Kurgudan da garip

Kurgudan da garip

Bu hikâyeyi bildiğinize eminim. Ünlü yazar bir gün daktilosundan çıkan karakterle gerçek hayatta karşılaşır. Onu yaratmıştır, kaderini çiziyordur. Önce şaşırır, sonra bundan yararlanmaya çalışır. Bir sevgili yaratır kendisine, hoşlandığı kişiyi kendisine aşık eder. Her şey yolundadır. Derken bir gün yarattığı karakteri kontrol edemez hâle gelir. Hikâye artık parmaklarından çıkmıştır. Kendisiyle, çizdiği kaderle savaşmaya başlar. Kim kazanacak? Muhtemelen delilik.

İnan Özdemir
İstanbul

Bu hikâyeyi bildiğinize eminim. Ünlü yazar bir gün daktilosundan çıkan karakterle gerçek hayatta karşılaşır. Onu yaratmıştır, kaderini çiziyordur. Önce şaşırır, sonra bundan yararlanmaya çalışır. Bir sevgili yaratır kendisine, hoşlandığı kişiyi kendisine aşık eder. Her şey yolundadır. Derken bir gün yarattığı karakteri kontrol edemez hâle gelir. Hikâye artık parmaklarından çıkmıştır. Kendisiyle, çizdiği kaderle savaşmaya başlar. Kim kazanacak? Muhtemelen delilik.

Birkaç haftadır Lance Armstrong’un çeşitli mecralara verdiği söyleşileri okuyoruz. İlk olarak bisiklet sitesi Cycling News’te gördük kendisini. Sonra İngiliz Daily Mail gazetesinde çıktı karşımıza. Biri klâsikti. Nasıl yaptı? Ne oldu? İkincisi daha enteresandı. Lance’in doping yaptığını gördüğünü söyleyen ilk isimlerden Emma O’Reilly ile buluştu. Emma, ABD’li bisikletçinin takımı US Postal’ın masözüydü ve her şeyi görmüş, her şeyi anlatmıştı. Doğruyu söylediği için bedel ödemiş, hayatı birkaç sene Lance ve çevresi tarafından cehenneme çevrilmişti.

NEDEN ŞİMDİ KONUŞUYOR?

Ne anlama geliyor bütün bunlar? Lance Armstrong birdenbire pişman oldu ve geçmişiyle yüzleşmeye karar mı verdi? O kadar basit değil. Bütün bu söyleşiler, açıklamalar, küçük ve yeni anılar, fazla ayrıntıya girmeden ortaya atılan suçlamalar. Hayır, bu kadar basit değil.

Kontrol, her zaman Lance Armstrong için anahtar kelime oldu. Bütün kariyeri boyunca çevresinde olan biten her şeyi kontrol etmeye çalıştı. Yarışı kontrol et, takımı kontrol et, doktorları, rakiplerini, aileni, dostlarını, sana yamuk yapanları, seni koruyanları, övenleri, eleştirenleri kontrol et. Hepsi Teksaslı için ipleri elinde tutması gereken alanlardı ve o da öyle yaptı.

Hikâye, en önemlisiydi. En baştan beri. 99’da Fransa Bisiklet Turu’nu kazandığında yazarlar asrın spor öyküsünü ellerinde tuttuklarını hissediyorlardı. Parlattılar. Arkasını Lance getirdi. Bir karakter yaratmıştı. Onu oynuyor ve dünyaya sunuyordu. Bu bazen bir kitapla oldu, bazen bir söyleşiyle. Bütün büyük propaganda dehaları gibi o ve ekibi de milyonları inandırmayı başarmıştı.

Sonra bütün parçalar yerle bir oldu. Doping yaptığı ortaya çıktı ve kazandığı zaferler elinden alındı. Biraz geri çekildi, dönüşünü Oprah ile yaptı. Yeni bir hikâyenin kapıları aralanmıştı bile.  Gözyaşı dökmeye başladı. Fazla dökmedi, kararında. Pişman gibiydi ama çok belli etmiyordu. Özür diliyordu ama pek hissetmiyorduk. Gerçekten yaptıkları için mi üzgündü yoksa yakalandığı için mi?

Bu sorunun yanıtını bugün hâlâ bilmiyoruz. Lance Armstrong konuşmaya devam ediyor ve sürekli benzer şeyleri söylüyor. Başka şekillerde süsleyerek. Tek suçlu olmadığını, sistemin onu ve diğer herkesi nasıl bu hâle getirdiğini anlatıyor. Tekrar tekrar. Cezasının adil olmadığından bahsediyor. Eskiden kırdığı, tehdit ettiği, hayatlarını cehenneme çevirdiği insanlarla nasıl barışmak istediğini anlatıyor. Uluslararası Bisiklet Birliği’ni suçluyor.

LANCE’İN GERÇEK ENDİŞESİ

Neden bu çaba? Evet davaları var. Evet imajını düzeltip, yeni gelir kalemleri yaratmak istiyor. Sponsorsuz kaldı ve ekonomik geleceğini düzeltmek istiyor. Fakat hepsinin ötesinde başka bir endişeyi görüyorsunuz bütün bu resim içerisinde. Hikâyesinin başkalarının eline geçtiğinin farkında. Hakkında belgeseller yapılıyor. Alex Gibney’nin elinden çıkan The Armstrong Lie dünyada gösterime girdi. Kitaplar yazılıyor arka arkaya. Filmler çekiliyor. JJ Abrams’tan Stephen Frears’a herkes onun hikâyesini anlatmanın yollarını arıyor. Yarattığı karakter artık sadece kendi malı değil.

Ne olursa olsun, Lance Armstrong’un hikâyesinde bir küçük virgül bütün bunlar. Asla nokta gelmiyor. Galiba kimse tam olarak o noktayı koymuyor. Doping konusundaki her şeyi otoritelere anlatacağını, eğer istediği imkânlar oluşturulursa bütün deneyimlerini paylaşacağını söylüyor. Bir senedir böyle. Bir senedir bunu dinliyoruz. Gittikçe daha az dinliyor gibi yaparak. Karakter de, hikâye de artık onun değil. Fakat konuşmaya devam ediyor. Bu böyle sürüp gidecek.

Ne demişti F. Scott Fitzgerald? “Amerikan hayatlarında ikinci perde yoktur.” Lance Armstrong zirveyi ve dibi gördü. Ortası için, hikâyenin gelişme bölümü için artık çok geç.

www.evrensel.net