Mağduriyet yaratmak yanlış

Mağduriyet yaratmak yanlış

MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Çoban, Suriye’de cihat adına savaşanların İslam’a zarar verdiğini söyledi.

Faruk AYYILDIZ
Diyarbakır


Suriye’de iç çatışmalar şiddetini artırarak devam ediyor. Yüzlerce cihatçı örgüt Esad rejimiyle savaşırken diğer yandan da Rojava’ya saldırıyor. Türkiye’den sayısız gencin kandırılarak, Suriye’ye cihat için savaşmaya götürüldüğü defalarca medyaya yansıdı.
Suriye’ye savaşa götürüldüğü söylenen gençlerin büyük bölümünün Kürt illerinden olduğu dile getiriliyor. MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Çoban, Suriye’de cihat adına savaşanların İslam’a zarar verdiğini belirterek, “Hangi amaçla olursa olsun bir ülkenin topraklarına, başka ülkelerden insanlar götürüp orada mağduriyet yaratmak Türkiye başta olmak üzere herkes için yanlış bir politikadır” dedi. Çoban, sorularımızı yanıtladı.  

Öncelikle MAZLUMDER, Rojava’yı nasıl tanımlıyor, değerlendiriyor?
Dünyadaki tüm hak ihlalleri ile ilgilenmeye çalışıyoruz. Yanı başımızda da bir yangın var. Ciddi ihlaller, inanılmaz düzeylerde yaşanıyor. Suriye’de devam eden savaşta bir süre öncesine kadar en güvenli yer, Rojava’ydı. Karanlık, paramiliter odakların Rojava’da yer edinmek istemesi nedeniyle ciddi çatışmalar başladı. Tabii bunun sebebi ne olursa olsun yerleşik halka yönelik saldırılar kabul edilemez. Rojava’da insanların kendi topraklarını koruma, kendi kaderini tayin etme hakkı söz konusudur. Bu noktada başka ülkelerden savaşçıların toplatılıp getirilmesi hangi amaçla olursa olsun doğru ve ahlaki değil.  Rojava’daki çatışmaların temelinde Kürtlerin statü sahibi olmasının engellenmesi yatıyor. Esed yönetiminde Kürtler, kimlik sahibi olamıyorlardı. Hal böyle olunca yaşadığımız sorunun temelinde yine Kürtlerin bölgenin sahibi olması yatıyor. Burada kendisini ve topraklarını korumaya çalışan halk ile bazı paramiliter güçlerin çatışması var.

PARAMİLİTER GÜÇLER
Karanlık, paramiliter dediğiniz güçler kimler?

Yüzlerce örgütten söz ediliyor. Bu örgütler İslami midir, gayri İslami midir bilmiyoruz. Çünkü yapılanların İslam ile bir alakasının olmadığı kanaatindeyiz. İslam adına katliam yapılmasını bir Müslüman olarak doğru bulmuyor ve bunun Müslümanların tamamına bir kötülük olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla orada yapıldığı söylenen katliamların İslam adına yapılması kabul edilemez. İster ideolojik, isterse din adına, başkalarının mülkiyet haklarını gasbedip onlara saldırmanın hiçbir hukukta yeri yok. Uluslararası savaş kuralları var ama Suriye’de bu bile uygulanmıyor. İslam adına kan dökülmesi taraftarı değiliz.

Rojava’da bir devrim olduğunu düşünüyor musunuz?
Bu şu an için gözlemleyebildiğimiz bir husus değil. Ancak Esed’den sonra orada bir devrim olup olmadığı belli olacak. Suriye durulduktan sonra göreceğiz. Çünkü şu an hiç sağlıklı bilgilere sahip değiliz.

BÖLGE ÜZERİNDE CİDDİ OYUNLAR VAR
Türkiye’den Suriye’ye cihada götürülen binlerce gençten, insandan bahsediliyor. Buna dair size bilgi geliyor mu?

Bölge üzerinde oynanan ciddi oyunlar var. Çeşitli dağlık bölgelerde de benzer söylentiler var. Somut olarak aileler bize başvurmadı ama söylenti bilgileri var elimizde. İnsanların çeşitli vaatlerle kandırılıp, savaşa götürülmesinin açıklanabilir vicdani ve ahlaki bir boyutu olmadığını düşünüyoruz. Genç yaşta insanları savaşa alet etmek doğru değildir.

Suriye’deki cihatçı örgütlere destek verdiği iddia edilen Özgür-Der, HÜDA-Par gibi dernek ve partiler de tartışılıyor, tepki görüyor. Siz bu duruma dair neler düşünüyorsunuz?
Bazı sıkıntılar var ama bu kurumların açıklamalarını da net destekliyoruz beyanını hatırlamıyorum. Çok yakından takip etmedim ancak bölgede ismini söylediğiniz kurumlarla ilgili çeşitli sıkıntılarda oluyor. Rojava ile ilgili herkes aynı düşünmeyebilir. Bize söylenen daha çok insani yardım yapıldığı. Fakat bunun kime, nasıl ulaştırıldığı konusunda bizim elimizde de bir bilgi yok. Fakat kim tarafından olursa olsun savaş odaklarına herhangi bir yardımın yapılmasının doğru olmadığı kanaatindeyiz.

TÜRKİYE’NİN POLİTİKASI DOĞRU DEĞİLDİ
Türkiye’nin Suriye’deki cihatçı gruplara desteği hem ülkede, hem de ülke dışında ciddi tartışma konusu. Hatta bazı cihatçı örgütlerin Türkiye’yi tehdit ettiği basına yansıdı. Siz buna dair neler söylersiniz?
Tüm köşe yazarları, Türkiye el altından bazı örgütlere destek verdiğini yazıyor artık. İktidar adına bundan bir dönüş söz konusu. Türkiye’nin savaş içerisine çekileceği şartların oluşacağı bir duruma Türkiye’nin başından beri karşı olması gerekirdi. Türkiye’nin Rojava ve Suriye politikaları çok doğru olmayan politikalardı.Bundan bir dönüşüm olacak inşallah. Burada herhangi bir çetenin ya da örgütün tehdidi nedeniyle de bazı adımlar atmamak doğru değil. Hak ihlali doğurmayacak bir tedbirler zinciri oluşturulabilir. Suriye’de 800 cihatçı örgütten bahsediliyor. Tekrar ifade edeyim; hangi amaçla olursa olsun bir ülkenin topraklarına, başka ülkelerden insanlar götürüp orada mağduriyet yaratmak Türkiye başta olmak üzere herkes için yanlış bir politikadır. Esed’i gitmeye zorlayacak savaş dışındaki yol, yöntemleri düşünmek lazım. Çünkü Suriye üzerine farklı aktörler, devletler ve hesaplar var. Onu koruyanlar da var, ona karşı olanlar da.

Lübnan Hizbullah’ı da bu savaşın aktörlerinden. AKP ve iktidara yakın çevreler Esad’a desteğinden dolayı “Hizbul-şeytan” tanımlamasında bulundular. Bu tanımlamayı destekliyor musunuz?
Bu söylemleri, tanımlamaları İslam’dan, İslami bir düşünüş tarzından ziyade uluslararası ilişkiler ve menfaat ilişkileri çerçevesinde düşünmek gerek. Yıllarca desteklediğiniz bir örgüte yeri geliyor Hizbu-şeytan diyebiliyorsunuz. Türkiye’deki iktidar bu tanımlamayı kullandığı için destekleyenler var. İktidar dedi diye siz de bunu söylüyorsanız ciddi bir yanlış var. O yüzden din çerçevesinden ziyade uluslararası çıkar ilişkileri üzerinden bakılmalıdır. Lübnan Hizbullah’ı kendisini koruma düşüncesiyle farklı yol, yöntemler bulmuş olabilir. Hizbu-şeytan denilmesini bir siyasi iktidarın talebiyle olduğunu düşündüğüm için sağlıklı bulmuyorum.

Alevi olduğu için kafası kesilen şoförlerin görüntüleri AKP’ye yakın medya tarafından dahi gösterilmişti...
Bu korkunç bir durum. İnsanlara dinlerinden dolayı zulüm etmek, katmerli zulümdür. Cihad adı altında yapılan öldürmelerin meşru olmadığını düşünüyorum. Suriye’de karışık bir ortam var ve hukukunu oluşturup, ben haklıyım diyebilir. Birisi Allah için, diğeri başka şeyler için bunları yapar. Bu da tüm ölümleri meşru göstermek olur. Cihad adı altında oraya gidip böyle işleri yapmak dine ve İslam’a büyük zarar veriyor. Dünyadaki İslam algısına ve imajına çok büyük zararlar verdi Suriye’de yaşananlar.

BULANIK BİR ORTAM VAR
Bölgedeki İslamcı çevrelerin bu konulara dair çok tartıştığını, açıklamalar yaptığını da duymuyoruz. Söylediğiniz üzere net bilgiler olmamasından kaynaklı mı bu sessizlik?

Bulanık bir ortam var. Herkes yaşananları  görmek istediği pencereden görüyor. Mesela bölgede yaptığımız raporlamalar gibi Rojava’da bir raporlama da yapamadık. Sanırım İHD’nin kısmi bir çalışması oldu ama o da sınırın bu tarafında mı, diğer tarafında mı hatırlayamıyorum. Gelen mültecilere ilişkin İstanbul şubemiz bir çalışma yaptı. Şu an Rojava’da kim kimdir, kim ne yapıyor üzerine netlik olmadığı için, bunlar zulüm ediyor, bunlar da etmiyor dersek kendimizi bağlamış oluruz, hem de buna hakkımız yok. Çünkü olaylar bizim dışımızda gerçekleşiyor. Bazı dernekler, partiler sosyal medyada hedef gösterildiklerini söylüyorlar ve tepkileri buna. Ben bir Müslüman ve insan hakları derneği yöneticisi olarak din adına katliam yapan kişilerin, İslam’a zarar verdiğini söylüyorum ama bölgede hangi dernek parti cihatçı grupları destekliyor, desteklemiyor tartışmasına girersek hedef göstermiş oluruz. Adı geçen kurumların direkt olarak beyanlarına bakmak lazım. Ama sosyal medyada da bu konularda ciddi bilgi kirliliği olduğu gerçek. Bazı dernekler biz hedef gösteriliyoruz diyor. Bazıları bize neden molotof atıyorlar, başkalarına atmıyor diyorlar. Karmaşık durumlar yaşanıyor.

ŞUBE YÖNETİMİ KARAR VERECEK
Konuşulan İslam kongresi de var. MAZLUMDER bu kongreye katılacak mı?
DTK’nın tüm çalışmalarına genelde gözlemci sıfatıyla katıldık. Tabii burada gözlemcilik sıfatının dışarısına çıkılıp çıkılmayacağına şube yönetimi karar verecek. Bir ziyaretleri de söz konusu da oldu ama bizim tutumumuz gözlemci sıfatıyla katılmaktır. Ama yeni bir tutum alınıp, alınmayacağını yönetim belirleyecek.

www.evrensel.net