10 Kasım 2013 09:49

Geride Kalanlar’ın ardından: ESME

“Kızım nerede?” iki sözcük dökülüyordu ihtiyar kadının ağzından biçare... Kimdi o kadın? Umarsızca yollara niye düşmüştü?

Geride Kalanlar’ın ardından: ESME
Paylaş

Kıymet Ceviz

“Kızım nerede?” iki sözcük dökülüyordu ihtiyar kadının ağzından biçare... Kimdi o kadın? Umarsızca yollara niye düşmüştü? “Köyün sağ kalan tek Ermeni kızı Satenik’in acı hikâyesi...”(s.10) ve Urfa’nın Kayalık köyünde yaşanılan sosyal adaletsizlikler; saltanatın kaldırılmasıyla adeta köy ağalarına geçen sultanlık ve yoksul köylü için yapılan toprak reformunun köy ağalarınca sömürülmesi... Öte yandan Satenik’in gözbebeği olan Esme’sinin, Fırat’ın sularına anlatılmış sevda türküsüdür bu bir bakıma... Kızların; geride bırakılışının hikâyesi, kendilerine ait olmayan isimlerle kendilerine ait olmayan bir hayatı yaşamışlığın, aidiyetin toprakaltı edilişinin hikâyesidir...

Binnaz Öner’in ikinci romanı Esme, Geride Kalanlar’ın devamı olarak yazıldı. Geride Kalanlar romanı; Deli Gülsüm’ün düğün günü, Satenik’in (adı Sultan olmuştur artık) yanına gelişi ve ona bu köyü terk etmesi gerektiğini söylemesiyle ve Satenik’in Deli Gülsüm’ü dinlemeyişiyle bitiyordu...

Sultan, Esme ile yeniden doğmuştu... Annesine, Annehit’e, öyle çok benziyordu ki... “Komadılar bizi şu koca dünyaya, sığdırmadılar yavrı, sürüp durdular oradan oraya.” diyordu ona... Sultan ağa oğlu ile evlendi intikam için, gün gün yaşadıkları gözündeki nefreti büyütüyordu, ta ki Esme’si doğana dek... Esme altıncı çocuğu idi. Diğer çocuklarına sevgisini, ilgisini göstermemişti. “Ne kadın olabildim ne de ana” diyordu Sultan. Çocukluğu da bir kafesin içinde geçmişti zaten... Onlar o “gül yüzlü çağalar” göç yolunda telef olmasın diye, Muhtar Kör Yusuf’un, Ayşe Kadın ve Seher Kadın’ın sakladığı kızlardı. ve geride kalanlardı, saklanmışlardı da o zihinlerdeki kafesten kurtulamamışlardı hiç... En nihayetinde; “Kız kısmı daha doğarken kafesin içinde doğarmış.” Öyle olmuştu o kızların her biri ayrı kafeslerdeydi, Sultan, ağa oğlu ile evlenmişti güya kafesi altındandı onun ve özgür değildi hiç, diğer kızların durumu ise daha vahimdi... Yıllar böyle böyle geçmişti, kızlar evlenmiş çoluk çocuğa karışmıştı.

Romanın içinde küçük küçük hikâyeler yer almaktadır. Her birinin kederi kendine eziyet... Derler ki dağların, toprağın, taşın kabul etmediği acıları insanoğlu taşırmış. Bu insanlar türlü acıları sığdırmışlar o küçük dünyalarına... Cepheden akıl yoksunu olarak dönenleri mi dersin yoksa Anadolu’dan göç etmek zorunda kalan Kürtleri mi dersin... Fakat bir hikâye var ki ağıt yakılır ardından, susar bütün diller de Dilsiz Gelin’in dili dile gelir ve susar cümlesi... Dilsiz Gelin’in türküsüdür, Sarı Gelin; “Dilsiz bu türküyü çok sever, onun oraların türküsüdür bu, dilsiz Ermeni’dir, dilsiz Kürt’tür, dilsiz Rum’dur, dilsiz Türk’tür. Dilsiz her şeydir, dilsiz insandır. Dilsiz her şeyi bilir, dilsiz gelindir.”

‘BU NEHİR NEREYE AKAR?’

Esme ile Ömer... Fırat’ın sularına karşı söylenmiş lirik bir coşkudur sevdaları... Fırat nasıl ki Dicle’ye sevdalı işte öyledir sevdaları; bütün bağrı yanık âşıkların huzuru Fırat’ın derinliğinde buluşu hep o nedenle Fırat’ın Dicle’sine kavuşmamasındandır belki de... Ve o yüzden cevabı kederle hüzün karışık bir sorudur şu, “Bu nehir nereye akar?”, -işte kavuşamayan sevdalıların yüreğine doğru akıyordu öyle deli, öyle hırçın... Ne dertler ne hikâyeler bitmez, tükenmez hüzünler hep ol sebepten.

Yazar Binnaz Öner, her iki romanında da zaman ve mekan geçişini bölümler dahilinde sunarak akıcılığını sürdürmüş. Karakter zenginliği her iki romanda da oldukça geniş tutulmuş... Geride Kalanlar’ın etkili isimleri aradan geçen yıl itibarıyla artık Esme’de yoktur çünkü karakter ölümü gerçekleşmiştir. Her iki romanda da toprakaltı edilmiş aidiyetin, bir başkalaşmışlığın, yabancılaşmanın resmini çiziyor. Ermeni kızları dönemi tasvir eden bu çizgilerde kızların sesinin otoriter şiddet altında nasıl da kısıldığını gözler önüne seriyor. Görebildiğimiz kadar varlar. Belki de duyumsayabildiğimiz kadarıyla yaşadılar ve de öylece var olacaklar. Hiç var olmadan yitip gitmek, bir türkü sadeliğinde sessizce yâdına düşer eylülün on beşinde...

ESME  
Binnaz Öner
Evrensel Basım Yayın,
416 sayfa, Birinci Basım Eylül 2013

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İstanbul için müzik zamanı

SONRAKİ HABER

Doğa Koleji'nde velilerden iş bırakan öğretmenlere destek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa