Akademi özgürlük, ifade özgürlüğü ve nefret

Akademi özgürlük, ifade özgürlüğü ve nefret

Geçenlerde gazetelerden okuduğumuz kadarı ile Rotterdam İslam Üniversitesi (RİÜ) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz bir yazısında “Gezi Parkı olayları, dinsizler, PKK’liler, sarhoşlar, faizciler ve CHP zihniyeti tarafından tertipleniyor” ifadelerini kullanmış ve “Gezi Parkı’nda hükümete karşı olanlar… Cami düşmanı mimarlar, komünist sendika liderleri, Müslümanları katleden Esadçılar, Alevilikten nasibi olmayan ve o adı kullanan dinsizler.

Dikran M. Zenginkuzucu

Geçenlerde gazetelerden okuduğumuz kadarı ile Rotterdam İslam Üniversitesi (RİÜ) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz bir yazısında “Gezi Parkı olayları, dinsizler, PKK’liler, sarhoşlar, faizciler ve CHP zihniyeti tarafından tertipleniyor” ifadelerini kullanmış ve “Gezi Parkı’nda hükümete karşı olanlar… Cami düşmanı mimarlar, komünist sendika liderleri, Müslümanları katleden Esadçılar, Alevilikten nasibi olmayan ve o adı kullanan dinsizler. Yani kısaca Avrupai  yaşayan ailelerin çocukları, Ermeniler gibi Türk ve Müslüman olmayan aile çocukları” şeklinde devam etmiş (Radikal, 19.10.2013). Anlaşılıyor ki Rektör şehir planlamacılarını, mimarları Cami düşmanı olarak görüyor, protestolarda yer alanları dinsiz, komünist gibi sıfatlarla (sanırım kötü anlamda kullanıyor) ihbar ediyor, onları Müslüman katili ilan ediyor ve en sonu Türk ve Müslüman olmayanları –Ermeni kelimesini kullanarak da pekiştiriyor- ve seküler çevreleri hükümete karşı dinsiz darbeciler olarak nitelendiriyor. RİÜ hakkında internette kısa bir tarama yapıldığında 1997’de kurulduğunu, tek bölümünün olduğunu ve 2010’da Hollanda’da İslam Teolojisi lisans diploması vermeye akredite olduğunu anlıyoruz. Özel okul statüsünde olduğu için Hollanda hükümetinden maddi yardım görmeyen okulun Türkiyeli dinci vakıflar ve girişimciler tarafından finanse edildiği iddia ediliyor1. Geçenlerde YÖK’ün de RİÜ’nün lisans ve yüksek lisans diplomalarının denkliğini kabul etmesiyle Rektör Akgündüz “Artık Türkiye’de… mezunlarımız da başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, devletin bütün kadrolarına müracaat hakkını elde etmiş oldular”  açıklamasını yapmış (Hürriyet, 31 Ekim 2013). Böylece biz de (resmî din dışında) teoloji eğitimi ve gereksinim duyulan din adamlarını yetiştirmek üzere bir okul kurulabildiğini ve demokratik bir ülkede bunun mütekabiliyet esâsına bağlanmadığını görmüş olduk ama konumuz bu değil…  
Geçen hafta YÖK’ün kuruluşunun yıldönümüydü, demokratik üniversiteyi ve akademik özgürlükleri tekrar yâd ettik. Akademik özgürlüklerin en önemli sacayaklarından biri düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Düşünce ve ifade özgürlüğü olmaksızın akademik tartışma ortamının sağlanamayacağı ve bilimsel üretim yapılamayacağı açıktır. Rektör Akgündüz’ün yukarıdaki sözlerinden dolayı Hollanda Parlamentosunda soru önergesi verilmesi üzerine RİÜ yaptığı açıklamada akademik özgürlüklere ve ifade özgürlüğüne atıfla Rektör hakkında “Gezi Olaylarını akademik bir şekilde değerlendirmiş ve… akademik bir tarzda Gezi Olaylarını tertipleyenleri de analitik bir tasnife tabi tutmuştur” demektedir2. Peki, akademik özgürlük ve ifade özgürlüğü nefret söylemini de kapsamalı mıdır? Nefret söylemini dışarıda bırakacaksak ifade özgürlüğünü nasıl korunmalıdır, sınırları nasıl çizilmelidir? Daha doğrusu nefret söyleminin yasaklanmasının faydası nedir ve bu fayda ne oranda kısıtladığı haklardan üstündür?

NEFRET SÖYLEMİ BİR HAK MIDIR?

Nefret söylemi ırk, renk, milliyet, etnik köken, din ve inanç, cinsiyet, cinsel yönelim ya da kimlik, yaş, engellilik ve diğer farklılıkları nedeniyle bir kişi ya da gruba yönelik saldırgan, aşağılayıcı, korkutucu ve düşmanca bir ortam oluşturan söylemleri ifade eder. Bu söylem sözlü olabileceği gibi yazılı da olabilir veya grafik ya da fiziksel simge ve hareketleri de kapsayabilir. Nefret suçu önyargı ve nefret saikıyla işlenen bir suç iken nefret söylemi ceza hukuku çerçevesinde suç teşkil etsin etmesin nefret taşıyan ve önyargılı ifadelerdir. Nefret söylemi bir suç teşkil etmese dahi suçu teşvik etmekte, azınlıklar için güvensiz bir ortam doğurmaktadır.
Nefret söyleminin yasaklanmasının ifade özgürlüğünü kısıtlayacağını ileri sürenler nefret söyleminde mağdurun belirsiz olduğu ve ülkelere göre listenin değişebileceğini, zarar ile söylemin bağının kurulamayacağını savunmaktadırlar. Kimsenin incitilmeme hakkı olamayacağını belirten bazı yazarlar açıkça şiddete yönelmeyen söylemlerin yasaklanmasının ifade özgürlüğüne ölümcül bir darbe vurabileceği kaygısındadırlar.
İfade özgürlüğü temel bir insan hakkıdır. Kişiler popüler olmayan, farklı düşüncelerini hatta incitici düşüncelerini ifade edebilirler ancak bu söylemin hedef aldığı kişi ya da grubun ifade özgürlüğünü kullanabileceği güven ortamını ve psikolojik sağlığını tehdit eder hale gelmesi durumunda diğerlerini haklarını ihlal eder hale gelmektedir. ABD’li akademisyen M. Matsuda “saldırgan söylem salgınının bir maliyeti, bir yükü, bir fiyatı vardır ve bu maliyet tarihsel olarak aşağılanmış gruplar tarafından orantısız olarak ödenir” demektedir3.
AİHM de çeşitli ayrımcılık içeren söylemleri ifade özgürlüğüne aykırı bulmuştur, öte yandan kendi deyişiyle bir yanda aşırılığa yönelik ciddi ve gerçek bir kışkırtma ile öte yanda bireylerin görüşlerini özgürce ifade etme ve başkalarını “kızdırma, şok etme ya da rahatsız etme” hakları arasında bir ayrım yapma konusunda da dikkatli olmuştur4. Örneğin doğrudan açıkça nefret dolu bir çağrı taşımasa dahi ciddi ve önyargılı suçlamalar içeren söylemlerin başkalarının itibar ve haklarını koruma amacıyla demokratik bir toplumda kısıtlanabileceği ve bunun ifade özgürlüğüne aykırı olmadığı hükmüne varmıştır5.
Akademik özgürlüğün rasyonel akıl yürütmelerle çeşitli görüşlerin tartışılabilmesini gerektirdiği göz önüne alındığında nefret söyleminin fikirlerin rasyonel şekilde savunulabileceği ortamı yok edeceği, aşağılanmış öğrenci ve öğretmenin ifade özgürlüğünden eşit düzeyde yararlanamayacağı ve diğerleri ile arasında eşitsiz bir durumun ortaya çıkacağı anlaşılabilir. Eşit eğitim hakkını ve akademik tartışmayı ortadan kaldıran bir ortam akademik özgürlüklerin de en büyük düşmanıdır. Bu çerçevede, akademik özgürlük ortamının ve eşit fırsat olanağının sağlanabilmesi amacıyla başta ABD olmak üzere birçok ülke üniversite ve okullarında nefret söylemini yasaklayan etik kurallar kabul edilmiştir.
Unutulmamalıdır ki söylem ile iktidar tekrar ve tekrar üretilir ve yayılır. Özellikle, ülkemizde egemenlerin izlediği ötekileştirici, kutuplaştırıcı ve kutuplaşmaları katılaştırıcı siyaset düşünülürse nefret söyleminin bir araç haline geldiği ve tehlikeli bir oyuncak olduğu anlaşılabilir.

* Yrd. Doç. Dr., Nişantaşı Üniversitesi, İİSBF.

1 http://en.qantara.de/content/islamic-university-in-rotterdam-muslims-are-the-best-teachers-of-islam (5 Kasım 2013).
2 http://www.ahmetakgunduz.com/news/news-turkish.html. Açıklamada metnin tamamına siteden ulaşılabileceği belirtilmiş olmasına karşın bulunamamıştır (tahminen kaldırılmış). Zaten burada metin değil ifade özgürlüğü çerçevesinde akademik özgürlükler ve nefret söylemi tartışılmaktadır.
3 M. Matsuda, Assaultive Speech and Academic Freedom (1996) s. 152.
4 Handyside – Birleşik Krallık davası (1976), par. 49.
5 Vejdeland ve Diğerleri - İsveç davası (2012).

www.evrensel.net