HDP’nin iletişim politikası

HDP’nin iletişim politikası

HDP yerel seçimlerde ilk kez yüzünü gösterecek yeni ve ‘umut veren’ bir parti olarak Türkiye siyasi sahnesine girse de ‘eski’ alışkanlıklarla kavga verme gereksinimi yazık ki ondan çok daha eski.

Sarphan UZUNOĞLU

Halkların Demokratik Partisi yerel seçimlerde ilk kez yüzünü gösterecek yeni ve ‘umut veren’ bir  parti olarak Türkiye siyasi sahnesine girse de ‘eski’ alışkanlıklarla kavga verme gereksinimi yazık ki ondan çok daha eski. Peki ya yaklaşan yerel seçimler öncesinde ‘eskinin alışkanlıklarına’ karşı yeniyi iletişimsel olarak pratiğe geçirmede HDP ve HDP’deki ‘temsil anlayışı’ yahut ‘iletişimsel strateji’ ne kadar başarılı?
Bunu anlamak için ilk olarak HDP’ye yakın medyanın ‘dizilişine’ bakmakta sıkı bir fayda var. HDP’ye yakın medya dediğimizde geniş bir kütleden bahsetmediğimizi bilmekte fayda var. Hele ki doğrudan HDP’nin parti olarak kurumsal kimliğini temsil eden medya dediğimizde durumun sıfıra sıfır elde var sıfır’a eşitlendiğini görmek zor değil.
Bu tabloya neden olan en büyük faktör HDP’nin geçmişte seçime girmiş tüm ‘koalisyon’ benzeri yapılarda da olduğu üzere ortaklaşa bir iletişim programı olmaması, daha da önemlisi, solun kendine ait gazetecilik pratiğinin Radikal ve benzeri gazetelerin temaları ve argümanlarıyla en azından geleneği olan Evrensel gibi gazeteler haricindeki mevcut internet portalları özelinde kısıtlanmış olması, HDP ve HDK içinde var olan siyasi birlikteliklerin medya kuruluşlarınınsa neredeyse tamamının maddi olarak da oy verenlerin desteği bakımından da garip bir yalnızlık içerisinde olmaları.
Bu yalnızlığı Gezi Direnişi, Newroz ve benzeri ‘tarihsel dönemeçlerde’ atlayabilse de HDP’nin kendine ait ve kendini ifade edebilen bir ‘medya alanı’na sahip olmaması, hatta HDP’nin henüz HDK’nin siyasal iletişim planından farklı bir planı yürürlüğe sokamamış olması, birçok anlamda hepimizin çok ciddi bir handikapla seçimlere hazırlandığımızı gösteriyor. Bu handikabın gerekçesi, başlı başına HDP’nin etrafını saran ‘iletişimsel yapının’ garip bir şekilde tekrar ve tekrar kuyu başı cinlerince kuşatılmış olması. HDP’nin genç, kendini göstermekten hiçbir şekilde korkmayan ve Gezi Direnişi’ne ‘turistik’ olarak gidip gelmemiş kadroları garip bir biçimde özellikle İstanbul’da yerel seçim öncesi görünmezleşirken, siyasetin alışıldık yüzleri alışıldık argümanlarıyla ortalığa ‘sürülmüş’ durumdalar.
HDP’nin bu ‘önde gelen isimlerinin’ -bu tabir HDP’nin doğasına tamamen aykırı olması gerekirken HDP’nin doğası olmaya yüz tutmuş durumda- Gündem’de yazar sıfatıyla HDP’yi anlatmaya başlamalarıyla da birlikte, HDP’nin ‘yerel seçim öncesi’ iletişim hamlesine dair birçok övgü ortaya serildi. Ancak burada hem siyasi hem iletişimsel bir problem olduğu nedense atlanıldı. Bu problem iki ayaklı: Birincisi Özgür Gündem’in Kürt Özgürlük Mücadelesi’ni Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin dilinden anlatma misyonunun AKP’ye ve neoliberal sisteme yakın ve sıcak ama HDP’ye de yakın -bunun nasıl olduğunu keşke birileri izah edebilse- isimlerce anlatılmasına dönüşümü birinci kertede Kürt halkının ‘yayın’ ihtiyacının önünde bir engel oldu, ikincisi de hâlâ sıradan bir ‘gazete yayınının’ ya da ‘köşe yazarı revizyonunun’ Gezi sonrası yerel ve genel ihtiyaçları karşılayacağına dair öngörü fazlasıyla romantik ve hatta fantastik olmasıydı.

HDP İLETİŞİM MİLİTANLARINI YETİŞTİRMELİ

Bu bağlamda HDP’nin acil bir biçimde AKP’nin ve CHP’nin olduğu üzere sosyal medya ekipleri kurması, kendi iletişimsel militanlarını yetiştirmesi, HDP’yi değil de HDP içerisindeki tartışmaları ve HDP’yi çekmek istedikleri yönü anlatarak HDP’yi AKP ve CHP karşısında zayıflatanları, genişlemeyi değil de inadına bizbizeliğe savunanları eleyip Gezi’den kalan ruhu ayakta tutabilecek isimlerle iletişim stratejisini sürdürmesi şart.
Aralarında Müslüman vicdani retçilerden işgal yapan işçilere, seks işçilerinden sokak müzisyenlerine azınlıklardan mütedeyyinlere çok geniş bir farklılıklar kolektivitesi kurmayı başarmış olan HDK projesinin iletişimsel anlamda da siyasal anlamda da HDP’leşmesi, yukarıdan aşağı işleyen iletişim normlarının HDP’den tamamen atılıp aşağıdan yukarı kendi kendini temsil eden, kendi yapan ve kendi üreten bir siyasetin üretilmesi seçimler öncesinde HDP için tek şanstır.
Yatay, aşağıdan, kendi kendine gibi kavramların kullanımından çok bu pratiklerin harekete geçirilmesi, Gezi’nin imgesinin hızlı bir şekilde yerel seçim çalışmalarına görsel ve işitsel olarak yansıtılması, dahası ‘sloganlar farklı isimler aynı’ mantığının yerine kongrelerde gördüğümüz o farklı ve genç yüzlerin ‘kongre rengi’ olmaktan çıkarılıp iletişimsel militanlar haline getirilmesi HDP’nin ve Türkiye’deki yeni sol siyasetin önündeki tek şans.
Keza, Gezi Direnişi ‘kasetle siyaset yapılan’, ‘pazarlıkla ülke yönetilen’ bir siyasal ortamda temiz, yeni ve samimi olan, başkasının ‘büyük sözlerine’ ihtiyaç duymayan bir iletişimsel stratejiyi zorunlu kıldı ve bunu yapmaya en yakın siyasi yapının da kendisini koca sütunlu sıkıcı gazetelerin sütunlarında yitirmemesi için  yapması gereken o sütunların karası üstüne sinmemiş kent mücadelesinden, toplumsal cinsiyet mücadelesine birçok alanda kendini göstermiş isimlerinin iletişimsel elçiler olarak öne sürülmesidir. Aksi halde her biri geçmişten bugüne gelen ‘kavgaların’ ve ‘tartışmaların’ izini taşıyan temsilcilerin HDP gibi bir çokluk platformunun genişlemekten ziyade daralmasına yol açacağı aşikardır. HDP halklara aitse, halkların temsiline terk edilmelidir, temsilcilerin değil. Bu dünyanın her yerinde yükselen aşağıdan siyasetin iletişimsel koşuludur. HDP kendi aynasında Gezi’yi, kendi iletişim süreçlerinde iç ve dış mekanda Gezi Ruhu’nu görmedikçe yerel seçimlerde de başarıyı hedeflemesi oldukça hayalci olacaktır. Hayalci olmakta bir sakınca olmasa da bu hayali doğru görmenin yolu olarak 2013 yazı hepimizin önünde belgelerin en haysiyetlisi olarak durmaktadır.

 

www.evrensel.net
ETİKETLER Sarphan Uzunoğlu