Halının altından taşan pislik!

Halının altından taşan pislik!

Söz konusu çocuklar da olsa beynimizi bu şekilde çalıştırmaktan yüksünmüyoruz. Anormal kıstasımız farklı çünkü. 2012 de Pozantı Cezaevi’ndeki onlarca çocuğun yaşadığı cinsel istismarı ortaya çıkaran gazeteci Zeynep Kuriş gibi mesela. Yaptığı haberle altı ay tutuklu kalmayı “hak etmişti”! Fakat ne yaparsak yapalım halılarımızın altı, yüzleşmek zorunda olduklarımızı artık kaldırmıyor.

Zeliha GÜREL

“Bugün size insan haklarını ihlal etmenin en kötü yolundan, dünya çapında üçüncü sıradaki organize suçtan, 10 milyar dolarlık bir sektörden bahsedeceğim.” sözleriyle TED konuşmasına başlayan Sunitha Krishnan, üç çocuğun kan donduran hikayesiyle devam eder. Birinci hikaye Pranıtha adlı çocuğun bir simsara satılıp üç erkeğin tecavüzüne uğraması, ikinci hikaye Sahaheen adlı çocuğun bir vagonda defalarca ameliyat edilecek kadar tecavüze uğramış şekilde bulunması, üçüncü hikaye ise Anjalı adlı çocuğun ailesi tarafından satılarak yaşadığı cinsel istismar ile ilgilidir. Kaldığı yerden ekler; “Hindistan’da ve tüm dünyada cinsel kölelikle baş başa bırakılmış ve toplum olarak geri dönmesine izin vermediğimiz için ‘cezaları’ bitmeyen binlerce kadın ve çocuk gördüm. 3200 den fazla kurtardığım kadın ve çocuklardan hep aynı hikayeyi dinledim. İşkence hikayeleri. Ve bizler bunları yapan insanlar arasında yaşıyoruz. Çevremizdeler. Belki çoğunu bildiğimiz halde susuyoruz. Bunun kestirme yol olduğunu sanıyoruz. Maruz kalanların keyif aldığını düşünüyoruz. Halbuki aids, hıv, madde bağımlılığı gibi hastalıklarla uğraşıyor, her şeyden vazgeçiyorlar. Çünkü onlara seçenekler sunamıyoruz. Ve cinsel sömürüyü standartlaştırıyoruz. Onlarca erkeğin ırza geçmesini normal, bu insanların rehabilite olmasını topluma kazandırılmasını anormal buluyoruz.”

15 YAŞINDA TECAVÜZ

Sunitha Krishnan on beş yaşındayken sekiz kişi tarafından tecavüze uğramış ve tüm hayatını cinsel istismara uğrayan insanların kurtarmasına adamış Hindistanlı bir kadın. Kurtardığı kadınların çocuklarına eğitim veren sivil toplum kuruluşu olan Prajwala’nın kurucularından. Aynı zamanda yüzlerce insanın kaldığı sığınma evlerini işletiyor, bu kişilere iş imkanı sunan kuruluşlarla ortaklıklar kuruyor. Bu örnek mücadelenin sonucunda on dört kez tacirler tarafından dövüldüğü için sağ kulağı işitmeyen Krishnan cinsel istismarla mücadelede simge isimlerden. Birçok mağdura ulaşarak onları topluma kazandıran Sunitha bu konuda en büyük sorunun toplumun onları kabul etmemesi, görmezden gelmesi olarak tanımlıyor.
Krishnan yaşadığı kötü deneyimden inanılmaz bir azimle kendisini var edebilmiş. Fakat kendisinin de bir çok yerde dile getirdiği gibi aynı deneyimleri yaşayan yüzlerce insan bu kadar şanslı değil. Yaşadığımız bu topraklar da bu durumdan azade mi? Aynı mağduriyeti yaşayan fakat görmediğimiz, duymadığımız fark ettiklerimize de kapılarımızı kapattığımız sayısız cinsel istismar örneği ülkemizde elbette çokça mevcut. Üstelik Krishnan’ın da vurguladığı gibi bu eziyeti yapanlara masum bahaneler buluyor fakat eziyeti çekenlere tahammül edemiyoruz. Konuyla ilgili haberleri bi hatırlayalım. Cinsel istismar vakalarında karşımıza çıkan polisinden avukatına devletin her kademesinden insanın komik gerekçelerle aklandığına nasıl da aşinayız nasıl da normal karşılıyoruz. Çünkü elbet karşı taraf bunu hak edecek bir şey yapmış oluyor. Söz konusu çocuklar da olsa beynimizi bu şekilde çalıştırmaktan yüksünmüyoruz. Anormal kıstasımız farklı çünkü. 2012 de Pozantı Cezaevi’ndeki onlarca çocuğun yaşadığı cinsel istismarı ortaya çıkaran gazeteci Zeynep Kuriş gibi mesela. Yaptığı haberle altı ay tutuklu kalmayı “hak etmişti”! Fakat ne yaparsak yapalım halılarımızın altı, yüzleşmek zorunda olduklarımızı artık kaldırmıyor.

YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAK

Çocuk Hakları Gününün yıl dönümü haftasında çeşitli açıklamalar okuduk. Türkiye’de çocuk istismarı konusunda çok az sayıda çalışma ve istatistiksel veri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Resmiye Oral’ın açıkladığı verilere göre ülkemizde çocuklar 18’ine varmadan önce yüzde 20’den yüzde 35’lere varan oranda cinsel istismar yaşıyor. Fiziksel istismar çok daha yoğun. Çocuklarımızın yarısı fiziksel istismar yaşayarak büyüyor. İhmal bundan çok daha üst düzeyde.
Adli Tıp Uzmanı Selim Özkök açıklamalarına göre ise Türkiye’de 3 kız çocuktan birisi, erkek çocuklarda ise 5 erkek çocuğundan biri cinsel istismara uğruyor.
Fakat bu rakamlara rağmen bunları yaşamıyormuşuz gibi davranmayı seçiyoruz. Değerlerine çok bağlı oldukça ahlaklı ve muhafazakar bir toplumda yaşadığımızı düşünerek üç maymunu oynuyor, kendimizi kandırmaktan bıkmıyoruz. İnternette cinsel istismarla ilgili yüzeysel bir haber okumada dahi karşımıza çıkan sayısız örnek, durumun vahametini ortaya koyuyor aslında. Kaldı ki bunlar medyaya yansıyanlar. Deşifre olmayan durumları düşünürsek iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Kaç çocuk doğurmak gerektiğinden ziyade seçeneksiz bırakıp, tedavi etmeyip, ilgi göstermediğimiz, kapılarımızı kapattığımız çocuklarla nasıl bir gelecek hayal ediyoruz? Bunu düşünmeli ve bir an önce halının altını temizlemeliyiz.

www.evrensel.net