Son devrimci hâlâ yaşıyorsa onur teslim alınamamıştır

Son devrimci hâlâ yaşıyorsa onur teslim alınamamıştır

Paşalar ‘ikinci bir emre kadar’ yasaklamışlardı; önce direnmeyi, ki özümüzde vardı en korkusuzundan, sonra umut etmeyi, ki mesleğimizdi… yürek harcı kitaplarımızı, türkülerimizi, sevdamızı ama illa da onurumuzu; el değmemiş apak…

Mine NAZARİ

Paşalar ‘ikinci bir emre kadar’ yasaklamışlardı; önce direnmeyi, ki özümüzde vardı en korkusuzundan, sonra umut etmeyi, ki mesleğimizdi… yürek harcı kitaplarımızı, türkülerimizi, sevdamızı ama illa da onurumuzu; el değmemiş apak… Ve tekrarlamışlardı etekleri zil çalarak bütün yardakçıları, zulmün borazancıları  ve namus pazarlayanları; onur ‘ikinci bir emre kadar yasak’,
Oysa Spartaküs’ten bu yana tarihe kayıt düşülmüştü; son devrimci hâlâ yaşıyorsa onur teslim alınamamıştır.
Bir ülkenin gökyüzü kapkara kirletilmişken, histerik vahşet çığlıkları inletirken eylem adımlarımızı hâlâ anımsayan sokaklarımızı, dağlarımıza filiz kıran fırtınası vurmuşken; onur ete, kemiğe bürünmüş, gırtlak gırtlağa savaşıyordu zulüm zindanlarında, çeliğe karşı çırılçıplak yürek...Yani topal karıncanın yürümesi duyulurken  dışarıda, içeride kızılca kıyamet kopuyordu.
Sonra bir ses yükseldi kavganın en koyu yerinde; ‘Ben anayım’ dedi bir zindan önünde, daha o sabah ürkerek evinden çıkmış bir kadın.. ‘Ben anayım’ ve biraz daha fazla yükseldi yanı başında bir başka ses ‘ ben de anayım’, ‘biz de anayız’ dediler sesleri çoğaltıp diğerleri…
O halde şimdi evlatlarımızı savunacağız, çünkü biziz o umutların kaynağı, biz kattık sütümüze sevdaları insandan yana, dillerindeki o kahraman türküler bizim ninnilerimizdi ve biz sardık kundaktan önce onura… Şimdi oğul zamanı kararı aldılar, kavilleştiler nazlı kızlarıyla oruçlara yatmaya…Bedeninin yarısını açlık grevlerinde bırakmış oğluna, kızına ‘neden?’ diye sorduğunda bir ana, ‘onurumuz için’ yanıtını aldığında bir daha çoğaldılar her seferinde…Artık nerede kör bir zindan varsa, nerede bir işkence hücresi ;analar oradaydılar ışık ışık..
Didar ablanın yürek ateşiydi zindan demirlerini eriten, kelepçeleri çaresiz bırakan ve tir tir titreten zindan duvarlarını.
Artık her işkencecinin kabusuydu Fadime Ananın bize bal, bize ışık, bize vaaay oğul gözleri, bembeyaz tülbentiyle Metin yaralarımıza ana sargısı…
Ve upuzun bir ağıttır Berfo Ana’mız her kayıp evinde yakılan; Kürtçe, Türkçe, Lazca..acının her dilinden yani. Şimdi  Emine Ana, Hanife Ana, Elmas Ana, Zeycan Ana, Hanım Tosun artık bir parça daha öksüzdür Berfo Anamızdan sonra.
Sonra isimleri tek tek anılamasa da sıcaklıkları, yiğitlikleri, büyük emekleriyle her dar anımızda destanlaşan, büyüyen gül kokulu, kına kokulu bütün analarımız yine o koca yüreklerinde soluklandırdılar; oğlunu dar ağacına, canını alaca kuşa kaptırmış şehit analarımız.Birbirlerinin yaralarına merhem oldular her daim…
Yoksa hangi ana yüreği dayanırdı tek başına; Altındağ’ın sarı çocuğu Necdet Adalı acısına..
‘Ben güle oynaya gidiyorum’ yiğitliğine Serdar Soyergin’in..
Ve öz oğlumuz, kardeşimiz Erdal Eren bakışına mavzer misali..
‘Mezarımı yol kenarına kazın üzerine devrim şehidi yazın başına yumruklu yıldız kazın , gidiyorum ölümsüzlüğe hoşçakalın’ gidişli Veysel Güneyimize..
Salıncakta sallanan güzel bir çocuk çağrışımlı Ahmet Saner’imize,,
Celladına ‘Sakin ol kardeşim, aceleye gerek yok ‘ tebessümü yollayan Kadir Tandoğan’ımıza..
‘O büyük gün geldiğinde’ aramızda olmaya kavilli Mustafa Özenc’imize..
Son mektupları bile faşizmi korkutup 30 yıl tutsak edilen Necati Vardar, Seyit Konuk ve İbrahim Ethem Coşkun yiğitlerimize..
Doğum gününde kendi sandalyesini tekmeleyen Ali Aktaş’ımıza..
‘Tüm Türkiye halklarına selam olsun, adım hüzünle birlikte anılmasın’ coşkusu ülkem üstünde yankılanan Ramazan Yukarıgöz’ümüze..
Yoldaşlarına mücadele anılarını miras bırakan Ömer Yazgan’ımıza..
O anıların kahramanlarından Erdoğan Yazgan ve Mehmet Kambur’umuza..
Yiğit sesiyle çok sevdiği ‘gün ışımış güller tomurcuk açmış’ türküsünü söylerken bilincimizde kazılı duran İlyas Has’ımıza..
Dersim dağlarının eteğinde bir türkü, munzura coşku, faşizme korku Hıdır Aslan’ımıza..
Biz geride kalanlar onurumuz deriz hiç ölmeyen büyük ölülerimize,en sıcak yerinde taşırız isimlerini yüreklerimizin, her birinin yüzünden bir parçayı yüzümüze ekleriz..
Biz kavga çocukları onurumuza taç yaptık kavga analarını,dik başlarımızı yalnızca onların ellerini öpmek için eğeriz..
Böyledir... Bize ne varsa “onur” adına yazıldı. Size, yani tarihin kan emici yarasaları, size utanç olarak yazılır.

www.evrensel.net
ETİKETLER Mine Nazari