Protestoculuk da bir yere kadar!

Protestoculuk da bir yere kadar!

23 Kasım’da Eğitim Sen “Meslek Onurumuza ve Haklarımıza Sahip Çıkıyoruz” adlı merkezi bir etkinlik düzenledi. Sözde öğretmenler günü öncesi eğitim emekçileri devlet şiddetine maruz kaldılar. Bu eylemle ilgili kimi hususlara dikkat çekmek gerekir diye düşünüyorum.

Olgun Eroğlu*

23 Kasım’da Eğitim Sen “Meslek Onurumuza ve Haklarımıza Sahip Çıkıyoruz” adlı merkezi bir etkinlik düzenledi. Sözde öğretmenler günü öncesi eğitim emekçileri devlet şiddetine maruz kaldılar. Bu eylemle ilgili kimi hususlara dikkat çekmek gerekir diye düşünüyorum.
Eğitim emekçilerinin mücadele tarihinde merkezi Ankara mitinglerinin ayrı bir yeri vardır. Taleplerini dile getirmek için eğitim emekçileri, defalarca yurdun dört bir yanından Ankara’ya geldiler. Bu gelişlerin birçoğunda da devlet şiddetiyle karşılaştılar. Binlerce emekçinin iki gün boyunca sokakta yattığı 16-17 Haziran eylemi hâlâ hafızalarımızda. Üniversite öğrencisi olduğum o yıllarda bizi bile heyecanlandırmıştı.
Merkezi Ankara mitingleri, Eğitim Sen’de her zaman bir heyecan yaratmış ve eğitim emekçileri çağrıları hiçbir zaman yanıtsız bırakmamıştır. Ta ki son dönemlere kadar... Son zamanlarda bu eylemler giderek sendika merkezlerinin “bir şey yapma” aracına dönüştü. Belli bir mücadelenin bir parçası olarak değil de yapmış olmak için yapıldı. Önce eylem kararları alınıp, talepler ona uyduruldu. Eylemler giderek kitleselliğini de yitirerek kadro eylemlerine dönüştü. Bunun da sonu gelecektir, kadrolar da buna bir yere kadar dayanacaktır! Nitekim bu TİS döneminde, KESK tarafından yapılan kadro eylemine kadrolar bile cevap vermedi.
İyi planlanmayan ve örgütlenmeyen, talepleri net ve sınırlı olmayan eylemler örgüte giderek daha fazla zarar veriyor, emekçiler nezdinde sendikamızın güvenilirliğini sarsıyor. Eğitim Sen, on binlerce eğitim emekçisini sokağa döken bir sendika iken 4-5 bin kişiyle merkezi Ankara eylemi düzenler hale geldi. Yüz binlerce eğitim emekçisini sorunları etrafında bir araya getirerek sistemin karşısına dikmek yerine, kadrolarla “direniş destanları” yazan protestocu bir örgüt olduk. 23 Kasım eylemi de tipik böyle bir eylemdi. Somut bir iki talep yerine içine her şeyin konulduğu talepler silsilesi vardı. Talepleri elde etmeye dönük bir tutum yoktu, protestoculuk vardı. Eyleme katılan bazı arkadaşlara “Somut olarak bugünkü talebimiz nedir?” diye sorduğumda, çok çeşitli cevaplar aldım. Katılan sınırlı sayıda eğitim emekçisi arasında bile eylemin amacı konusunda bir fikir birliği yok-tu ve ne olduğunu bile anlayamadan polis saldırısına maruz kaldılar. Kendi koyduğu bir eylemi nerde ve nasıl başlatıp bitireceği konusunda kafası karışık ve sadece “gündeme girmeye” çalışan bu yönetim anlayışı, artık günü bile kurtaramıyor.
Gerçek olan tek şey ise her türlü devlet şiddeti karşısında eğitim emekçilerinin yılmadığı, korkmadığı ve doğru yönlendirilmeye muhtaç bir mücadele azminde oldukları.
KESK, aralık ayı sonunda greve hazırlanıyor.
Hangi taleple mi?
Önemli değil, sendika seçimlerine doğru bir grev yapalım da, talepleri buna uydururuz!
Umarım böyle olmaz. İşyerlerinde çalışan tüm emekçilerin, etrafında birleşeceği taleplerle, diğer sendikaları da yadsımayan bir grev olur. Zira birçok konuda köşeye sıkışan AKP Hükümetinin en son isteyeceği şey budur.

*Eğitim Sen Ankara 2 No’lu Şube Eğitim Sekreteri

www.evrensel.net