Mübadele değeri ve gol

Fotoğraf: AA

Mübadele değeri ve gol

“META üreten bir toplumda, öteki deyişle “pazar ekonomilerinde” birbirinden bağımsız, ama ekonomi düzleminde birbirine bağımlı meta üreticilerinin ilişkilerini tanımlayan Marksist ekonomi yasasının adıdır “değer yasası.” Sıkı bir tanım.

Veysel Atayman

“META üreten bir toplumda, öteki deyişle “pazar ekonomilerinde” birbirinden bağımsız, ama ekonomi düzleminde birbirine bağımlı meta üreticilerinin ilişkilerini tanımlayan Marksist ekonomi yasasının adıdır “değer yasası.” Sıkı bir tanım. Sıkı olduğu için de içine girmek zor mu zordur. Marx, anladığım kadarıyla “değer”i soyut bir ilişki ifadesi olarak kullanıyor. Ancak pazarda, algılanabilir, görünürleşir hale geliyor “değer”. Kâr/kazanç, profit, pazardan önce görünürleşmiş, demek, para olarak ifade edilmiş değil; mesela üretilen araba (yani: otomobil) satış sürecini kapsayan aşamada değerin görünürleşmesinin evrelerini de izliyor: tam da bu aşamada pazarlama (reklam, tanıtım vb.) işin içine giriyor; işin içinde ihtiyaç yaratıcı psikolojinin, sınıf statüsünü hatırlatmanın öneminin vb. tüketime çağrıları da var ki, bu evrede satışa katkıdan herkes payına düşeni alıyor. Yani: Pazar evresinde imalat aşamasını izleyen her adımda “kâr” (kazanç) zincirleme mesut ediyor pazarın aktörlerini. Bir başka deyişle, kârın görünürleşmesi, “parayla” ifade edilmesiyle eş anlamlı. Demek soyut “değer”, tıpkı uygulanmadığı sürece genel geçerli, mesela bir “fizik yasası” gibi soyut; fizik yasasına göre buharlı kazan mekanik gücün etkili olma imkanına dönüşmesidir. Meta da öyle işte.

Şimdi burada bir de “takas/mübadele değeri” meselesi var. Bu daha dert bir konu. (Şu “değer” teorisinin ben bugüne kadar yaşanan hayatın yap-sat-kazan ilişkisine doyurucu bir uygulamasını okuma saadetine ulaşamadım. Neyse.) Kapitalist, henüz kârın somutlaşmadığı aşamada, kârı güvence altına alır: (Anlayabildiğim kadarıyla): üretici/işçi, emeğini bir meta olarak satan, tanım gereği “özgür” emek pazarlayışıdır. (Aslında “özgür” kötü bir çeviri sıkça başvurulmuş olsa da; kastedilen işçinin kendisine ait emek-güç bu). Kapitalist de yatırım yapmış, bu emeğin somutlaşmasının imkanlarını sağlamıştır. Öyleyse emeğin bir meta “değeri” olmalıdır. Yatırım yapıp emeği de aynen kâr gibi (profit gibi) pazara, yani somutlaşmaya, görünürleşmeye yönelten kapitalistin de bu değer ile karşılaştırılabilir bir değeri olmalıdır. Bu ikisi arasında öyleyse bir mübadele ilişkisi bulunmaktadır. Al gülüm ver gülüm hali sözde. İşçi sınıfının bu mübadeleden son tahlilde (aslında daha ilk tahlilde) zararlı çıkmışlığının tahlilidir Kapital –elbette zararlı çıkanın anlayabileceği bir tahlil değildir ne yazık ki-. Çıkmayanların da. Doyumsuz soyutlama metnidir Kapital, akıl yürütme mucizesidir; soyutun içinde somutu yakalamanın başeseridir; öyle Hegel gibi falan ‘geist’lamaystla uğraşmaz. Orada soyut-soyut ilişkisi alıp başını gider son tahlilde; okuyup anlayabildiğim yerlerine dayanarak söylersem şu Kapital felsefe kürsülerinin başucu kitabı olmalıdır. (Öğrencilerden çok hocaların yetenekleriyle övünme fırsatı sayılır!)

Şimdi zurnanın zırt dediği yere gelelim. Adam 90 dakika biraz zorlanarak da olsa, bir “homo ludens” (Oynayan insan)  olarak zevkini alıyor. Yıl sonu için şöyle yaklaşık 2 milyon oyra/avro/ayro hesabına yatırılmış. (Tam yatmayınca zaten küstüm diye çekip gidiyor.) Sinemadan, müziğe, bestseller fabrikasının emekçilerinden! Eğlence sanayinin düzlemlerine, kısacası, “kültürel coğrafyanın” her alanına içte ve dışta uzatabilirsiniz bu örnekleri.

 Marx’ın “meta mübadelesi”, “değer” gibi konulardaki tespitlerinin  nerelere varacağını fark eden burjuva zekalıları elbette “mübadelede sunulan emeğin içinde “yetenek” de büyük pay tutar, deyip, maden ocağında canı dişinde, elli, yetmiş beş liralık yevmiye ile sahnedeki, sahadaki/filmdeki dakikası bilmem kaç bin dolara gelen ölçülmez, ikmal edilmez yeteneğin arasındaki hain uçurumu kapatmaya çalışırlar. Haindir, çünkü içine hep bu yeteneksiz tarafın emekçisi düşer durur.

Buyurun, Çarşılılar, Ultra olmayanlar, bilmem ne FB’cileri, en başta sizler kulüplerinize artık twiit mi atarsınız, tribünde pankart mı açarsınız: Şu rezil mekanizmayla ilgili ne yapmayı düşünürsünüz??? Artık somut insandan, sınıftan yana olmanızın vakti geldi. Metin Kurt ağabeyiniz hep uyarmadı mı: “Her gol işçi sınıfının kalesine atılmıştı!” diye. Demek sınıfın kalesine gol atanları desteklemek konusunda tartışmanın vakti de geldi.

www.evrensel.net