Nefret söylemi

Nefret söylemi

Sosyal medyanın yapısı gereği paylaşılan içerikler en hızlı yoldan sosyal medyada yayılmaktadır. Yani bu mecrada nefret söylemi içeren ifadelerin kitlelere yayılma hızı ve kitleleri etkileme gücü oldukça fazladır.

M. Gökhan AHİ*

Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak aşağılayan söylemler, halk üzerinde nefret ve kin duyguları yaratabilir. Bu duygular kitleleri saldırganlaştırabilir ve suç işlemeye itebilir. Dolayısıyla nefret söyleminin kamu güvenliği açısından tehlike doğurma ihtimali yüksektir. Türkiye tarihi, geleneksel basının ve siyasi liderlerin de tetiklemesiyle oluşan bir çok nefret söylemi ve bu söylemden kaynaklı saldırılarla doludur.
Nefret söylemi, 1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin bu konuda aldığı Tavsiye Kararı’nda tanımlandığı üzere “hoşgörüsüzlükten kaynaklanan, kendi gibi olmayanı ötekileştirmeye ve yalnızlaştırmaya yönelik, önyargılardan beslenen nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran” ifade biçimidir. Nefret söylemi genel olarak; kadınlara, cinsel kimliklere, yabancılara ve göçmenlere, değişik inançlara ve mezheplere, engellilere ve çeşitli hastalıklara yönelik olabileceği gibi spor ve siyaset alanına da yöneltilmiş olabilir. Bu tip söylemler aynı zamanda ırkçılık ve şiddet içeren ifadeleri de kendi içinde barındırabilir.
Nefret söylemleri, sosyal medyada haber sitelerinde, paylaşım ağlarında üretilebilmekte ve genellikle gündemle paralel olarak yön değiştirmektedir. Gezi Parkı olaylarında polis tarafından yapılan orantısız müdahaleler, siyasi liderlerin demeçleri sonucunda nefret söyleminin arttığı durumlar söz konusu olmuştur. Sosyal medyanın yapısı gereği paylaşılan içerikler en hızlı yoldan sosyal medyada yayılmaktadır. Yani bu mecrada nefret söylemi içeren ifadelerin kitlelere yayılma hızı ve kitleleri etkileme gücü oldukça fazladır.
Nefret söylemi içeren ifadeler belli bir gruba ya da bu gruba mensup belli bir kişiye yönelmişse veya işaret ederek belli bir kişinin anlaşılması sağlanıyorsa ve hakaret içeriyorsa, mağdurun adı verilmese dahi hakaret suçunun oluştuğu ve cezalandırılacağı unutulmamalıdır. Diğer yandan bu söylemler sosyal medyada halkı kin ve düşmanlığa sevk ediyorsa, kanunlara uymamaya tahrik ediyorsa veya suç işlemeye tahrik ediyorsa, ya da suçluyu övmek niteliğinde ise TCK’da düzenlenen bu suçlara getirilen yaptırımlar uygulanır. Nefret söylemi olarak adlandırdığımız bu eylem, TCK’da açıkça nefret suçu olarak tanımlanmamış ise de, bu eylemin karşılığı olarak yorumlanabilecek düzenlemeler söz konusudur.
TCK md. 216/1 ile ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama’ olarak düzenlenen bu eylemlerin alenen işlenmesi halinde oluşacak suç, hapis cezası ile yaptırıma bağlanmıştır. Geleneksel medya araçlarından basın yoluyla işlenmesi halinde de aleniyet unsuru net olarak gerçekleşmiş sayılır.
Nitekim öncelikle nefret içeren söylemin bu suçların unsurlarını taşıyıp taşımadığı, yani kamu güvenliğini tehlikeye atmasının söz konusu olup olmadığı; içeriğin suç içeren söylemler barındırıp barındırmadığına bakılmalıdır.
Ancak kanunu yorumlarken, ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı olmamak esas olmalıdır. Anayasa ile korunan ifade özgürlüğü hakkı gereği, herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir.
Bu bağlamda olumsuz görüş bildirmek, nefret içeren sözler sarfetmek toplumsal olaylar karşısında bir topumun bir kısmının veya tümünün vereceği olası tepkilerdendir. Ancak bu söylemlerin suça teşvik unsurunu içerip içermemesi, kamu güvenliğini tehlikeye atıp atmaması suçun varlığını tespit ederken önemli değerlerdendir. Yoksa toplumun belli bir kesiminde oluşan her söylemi, sırf yaygın bir görüşe ya da inanca aykırı olduğu gerekçesi ile nefret içerdiği ve suç oluşturduğu gerekçesiyle yargılamak hukuka aykırılık teşkil edecektir.

* Avukat

www.evrensel.net