Biraz ciddiyet lütfen!

Biraz ciddiyet lütfen!

Bizzat kendisinin çözümler sunmak üzere sorumlu olduğu bir alanda “imza kampanyası” düzenleyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, çözümü kimden bekliyor acaba? “Pardon ben yapamadım, siz yapın” mı deniyor?

Aylin OKUTAN

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü kapsamında hem dünyada hem de ülkemizde şiddetin ortadan kaldırılması için mücadele edenler, seslerini ve taleplerini daha yüksek sesle ifade eden birçok eylem ve etkinlik yaptı. Mitingler, yürüyüşler, basın açıklamaları, söyleşiler, film gösterimleri, forumlar, ev toplantıları, imza kampanyaları vs. Hepsinin de kadına yönelik şiddete karşı mücadele sürecinde farklı şekillerde katkısı var.

Ve şiddetin ortadan kalkması için yapılan her işin, üretilen her sözün, ortaya konulan her talebin dönüp bağlandığı yer ise doğal olarak Hükümet, devlet ve devlete bağlı kurumlar oluyor. Söz konusu kadına şiddet olunca, tepkilerin ve taleplerin en çok yöneldiği yer ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Çünkü Bakanlık hem kadına yönelik şiddetin önlenmesinden sorumlu, hem de bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablonun bizatihi sorumlusu. Bu nedenle kadınlar şiddete karşı mücadele ederken hem Bakanlığı sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyor, ama aynı zamanda Bakanlığın da dahil olduğu politikalara karşı mücadele ediyor.

İŞİNİZİ YAPMIYORSUNUZ, BARİ DALGA GEÇMEYİN

Peki Aile Bakanlığı, bu 25 Kasım’da ne yaptı dersiniz? Merak edip, “ne açıklama yapılmış acaba” diyenler, Bakanlık tarafından başlatılmış olan, “Kadına Yönelik Şiddete Hayır İmza Kampanyası” ile karşılaştılar. “Ortak olmayacağız, seyirci kalmayacağız. Kadına karşı şiddete son vermek için el ele verelim. Kadına karşı şiddetle mücadelede üzerimize düşen görevi yapmak üzere; Kararlıyız, biz de varız” diye bitiyor metin. Evet yanlış değil, şaka değil, Bakanlık kadına yönelik şiddete karşı imza topluyor. Bu yazıyı yazıldığı sırada 28.502 kişiydi imza atanlar.

İMZAYI KİM TOPLAR? GEREKEN İŞLERİ KİM YAPAR?

Yıllardır imza kampanyaları düzenlemiş, imza kampanyalarına katılmış biri olarak bu tür kampanyaların çeşitli açılardan işe yaradığını biliyorum. Bu nedenle, mesele imza toplamanın kendisi değil. Evet, imza herhangi bir şeyle mücadele ederken yararlanabileceğiniz araçlardan sadece biridir. Ama mesele, imzayı kimin ve ne için topladığı, kimden ne istediğidir. İmza kampanyası en başta bir protesto biçimidir. Bir şeyin değişmesini sağlamak, en azından o konu hakkında gündem oluşturmak, bundan sorumlu olanlara “biz de varız” demek, sesinizi duyurmak, sesinizi örgütlemek ya da bu konuda kimin sorumlu olduğunu ilan etmek için imza toplarsınız. Bir talebiniz ve bu talebin yerine getirilmesinde sorumlu kurumlar vardır. Sorumlu olanların yerine getirmediği görevler ya da sorumluların yanlış uygulamaları nedeniyle zarar gören, bundan rahatsızlık duyanlar ilgilileri imzaları ile göreve çağırırlar.

BAKANLIK TOPU TACA ATIYOR

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, alt birimi olarak da Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ise kadına yönelik şiddeti ortadan kaldıracak uygulamaların yerine getirilmesi başta olmak üzere, kadın erkek eşitliğinin sağlanması konusunda sorumlu olan kurumdur. Genel Müdürlüğün misyonu “Ülkemizde kadın erkek eşitliğinin sağlanması, toplumsal yaşamın tüm alanlarında kadınların konumlarının güçlendirilmesi ve kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi için politikalar üretmek, strateji geliştirmek, tüm paydaşlarla iş birliği yapmak ve koordinasyonu sağlamak” olarak belirtilmektedir. Gayet açık. Peki o zaman Bakanlık, kendi sorumluluğunda olan bir konu için kimden ne bekliyor? Ne için imza topluyor? “Pardon ben yapamadın, siz yapın” mı deniyor? Bu, birinci olarak kendi sorumluluğunu üzerinden atmak demektir. Kim olduğu belli olmayan birilerine topu atmak demektir. İkinci olarak ise, bir şey yapıyor görünüp, aslında bir şey yapmamak demektir.
Örneğin bu imza kampanyası şöyle olsaydı: Bakanlık, gerçekten bu konuda samimi olarak üzerine düşeni yapmaya çalışıyor olsa, ortaya önemli planlar koysa, ama bu planları iktidar, başka mekanizmalar ya da ilgili diğer kurumlar tarafından engelleniyor olsa… Olmaz ya, Bakanlık da dönüp bu konunun tüm muhataplarına gelin bunlarla birlikte mücadele edelim ve bunları birlikte yola getirelim dese ve böyle bir mücadele çağrısı yapsa? Örneğin, Adalet Bakanlığını, İçişleri Bakanlığını bu konudaki görevlerini yapmaya zorlama talebinde bulunsa… Şu kadar bütçe olmadan bu iş olmaz, bu bütçeyi ayırın diye Meclisi uyarma çağrısı yapsa… Kadın-erkek istediği şekilde yaşar kimse buna karışamaz, açıklamalarınızı geri çekin diye Başbakana sözlerini geri almaya çağırsa… O zaman imzanın bir anlamı olabilirdi.
Ama durum böyle değildir. İktidarın hık deyicisi, kadınların yaşamını zorlaştıracak her türlü politikanın, ideolojinin onaylayıcısı, savunucusu ve uygulayıcısı, kadına yönelik şiddetin mevcut durumunun bizzat sorumlularından olan bir Bakanlık var karşımızda. Ve şiddete karşı yapmaları gereken çok daha önemli görevler varken, uluslararası bir sempozyum düzenliyor ve imza topluyorlar. İşinizi yapmıyorsunuz, bari dalga geçmeyin… 


KADINLARIN İMZALARINA CEVAP YOK

Bakanlık bu imzaları topladığı sırada, Küçükçekmece Dayanışmasından kadınlar da imza topluyordu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüze karşı sözde değil gerçek anlamda önlem alması talebiyle binlerce imza topladılar ve imzalarını 25 Kasım’da yaptıkları eylemle Bakanlığa yolladılar. Bu, Türkiye’nin her yerinde çeşitli zamanlarda toplanarak Bakanlığa gönderilen imzalardan sadece bir örnek.
Yine 2012 yılında Kayseri, Kocaeli gibi illerde çeşitli mahallelerde kadınlar imzalar toplamış ve bakanlığa göndermişlerdi. Ancak bakanlıktan topladıkları imzalara ve kadınların taleplerine ilişkin hiçbir cevap gelmemişti.


Bİ' SUS ALLASEN!

Bakanlığın imza kampanyası için çeşitli etkinlikler de yapılmış. Bunlardan biri de, Tokat Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından bir stant açılarak imza kampanyası için destek toplanması. Konu ile ilgili İl Müdürü Cem Gül tarafından yapılan ve basından öğrendiğimiz açıklama, keşke standı hiç açmasaydınız dedirtiyor. İl Müdürü, “Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok mesuliyet vermiş. Fakat günümüzde kadınlarımız hak ettikleri değeri göremiyor” diye başladığı açıklamasında, ülkemizde her ay 6 kadının aile içi şiddete maruz kaldığını söylemiş (dikkat edin cinayet değil, aile içi şiddet ve ayda sadece 6 kadın!! ). İl Müdürü ayrıca, “İl Müdürlüğü olarak kadınların hak ettiği yaşama kavuşmaları için var güçleri ile çalıştıklarını, bunu yaparken de aile hayatının toplum içerisindeki önemini bilerek titizlikle görevlerini yürüttüklerini” söylemiş. Fazla söze gerek yok, anladınız siz onu…


REKLAM GÜZEL DE UYGULAMA YOK!

* Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, şiddet mağduru 100 kadına panik butonu dağıtılacağını söylemişti.  Ancak hem bu butonların dağıtılması için uzun süren mahkemelerde karar alınması zorunluluğu, hem de kadınların koruma kararına rağmen polislerin tutumu dolayısıyla yine şiddetle baş başa kalmaları gerçeği değişemedi.
* Türkiye’nin ilk imzacı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nde “Şiddet mağdurlarına insan haklarına uygun bir şekilde ve süratle destek verilecek” deniliyor. Ancak koruma altındayken bile kadınlar öldürülüyor. Son olarak, haziran ayında eşi tarafından defalarca bıçaklanarak öldürülen Muhterem Göçmen’e, cinayetten 8 gün önce korunma kararının uygulanması için başvurduğu karakoldan “Bütün polisler Gezi’de” yanıtı verildiği ortaya çıktı.
* Yasaya göre, TRT’de her ay en az 90 dakika toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadının toplumsal yaşama katılmasına dair yayın yapılması gerekiyor. Ne var ki bu yönde etkili yayın yok. TRT’de kadınları aşağılayan sözler eksik olmuyor!
* Bakan Şahin, her mahallede Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin açılacağını duyurmuştu. İlk olarak KOZA adıyla Samsun’da pilot uygulaması başlatılan ŞÖNİM’lerin şiddeti önlemesi hedefleniyordu. Ancak erkeklerin de destek alabileceği merkezler olan ŞÖNİM’ler, kadınlara yeterli bilgi hizmetini sunmadığı ve  şehir merkezinin dışında kurulduğu için kadınların erişimi çok zor.
* Devlet koruması altındaki kadına devlet tarafından geçici maddi yardım yapılması gerekliliği yasada öngörüldü. Bu hükmün gerektiği biçimde uygulanıp uygulanmadığı bilinmiyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına verilen soru önergelerinin çok az bir kısmı cevaplanmış durumda.


# ERKEKSEN ÖFKENİ YEN

Bu 25 Kasım’da en çok konuşulan ‘kampanya’lardan biri de kurucuları arasında Başbakanın kızı Sümeyye Erdoğan’ın da bulunduğu Kadın ve Demokrasi Derneğinin (KADEM) “Erkeksen Öfkeni Yen” kampanyası idi.  Televizyonlarda gösterilen kamu spotunun yanı sıra, 5 büyük gazeteye tam sayfa ilan verildi, otobüslerdeki 16 bin tutacağa da kampanya afişi yerleştirildi. Sosyal medyada da #erkeksen başlığıyla duyurusu yapıldı. 
Şiddeti “öfke kontrolü”ne indirgeyen, şiddet uygulayan erkeklerin “rehabilitasyonu” ile sorunun çözüleceğini düşünen bir Aile Bakanının kampanyaya destek vermemesi düşünülemezdi elbette.  Bir yandan  erkeklerin yine yüceltilen “erkeklik” duygularına seslenen, diğer yandan kadınların karşılaştığı şiddeti erkeklerin biriktirdiği öfkeyi tutamamalarına bağlayan bu anlayış, kadına karşı şiddetin kaynaklarına karşı yanlış bir yönlendirme yapıyor. 
Ancak bu kampanyanın geçmişi de var elbette. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı şiddet sorununun bir “şefkat sorunu” olduğunu, ailelerde kocaların “kendilerinden daha zayıf yaradılışta olan diğer aile üyelerine karşı” şefkat duygularını kaybetmelerinden kaynaklandığını söyleyerek şiddete uğrayan kadınlara hizmet sunacak sığınaklar yerine “aile toplum merkezlerinin ve aile irşat merkezlerinin” yaygınlaştırılmasını önüne hedef olarak koymuştu.

www.evrensel.net