Tek başına ayakta duran kadın tehdit unsuru

Tek başına ayakta duran kadın tehdit unsuru

"...Muhafazakârlık öylesine bastırılmış bir cinsellikten besleniyor ki, kadın, erkek bir arada sadece cinsellik bağlamında tahayyül edilebiliyor. İktidar kolay kontrol edebileceği kitleler istiyor, gençleri kontrol etmenin zorluğunu Gezi süreci gösterdi hepimize..."

Önce evlenecek üniversite öğrencilerine teşvik verileceği haberi geldi, hemen arkasından da artık devletin gözünün öğrenci evlerine dikileceği ve “kızlı erkekli” yaşanılan evlerin denetime tabi tutulacağı tartışmaları. Gördük ki “evlenmeden ve çocuk yapmadan” yaşanacak her türden ilişki -ister arkadaşlık düzeyinde olsun ister başka düzeyde- devletin gözünde “gayrimeşru” olarak ifade ediliyor ve toplumun ahlak timleri göreve çağrılıyor. Daha haberleri sindirememişken öğrenci evlerine baskınlar yapıldığı, apartman kapılarına tehdit mesajları asıldığını gördük. Hükümetin gözü ve dahi tüm gücü gençlerin, ama özellikle genç kadınların üzerinde. Peki neden? Evlilik teşviki haberleri ile öğrenci evleri tartışmasının bu kadar arka arkaya gelmesini nasıl değerlendirmek gerekir? “Muhafazakâr demokrat yapımıza ters” diye nitelendirilen hayat kurgusu gençlere nasıl bir kıyafet biçiyor? Hükümet gençlerden ne istiyor, neden istiyor? Kemerburgaz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Yard. Doç. Dr. Banu Kavaklı Birdal sorularımızı yanıtladı.

Hükümet erken evlilik teşviki için hazırlık yapıyor. Neden şimdi böyle bir teşvik?
Bu kredi evliliğe yönelik ilk ve tek uygulaması değil AKP iktidarının. AKP Hükümeti, hem yeni evliliklerin teşviki hem de bir an önce bu evliliği 3 çocukla taçlandırma gayreti, hem de var olan evliliklerin sonlandırılmasını engellemek için pek çok uygulamaya imza atıyor. Görüyoruz ki aile, bireylerden çok daha önemli bir kurum haline geliyor, özellikle de kadınlardan. Aileler, kadınlar pahasına sürdürülen kurumlar olarak karşımıza çıkıyor. Karşımıza çıkarılan en önemli argümanlardan biri de ailenin toplumun en merkezi ve önemli kurumu olması, bu yüzden de sürdürülmesi gerektiği. Bu argümanla yeni ailelerin kurulmasını teşvik etmek amacıyla, liselerde bile evliliğin önünün açılmasını sağlayacak uygulamalar söz konusu. Daha önce ortaöğretim seviyesinde evlilik kayıt silinmesine neden oluyordu, şimdi ise yapılan değişiklikle kaydın silinmesi değil kaydın açık liseye alınması gibi bir uygulama söz konusu.

Bu evlilik teşviki “gençlerin işsizlik ve geçim sıkıntısı bu kadar yüksek oranlardayken devletin böyle bir teşvik vermesi neden kötü olsun ki” diye de değerlendiriliyor. Sosyal devletin yapması gerekenler düşünüldüğünde bu argümana ne dersiniz?  

Bir devletin, özellikle de sosyal devlet sıfatını hâlâ koruduğunu iddia eden bir devletin vatandaşlarına pek çok konuda hizmet götürmesi gerekiyor. Ama bunun ne şekilde yapıldığı önemli. Arkasındaki politikaların ne olduğu ve uzun vadede neye varacağı da önemli. Buna ben hem sosyal eşitsizlikler çerçevesinden hem de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ne yönde etkileyeceği yönünden bakıyorum.

Ve ne görüyorsunuz?
Genç işsizliğinin önüne geçecek ve sürdürülebilir, kayıtlı, güvenceli istihdam olanakları yaratarak geçim sıkıntısına çare olacak politikalar yerine ucuz iş gücü ordusu üreterek uluslararası arenada rekabet gücünü korumaya çalışan bir hükümet görüyoruz. Bunun yanında, aynı politikaların kadınları çocuk makinesi gibi gören, kadınların asli görevini çocuk doğurup onların bakımını ücretsiz olarak sağlamak olarak tanımlayan ve böylece kadınlara aile dışında bir hayat olanağı bırakmayan uygulamalar görüyoruz.

Erdoğan “kızlı-erkekli evler” tartışmasındaki fikrini “muhafazakâr demokrat yapımıza ters” diyerek açıklıyor. Muhafazakâr demokrat yapı nasıl bir yapı ki “kız- erkekli” her ortam suç üretmeye meyilli olarak görülüyor?

Demokratlık bu tarif edilen yapının neresinde, doğrusu ben göremiyorum. Muhafazakârlık ise öylesine bir bastırılmış cinsellikten besleniyor ki, kadın erkek bir arada sadece cinsellik bağlamında tahayyül edilebiliyor. Gerçi bu son örnekte, genç insanların cinselliği iması yeterince büyük bir toplumsal infial yaratmadı ki genç kadın ve erkeklerin bir arada olmasının ne büyük bir toplumsal tehdit olduğunu ortaya koymak için “bu teröre de zemin sağlıyor” ek açıklaması yapıldı İçişleri Bakanı tarafından. İktidar kolay kontrol edebileceği kitleler istiyor, gençleri kontrol etmenin zorluğunu Gezi süreci gösterdi hepimize.

“Evlilik dışı ilişkiler toplum için zararlıdır” deniyor. Bunun bir yaşam biçimi dayatması olduğu çok tartışılıyor. Siz nasıl yaklaşıyorsunuz?  
Burada dışlananlar sadece evlenmeden bir arada yaşamayı tercih edenler değil. Burada pek çok alternatif aile formu da ötekileştiriliyor ve topluma zarar veren bir unsur haline getiriliyor. Eş cinsel birlikteliklerin yoksa sayılması, tek ebeveynli ailelerin topluma zarar veren unsurlar olarak lanse edilmesi çok korkunç. Geçtiğimiz yıllarda Sosyal Yardımlaşma Vakfı eliyle eşi vefat etmiş kadınlara yönelik bir nakit destek programı uygulamaya kondu, bunun ön araştırmasını yapan sosyal bilimciler bunun toplumda bir dönüşüm yaratması için sadece eşi vefat etmiş kadınlara değil, boşanmış olan kadınlara da, eşi cezaevinde ya da kaybolmuş kadınlara da sağlanması gerektiği ifade edilmişti. Ama boşanmış olan kadınlar özellikle dışarıda bırakıldı. Çünkü yeniden evlenmelerini engelleyecek bir müdahale olarak algılandı bu. Tek başına ayakta duran kadın bir tehdit unsuru bu Hükümet için.

Daha tartışma yeni açılmışken hemen apartman yöneticilerinin kapı önlerine tehdit duyuruları asmaya başladığını, evlerin basıldığını öğrendik. Bunlar “Bizim aile yapımıza ters” cümlesinin toplumun her kesimi tarafından da meşru kabul edilen bir yanı olduğunu mu gösteriyor? Yani “kızlı-erkekli” tartışmasında toplumun geniş kesimleri başbakanın tarafında dururken gerçekten bir avuç azınlık mı “yaşam alanına müdahale” olarak tartışıyor sorunu?

Bunun özel yaşama müdahale olduğu hukuken açık, bu konuda mutabakata gerek yok. Ama yaygın namus ve ahlak anlayışı çerçevesinde bu hukuk dışı uygulama desteklenir mi diye düşünürsek eğer, muhbirlik mekanizmasının da işlemeye başladığını görüyoruz. Burada referans alınan aile yapısı AKP’nin seçmenlerinin, yani sandıktan gelen gücü oluşturan çoğunluğun, benimsediği ve yaygınlaştırmaya çalıştığı aile yapısı olsa dahi demokrasilerin çoğunluğun azınlığa tahakkümü anlamına gelmediğini hatırlamamız gerekiyor.


EVLİ DEĞİLSENİZ YOKSUNUZ

Eskiden söylenen "önce okulunu bitir, eline mesleğini al, sonra evlenirsin”di, şimdi devletin söylediği 18-24 yaş aralığında evlilik ve hatta daha erken evliliklerin teşviki. Bu söylem toplumsal bir değişimi mi yoksa sadece devlet söylemindeki bir değişimini ifade ediyor?
Toplumsal bir değişime işaret ettiğini düşünmüyorum. Aileler kızlarını yüksek öğrenim görmeye gönderirken diplomalı ev kadınları olmaları beklentisi içinde değil. Bu, kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan iktidarın söylemi. İktidara geldiğinden beri AKP’nin kadın politikaları kısıtlayıcı ve kontrol etmeye yönelik oldu. Bunu şiddet gördüğü evden uzaklaşıp kendi hayatını kurmaya çalışan kadınların aile danışmanları aracılığıyla bu karardan vazgeçirilmeye çalışmalarında, kadın bedenine doğum kontrol yöntemi seçimi, kürtaj, çocuk sayısı ve hatta doğurma yöntemi yoluyla müdahale edilmeye çalışıldığında, Kadın Bakanlığının Aile Bakanlığına dönüştürülmesinde ve şimdi de evliliğin -erken yaşta ve kısa zamanda çocuklarla sağlamlaştırılan- evliliğin teşvik ötesinde dayatılmasında görüyoruz. Başbakanın son çıkışlarıyla yetişkin insanların hayat şekillerini kendilerinin belirlemesine izin vermeyeceği, sandıktan aldığı güçle bu muhafazakâr ideolojiye ters tüm var oluş şekillerini ezmeye, bastırmaya niyetli olduğunu görmüş olduk. "Kızlı-erkekli evler" tartışması da kadınlara "evli değilseniz yoksunuz" mesajının farklı bir şekilde verilişi. Genç erkekler için de benzer bir kısıtlama söz konusu tabii ki, ama farkındaysanız Başbakanın sözlerini eleştirenler bile yine kadınları ve kadın bedenini, o sorunlu namus anlayışını kullanarak anlayış gösterdiler. Kadınların hür iradesi ile davranması mümkün değilmiş gibi "o kızları başkaları da kullanır" dendi, değerlerini yitireceklerinden dem vuruldu!


HÜKÜMET GENÇLERLE NEDEN UĞRAŞIYOR?

Niye bu kadar erken yaşta evliliğin önü açılıyor, neden evlilik birliği kurulur kurulmaz hemen çocuk beklentisi oluşuyor? Niye üç çocuk, neden genç toplum ekonomik kalkınma bir arada düşünülüyor? Neden ekonomik büyüme için genç nüfus bu kadar önemli?
Ucuz iş gücü ve yedek ordunun sürekli bekletilmesi söz konusu. Çocuk sayısının artırılması sadece kadın emeği açısından değil ucuz iş gücü ordusunun orada her zaman bir kenarda durması açısından da önemli.

Erken yaşta evlenen kadınların iş gücüne katılımı açısından veriler nedir?
Erken evlilik beraberinde erken çocuk sahibi olmayı da getirdiğinde ev içi işinin ne kadar ağır bir yük olduğunu biliyoruz, hem çalışıp hem ev işlerini götüren kadınlar çifte sömürü altında eziliyorlar. Hiçbir kamu desteğinin olmadığı durumlarda çok ağır bir yük bu. Ailenin yükü doğrudan kadının üstünde olduğu için istihdama katılımda ciddi sorunlar oluyor. Haftada bir iki gün işe gitmek, evden çalışmak, ev eksenli işlerde çalışmak mecburen tercih edilebiliyor. Ama burada kastedilen istihdam bu mudur? İş ve aile yaşamını uyumlulaştırma derken kastedilen buysa bu kadınların arzu ettiği bir sonuç değildi.

Evlilikler bağlamında baktığımızda kadının istihdama katılması bu politikalar dahilinde nasıl etkileniyor?

Öncelikle kadını her daim aileye bağlı tutacak politikalar öneriliyor. Kadın istihdamı paketi yakında açıklanacak, bu konuda kamuoyuna sızmış olan bilgiler incelendiğinde kadının istihdama güvenceli tam zamanlı emeklilik ve sosyal güvenlik hakkı olan, bağımsız bir şekilde ayakta durmasını sağlayacak bir iş ortamı yaratarak istihdama katılması değil, esnek bir şekilde işveren bazlı bir esneklikle, güvencesiz olarak kayıt dışı olarak, düşük ücretli ve düşük statülü işlerde çalışmayı dayatıyor. Öne sürülen paketin yeni kazanımlarından biri doğum sonrası kadınların işe dönme garantisinin olması. Ama zaten şu anki iş kanunu bunu garanti altına alıyor. Sorun, hiçbir denetimin söz konusu olmaması. Devletin sadece denetim yaparak bile bunu garanti altına alması mümkün. Bugün, hamile kaldığı için değilse bile başka gerekçelerle işten çıkarılan kadınlar söz konusu. Herhangi bir işe girileceği zaman kadınlardan belli bir süre hamile kalmama garantisi isteniyor. Gittikçe uzayan doğum izinlerinin bu paketin kadınlara hoş gösterilmesi için acı çikolata olarak uzatıldığı ortada. Özünde getirdiği tek kazanım doğum izninin 2 hafta uzatılması. Ancak paketin geneli kadınlara yarı zamanlı ve yarı güvenceli işler öneriyor. Ücret yarım olmayacak deniyor, ama yük işverene de yüklenmeyecek, işsizlik fonundan ödenecek. Yani bizim cebimizden çıkacak. Bu politikalar kadınları düşük statülü, güvencesiz, kayıt dışı, esnek işlere mahkum kılıyor. Bu şekilde çalışarak, her bir çocuk için daha fazla esnekliğe mahkum edilerek kadınların emeklilik hakkı elde etmesi mümkün değil. Bu da kadınları aileye, babaya, kocaya daha fazla mahkûm ediyor. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net