Limon çiçeği kokan yaz(ı)lar

Limon çiçeği kokan yaz(ı)lar

Geçmiş yaz, limon çiçeği kokuyordu; “Geçmiş Yaz Defterleri” ise yazlarında limon çiçeği kokan yazılardır, bir bakıma...

Kıymet Ceviz

Geçmiş yaz, limon çiçeği kokuyordu; “Geçmiş Yaz Defterleri” ise yazlarında limon çiçeği kokan yazılardır, bir bakıma... Hilmi Yavuz, okurlarına limon çiçeğini duyumsatmak için olsa gerek; “Belki de Yaz’ımı okuyanlar limon çiçeği kokusu olarak algılasınlar istiyorumdur kim bilir!” diyerek not düşer parantez içine...

Şairimiz; “Ne zaman diye sorma, ne zaman yaprağın fetreti gülün kıyâmına gülün kıyâmı ağacın isyanına dönerse işte o zaman”  der ya hani “Bedreddin” adlı şiirinde, işte nasıl ki zamanı “gülün kıyâmı ağacın isyanına” döndüğü bir vakitte mıhlıyor ve “imliyorsa”, denemelerinde de şöyle kaydediyor; “zaman bir gülün usulca açılmasıdır, diyeceğim, görülen bir şeydir zaman”(sf.48)

Hilmi Yavuz’un yaz(ı)ları bir ömre sığdırılmış birçok “şey”e dem vurmaktadır. O şey’ler kimi zaman gayet feylesofi bir eda ile gözlemlere, duyumsayışlara konu olmaktadır. O açıdan denemelerini salt geçmişe ait yazılar olarak değerlendirmek doğru olmaz. Kaldı ki dostuyla hasbihal eder gibi konuşuyor okuruyla. Sonra kendine dönüyor, içine, en çok da tek başına kaldığında düşünüyor, duyumsuyor, ‘algıladığı’ gibi yaşamı yaşamanın tadına varıyor. Tespitleri, kendine yönelttiği eleştirileri ile de felsefi birikimini sunuyor okurlarına. Öte yandan varoluşunu tanımlıyor ve geçmiş yaz defterlerinin kaydını tuttuğu o yaz’lara gidip geliyor, hangi yaz’ı yeniden yaşamak istiyor acaba diye düşünürken o soracağınızı ezelden bilirmiş gibi yanıtsız bırakmıyor sizi.

Hilmi Yavuz, imge’yi şiirlerinde nasıl muhafaza ediyorsa yazılarında da aynı şekilde önem verir, ayrıntılar zenginleştirir ziyadesiyle. Sanki düş ve dize bir olup Nesir’e akar, o nedenle dize toplayıp durursunuz hasat dönemi gelince. Yavuz’un da dediği gibi, boşlukları doldurmak için imge lazım gelir, imge o sebeple vardır, olmalıdır. Evet, tıpkı Edip Cansever’in “Mendilindeki Kan Sesleri”, Ahmet Muhip Dıranas’ ın “Olvido”sundaki kederli lavanta çiçeği gibi.. Ve de o dağlara karşı durduğu vakitlerde, yazıya dökülen harfleri “Kazım’ın mısır tarlalarındaki başakları” gibi...

BULANIK DEFTER

“Ah, güzdür, güzdür o, bulanık defter!”Bulanık Defter’in girişinde böyle karşılıyor okurunu... Geçmiş Yaz Defteri ile Bulanık Defter arasında yaşantıların dile getirilmesinde Araf’ta kalışını yazıyor. Bir geçiş dönemi olmalı diye düşündürüyor okuru. Yaz’ın o parlak güneşli gökyüzü yerini güz mevsiminde bulanık, kapalı bir havaya devrediyor. Öyle ki insanın hâlet-i ruhiyesi de bu geçiş sürecinden nasibi olanı alır. “Ben niye hüzne sığınıyorum hep?” diye soruyordu ve onu yine kendi dizeleriyle selamlamak adına: “Hüzün ki en çok yakışandır bize”... Güz’e geçerken de varoluşum geçmiş’ti derken de kendi deyimiyle bir yazın yumağını çözüyordu.

Hilmi Yavuz’un Deneme türünde yazdığı bu kitap belki biraz daha farklı idi alışılagelmişlerden. Örnek verecek olursam; Doğan Hızlan, “Ne Kadar Mozart O Kadar Süt” kitabında, nasıl ki  deneme ve köşe yazılarını birleştirip bir tat oluşturmuş  ise; Hilmi Yavuz da çok ayrı bir koku yaymıştır, limon çiçeği kokusu...

www.evrensel.net