışma şartlarının uluslararası standartlara kavuşturulmasını istiyoruz” dediler. Genel kurulda biz kaybedersek o şartlarda çalışmaya devam edecekler. Dolayısıyla THY ile uçan insanların da uçma hakları ve can güvenliği tehlikeye girmiş olacak.

Çünkü gerçekten THY’de standart üstü bir mesai yapılıyor. Bizim söylediğimiz bunun uluslararası standartlara çekilmesi. Diğerleri ise “Biz bu şartlarda imzalayacağız” diyor. Bunu demek üyeye rağmen imza atmak demektir. Greve çıkma cesaretini gösterememiş ama hala bizleri arayıp, grevdeki arkadaşlarını arayıp “Sendikaya söyleyin sakın bu şartlarda imzalamasınlar. Artık dayanılacak şartlar değil, biz de vücut olarak iflas etme aşamasına geldik” diyen üyelerimiz var. Bu şartlar da imzalanırsa süreç eskisi gibi devam eder ve çalışanlar için kayıp anlamına gelir.

Her şey bir tarafa 554 gündür grev hakkına sahip çıktığı için, mahkemelerin işe iade kararı verdiği, Yargıtay’ın onayladığı, uluslararası tüm kuruluşların destek verdiği ve THY yönetimini bu davranışından dolayı haksız bulan bunca desteğin hepsi boşa gitmiş olacak. 253 gündür süren grev boşa gitmiş olacak.
İşveren ve Hükümetin oluşturmaya çalıştığı grevle bir şey kazanılmıyor, direnen işçi direnerek bir şey kazanamaz düşüncesini oturtmak. Dolayısıyla bu direniş eğer başarısız bir şekilde biterse sadece THY çalışanları kaybetmiş olmayacak, Türkiye işçi sınıfı değerlerini kaybetmiş olacak.

Kıdem tazminatları, özel istihdam büroları, bölgesel asgari ücret, taşeronluk, Ulusal İstihdam Stratejisi gibi geleceği güvencesizleştirecek uygulamalar kapıda bekliyor.
Bir de bunun üzerine başarısız bir THY direnişini koyarsanız Türkiye’de uzun süre işçi mücadelesinden bahsedilemez olur. O yüzden biz kendimizi sadece üyelerimiz için sorumlu hissetmiyor, Türkiye işçi sınıfına karşı sorumlu görüyoruz.

Maalesef sol söylemlerle mevcut sendika yönetimine muhalefet yaptığını iddia edenler, sırf Atilay Ayçin ve yönetimini götürebilmek için işveren ile ittifak yaparak kirli ilişkilere kadar işi vardırdılar.

Sizin bildiğiniz kadarıyla genel kurulda liste çıkarmaya hazırlanan kaç grup var?

Gökkuşağı Hareketi, Emek Meclisi, Reform Hareketi ve bizimle birlikte greve çıkıp daha sonra grevi kırarak iş başı yapan delege seçimlerinde Gökkuşağı ile hareket eden daha sonra onlardan da ayrılan İşçi Komitesi var.

İşçi Komitesi şimdi Reform Hareketi ile bir ittifak içerisine girdiler. Emek Meclisi Reform Hareketi adına çekildi. İşverenin desteklediği grup adına çekildi.

Gökkuşağı ise kendi delegesine hakim olamamanın aymazlığı ile bir şekilde tutunacak dal arıyor. Ama bu duruşları böyle devam ederse THY yönetiminin baskı ve tehditlerle çıkartmış olduğu Reform Hareketini, sözde solda duran Gökkuşağı ve Emek Meclisi kazandıracak.

Delege seçimlerinde bazı oyunların döndüğünü söylediniz. Neler bunlar?
THY çalışanı yarın kendisinin seçtiği, genel kurulda kendisini temsil edecek delegeyi tanımıyor.  Neden? Çünkü gerek Emek Meclisi ve Reform Hareketinin ortaklaştırdığı listeyi, gerek bazı işyerlerinde Emek Meclisi ve Reform Herketinin ortaklaştırdığı ve Gökkuşağının desteklediği listeyi bir çok ilde, bir çok işyerinde işveren adına yetkili ünite başkanları ve müdürler yaptı. O nedenle ilk defa delege seçiminde, delege oy verdiği listede kim olduğunu bilmeden oy kullandı.

Bir ikinci olay tüm delege listeleri işverenin yetkilendirdiği kişiler tarafından yapıldı. Bir üçüncü olay, şu an sendika başkanlığına ve sendika yönetimine aday gösterilen kişilerin şirkette hiçbir geçmişi yok.

Genel Başkan adayı Ulaştırma Bakanının yeğeni olarak ön plana çıkarılan, şirkette bir yıllık geçmişi olan, AKP gençlik teşkilatları ile bağlantılı bir vakıftan gelen, ticaretin her türlüsüne bulaşmış, ihalelerden pay kapan bir vatandaş. Uzaktan yakından sendikacılıkla, uzaktan yakından sınıf mücadelesi ile işçilikle ilgisi olmayan bir kişi.
Atilay Ayçin adı üzerinden muhalefet yapabiliyor, sol grupla ortak toplantı yapabiliyor. Bu sol grup nasıl bir sol grup? AKP’nin temsilcisi olan bir anlayışla sadece Atilay Ayçin yönetimini devirme zemini üzerinde buluşabiliyor.

Solun kendi içinde ittifakını anlarım, ama iktidar oldukları günden bugüne işçilere hep kaybettiren, işçileri zapturapt altına alan, işçilerin örgütlerini yandaş yapan, yandaş olmayanları bertaraf eden iktidarın yandaşı olduğunu çok açık söyleyen bir grupla ‘Atilay Ayçin gitmeli’ zemininde pazarlık yapılmasını anlamakta zorlanıyorum. Yani bu işlerin bu kadar ucuzlayacağı, bu kadar kirleneceği 40 yıl düşünsem aklımın ucundan geçmezdi. Ama maalesef bunları gördük.

TEK POLİTİKALARI ‘AYÇİN GİTSİN’

Peki siz bu hareketlerle görüştünüz mü?
Atilay Ayçin: Hayır görüşmedim. İşverenin 6 ay önce çağırdığı toplantılara katılan, ondan sonra yaptığı toplantılara kendi adamlarını gönderen, Atilay Ayçin’in gitmesi zemininde en gerici ittifaklarla kirli pazarlıklar yapan bu grupların öncü kadrolarıyla kesinlikle sırf genel kurulu kazanmak anlayışı üzerinden pazarlık yapmadım ve yapmayacağım. Ama delegeye her zaman kapım açıktır. Çünkü delege özgür iradesiyle karar vermemiştir, hatta kendi iradesiyle seçme ve seçilme hakkını dahi kullanamamıştır. Ben bu anlamda delegeden gelen her türlü teklifi değerlendiriyorum ve görüşüyorum. Delgelere verecekleri oyun sadece kendilerinin geleceği ilgili bir karar olmaktan çok THY çalışanı olan 17 bin-18 bin kişinin, dolayısıyla çoluğu çocuğuyla 40-50 bin kişinin geleceğiyle ilgili olacağını, bu nedenle sorumluluğu çok ağır bir karar olacağını anlatıyoruz. Zaten karşı tarafın sendika yönetimi adaylığı ilgili söylediği tek bir şey yok. Atilay Ayçin’i hangi zemin üzerinden eleştirdiklerine dair hiçbir şey yok. Ayçin’nin bıyıkları üzerinden bir takıntıları var; Ayçin’in sert duruşu ile ilgili eleştirileri var. Bunun dışında söyledikleri hiçbir şey yok. Çaldı diyemiyor, çırptı diyemiyor, sözleşmelerime dil uzatamıyor, örgütlenme konusunda varımızı yoğumuzu ortaya koyduk götürüyoruz, 305 işçinin atılmasıyla ile ilgili sendikanın olanaklarını seferber etmiş durumdayız. Hiçbir şeyin hesabını yapmadan bu direnişi dik tutmaya, ayakta tutmaya çalışıyoruz. Grev konusunda, siz de hatırlarsınız son anda Pilotlar Derneği tarafından, altını çizerek söylüyorum, pilotlar yanlış bilgilendirilerek grevden geri çekildi. Yalnız kalmamıza rağmen ürkek, korkak davranıp geri adım atmadık. 254 gündür grevi götürüyoruz, 554 gündür direnişi götürüyoruz. Buraya da bir şey söyleyemiyor.

SENDİKA İŞVERENE TESLİM EDİLECEK

Genel kurulda delegenin vereceği kararın bir anlamda sendikanın kaderini belirleyeceğini söylüyorsunuz. Eğer delege THY’nin desteklediği listeden taraf irade koyarsa bunun sonuçları ne olur? Buna karşılık sizin vaatleriniz nedir?

Eğer kazanırlarsa sendikayı kendi elleri ile götürüp işverene teslim edecekler. Artık bu sendika toplusözleşme yapma yetkisi olan ama yapma insiyatifini işverene kaptırmış bir sendika olacak. Hava-İş’in Bakırköy’deki genel merkezi THY’nin bilet acentası gibi işlemeye başlayacak. Yıllar sonra işçinin giremediği bir sendikaya dönecek. Orası THY işvereninin ve onun belirlediği yönetimin işçiler üzerinde bir baskı aracı olarak kullandığı mekanizma haline gelecek.

Biz kazanırsak 25 yıldır, gerek hükümetler karşısında olsun, gerek Türk-İş içerisinde muhalif duruşumuz olsun, gerek Türkiye toplumsal muhalefeti içerisindeki duruşumuz ve söylemimiz olsun, işçi sınıfının iktidar mücadelesine dönük bakışımız, yaklaşımımız olsun, özellikle örgütlenme alanında çok iddialı birtakım yeni girişimleri başlatacağımızı söylüyoruz.
Yine mevcut toplusözleşmelerde uluslararası standartların artık bu şirkette hakim olması, mevcut hakları taşımacılık sektörünün yeni koşullarına göre geliştiren, daha üst seviyede şartları kolaylaştıran, işçilerin lehine çeviren çalışmaların yapılacağı bir gelecek vadediyoruz. İşçinin bugüne kadar olduğu gibi hiç korkmadan gelip kapısını çalabildiği, genel başkanın odasına kadar randevusuz girdiği, her türlü duygusunu, her türlü düşüncesini dile getirdiği bir sendika olma özelliğimizi devam ettireceğimizi söylüyoruz.


GÖKKUŞAĞI HAREKETİ: Yönetim değişmeli, işçiler kazanmalı

BAHADIR ALTAN: Gökkuşağı 4 yıl önce sendika temsilcilerinin ve işçilerin oluşturduğu muhalefet. 4 yıl önce de işçilerin çoğunluğunun desteğini aldı. Ancak delege yapısı nedeniyle 1 oyla kaybetti. O günden beri işçiler içerisinde savunduğumuz politikaları yaymaya devam ettik. İşverenin oyunları nedeniyle sadece uçuş işletmede delege çıkartabildik. Burası toplam 15 bin çalışanın 10 bininin bulunduğu yer. Ancak burası delegelerin üçte 1’ini çıkartabiliyor. Üç grup var. En az delege, mevcut sendika yönetiminin. En fazla delege sayısı da işverenin çıkarttığı Reform Hareketi’nin, 107 delegeleri var. Delege olarak yazdıkları kişiler müdürlerin uygun gördüğü emirle yazılan kişiler. Bunların hepsi AKP’nin elemanları değildir.
İşçilerin ezici çoğunluğu bu yönetimin değişmesi gerektiği konusunda hemfikir. İşverenin gelmesini de istemiyorlar. İşveren kontrolünde bir sendika istemiyorlar. Biz bağımsız olarak hiçbir ittifak yapmadan çıktığımızda delege tabanının özgürce kullanacağı oylara güveniyoruz. Kazanacağımızı düşünüyoruz. Başkanlığı bir kişinin tekeline vermiyoruz. Dönüşümlü olarak 9 yöneticinin eşit oy hakkı ile bu yönetim erkini kollektif bir şekilde yürüteceğini söylüyoruz. Bir kişinin söz sahibi olduğu yönetimin havacılık iş kolundaki iş birliğine de uygun olmadığını düşünüyoruz. Biz şeffaflık getireceğiz diyoruz. Sadece kongre zamanında anlaşılmayan bir kitapçık dağıtmak değil...

Mevcut yönetimi değiştireceğiz, işverinin güdümüne de sokmayacağız. 6 profesyonelden 3’ü kadın. Kadınların temsiliyetini de önem gösteriyoruz.

Mevcut yönetimin 4 yıldır bizim hakkımızda söylemediği kalmadı. Çünkü kazanma şansı olmadığını görüyor. Kazanmak için işverenin listesi ile iş birliği yapmaya ihtiyacımız yok. Teknik delege seçimlerinde bizim liste çıkartmamız engellendiği için biz mevcut yönetimi destekledik, işveren kazanmasın diye... Nasıl işverenin listesiyle görüştüğümüzü iddia edebiliyorlar? Bunu nasıl açıklayacak?


REFORM HAREKETİ: Üyelere krediler vereceğiz

ÖMER ÖNDER HABERDAR: Delege sayısı olarak en kalabalık ekip biziz; 132 delegemiz var. Genel kurulu bekliyoruz. Şu an grevde olan personelin eksiksiz işlerine geri dönmelerini sağlayacağız, 305 kişinin geri dönmesi için çalışacağız. Sendikanın çok ciddi bir geliri var. Aylık 850 bin lira aidat geliri olmasına rağmen nereye harcandığı belli olmuyor. Şeffaf olup bunun delegeye dönmesini sağlayacağız. Sosyal tesisler, eğitimler, krediler vereceğiz.
Ben ekibin başında değilim ekibin içerisindeyim. Hiçbir siyasi partiye üye değilim. Karşı taraf benim AKP’li olduğumu söyleyerek seçim çalışması yürütüyor. Partiyle işimiz yok. Bu iş sendika işi. Amacımız sendikayı siyasetten uzaklaştırmak. Mevcut yöneticiler sendikayı idolojik yapıya dönüştürmüş. Bundan çalışanlar da rahatsız. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın yeğeni değilim ama akrabalığım var, 4 yıldır THY’de çalışıyorum.

www.evrensel.net