Kıdem tazminatına  ne olacak?

Kıdem tazminatına ne olacak?

Her ne kadar elimizde resmi bir yasa çalışması olmasa da, Hükümetin planı, üç aşağı beş yukarı şekillenmiş durumda. Kıdem tazminatında yapılmak istenen değişikliğin üç sac ayağından söz etmek mümkün.

Onur Bakır*

En çok sorulan soru bu. Gazetelere bakarsanız, taslaklar havada uçuşuyor, görüşler alınıyor, hazırlıklar son aşamaya geliyor. Ancak henüz Hükümet tarafından resmen sahiplenilmiş ve taraflara iletilmiş bir çalışma yok. Hükümet basında çıkan haberleri yalanlamadığı gibi teyit de etmiyor. Tam bir bilgi kirliliği, karmaşa ve kaos söz konusu. Belki de Hükümet cephesi, bu sis içinden yol almayı, kıdem tazminatını oldu bittiye getirmeyi amaçlıyor.

Her ne kadar elimizde resmi bir yasa çalışması olmasa da, Hükümetin planı, üç aşağı beş yukarı şekillenmiş durumda. Kıdem tazminatında yapılmak istenen değişikliğin üç sac ayağından söz etmek mümkün.

1) İŞ GÜVENCESİ BOYUTU YOK EDİLECEK

Birincisi, kıdem tazminatının bir fon sistemine aktarılması; böylece kıdem tazminatının iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı bir hak ve işçi-işveren arasındaki bir ilişki olmaktan çıkarılması. Bugün işveren işçiyi işten çıkarırken, kıdemi bir yıldan fazla ise işçiye kıdem tazminatı ödemek zorunda. (İşverenin ‘ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri’ nedenlerle yaptığı işten çıkarma hariç) Ancak fon sisteminde, işveren, her ay fona ya da fonda işçi adına açılan hesaba belli bir prim ödeyecek. Böylece, işveren işçiyi işten çıkardığında, işçiye kıdem tazminatı ödemeyecek. İşveren, işten çıkarmalarda, kıdem tazminatı hesabı yapmak zorunda kalmayacak, cebinden ödeme yapmayacağı için daha kolay işçi çıkarabilecek. Bu durumda kıdem tazminatı bir hak olmaktan çıkacak ve iş güvencesi boyutu ortadan kalkacak. En ağır ve büyük kayıp bu olacak.

2) İŞVERENE MALİYET AZALTILACAK

Sermaye cephesinin olmazsa olmazı, kıdem tazminatının getirdiği mali yükün azaltılması. İşveren örgütleri, fon olsun ya da olmasın, kıdem tazminatı miktarının düşürülmesini istiyor. İşte ikinci sac ayağı da, kıdem tazminatının işverene külfetinin düşürülmesi. Şu anda kıdem tazminatı, işçinin her 1 yıllık kıdemi için 30 günlük giydirilmiş brüt ücreti üzerinden hesaplanıyor ve bu hesaplamada işçinin son ücreti esas alınıyor. Yeni sistemde ise işçinin her bir yıllık kıdemi için 10 ila 20 gün arasında değişen tutarlarda prim ödenmesi öngörülüyor. En çok ifade edilen 15 gün. Böylece kıdem tazminatının işverene maliyeti üçte bir ila iki arasında azalmış olacak. İşverenler fon sistemine geçilmese bile, kıdem tazminatı tutarının en az yarıya (15 gün) indirilmesinde ısrarcı.

3) İŞÇİNİN BİRİKİMİ FİNANS SERMAYESİNE

Yeni sistemin üçüncü saç ayağı ise işverenler tarafından yatırılacak kıdem primlerinin, bireysel emeklilik şirketleri tarafından işletilecek olması. Öngörülen sisteme göre, işveren, seçtiği şirkete her ay işçi için prim yatıracak, primlerin nasıl işletileceğine ise işçi karar verecek. Ancak işçi, fonda (hesabında) biriken parayı istediği zaman çekemeyecek. İşçinin hesabında biriken parayı ilk kez çekebilmesi için en az 15 yıllık sigortalılık ve 3600 gün prim ödenmiş olması şartlarının aranacağı belirtiliyor. İşçinin, ikinci ya da üçüncü kez hesabında biriken tutarı alabilmesi için her seferinde 5 yıl daha priminin yatmış olması gerekecek. Yani artık işçi işten çıkarıldığında kıdem tazminatını alamayacak.

Bunun dışında işçinin ancak emeklilik, ölüm, kendi işini kurma ya da ev alma gibi durumlarda hesabından parasını alabileceği belirtiliyor. Ancak her koşulda, işverenler tarafından yatırılacak primler, belli bir süre boyunca şirketlerin havuzunda kalacak. Milyonlarca işçi için her ay prim yatırılacak olması ve bu primlerin yıllarca sistemde kalacak olması finans sermayesinin, bireysel emeklilik şirketlerinin, faiz ya da kar payı esasına göre paradan para kazanan bankaların iştahını kabartıyor.

TEK ÇARE VAR

AKP Hükümeti, kıdem tazminatını fona devretme projesini, son hükümet programına yazmış, sermaye cephesine bu sözü vermiş durumda. Dolayısıyla, şu ya da bu biçimde, bugün ya da yarın, hükümet kıdem tazminatı hakkını yok etmek için hamlesini yapacak. Peki, sendikalar ne yapacak? Fon sistemine karşı çıkan Türk-İş, kıdem tazminatına dokunulmasını “genel grev” nedeni sayacağını ilan etmişti. Fona ve kıdem tazminatı hakkının yok edilmesine yine şiddetle karşı çıkan DİSK, hali hazırda, “Köleliğe karşı diren-işçi” kampanyası ile eylemlere başladı. Hak-İş fon sistemini savunmakla birlikte, mevcut haklarda kayıp olmamasını istiyor.

Sonuç olarak, sendikaların kıdem tazminatı hakkı için yürüteceği mücadele büyük önem taşıyor. Ancak resmi verilere göre her 10 işçiden yalnızca birinin sendikalı olduğu ülkemizde, örgütlü ya da örgütsüz tüm işçileri buluşturacak bir mücadele hattının inşa edilmesi, artık bir tercih değil, zorunluluk halini almış durumda. “Kıdem tazminatı ne olacak?” sorusuna asıl yanıtı da bu mücadele verecek. Öte yandan kıdem tazminatına yönelik saldırıyı, taşeronlaştırmaya ilişkin sınırların kaldırılması, işçi kiralama uygulamasına geçilmesi, güvencesiz ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılması izleyecek. Dolayısıyla emeğe yönelik saldırılara karşı emek cephesini örmenin, birleşik, örgütlü ve güçlü bir mücadeleyi yaşama geçirmenin tam sırası.


YÜZDE 10 MASALI

AKP Hükümeti, işçileri fona ikna edebilmek için, işçilerin yalnızca yüzde 10’unun kıdem tazminatı hakkından yararlanabildiğini iddia ediyor. Bu iddia yanlıştır, çünkü hükümet yüzde 10 hesabını yaparken, işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna yaptıkları tek taraflı bildirimleri esas almaktadır. İşçilere girdi çıktı yapmaya pek hevesli olan, yalan yanlış bildirimlerle işçilerin yasal haklarından yırtabileceğini sanan işverenlerin bildirimleri üzerinden doğru bir sonuca varılamaz. Bizzat Hükümet, bu iddianın gerçek olmadığının pekâlâ bilincindedir. Kaldı ki, eğer işçilerin ancak yüzde 10’u kıdem tazminatı alabiliyorsa, işverenler niye bu kadar feryat figan ediyor?

ESKİLER-YENİLER MESELESİ (SİZİN DEĞİL ÇOCUKLARINIZIN GELECEĞİNİ ÇALACAĞIZ!)

İşçilerin tepkisini engellemek için, mevcut işçilerin isterlerse eski sistemde kalabilecekleri, fonun yeni işçiler için geçerli olacağı iddia ediliyor. Adeta, “Ey işçiler merak etmeyin, sizin değil çocuklarınızın geleceğini çalacağız” deniliyor.

Her şeyden önce, bizden önceki kuşaklardan miras aldığımız kıdem tazminatı hakkı, çocuklarımıza bırakacağımız bir emanettir; tam da bu nedenle, fona karşı çıkmak gerekir. Bunun yanı sıra mevcut işçilere, seçim hakkı tanınsa bile işverenler işçileri fona geçmeye zorlayacaktır. Kaldı ki, mevcut işçiler, iş değiştirdiklerinde yine fon sistemine girmek zorunda kalacak.


YENİ SİSTEM İŞÇİLERDEN NE GÖTÜRECEK?

-Kıdem tazminatı hakkı yok edilecek, kıdem tazminatının iş güvencesi işlevi ortadan kalkacak. İşverenler daha kolay işçi çıkaracak.
-Kıdem tazminatı, kara gün dostu olmaktan çıkacak, işçi işten çıkarıldığında kıdem tazminatı alamayabilecek. İşçi, haklı fesih yaptığında da tazminattan yoksun kalacak.
-Erkek işçi askere giderken, kadın işçi evlendikten sonraki bir yıl içinde kıdem tazminatı alamayacak.
-Kıdem tazminatı en az yarı yarıya azalacak.
-İşveren işçinin primini yatırmazsa işçi tazminat alamayacak. Devlet garantisi olmayacak.
-İşçi hesabındaki primi doğru değerlendiremezse, parası enflasyon karşısında pula dönebilecek.


FON SİSTEMİNDEKİ KAYIPLAR

Kıdem tazminatı hakkının en önemli unsurlarından biri, işçiye son giydirilmiş brüt ücretinden ödeniyor olması. Ancak öngörülen sistemde, işveren, her ay işçinin o ayki maaşı üzerinden prim yatıracak. Hem de bir yıl için 30 günlük ücret değil, örneğin 10 ya da 15 günlük ücret yatıracak. Bu durumda işçinin, mevcut sisteme göre dört ayrı kaybı söz konusu olacak.

-Birincisi, kıdem tazminatı her bir yıl için 30 günlük değil 10 ya da 15 günlük ücret üzerinden belirlenecek.
-İkincisi, işçinin işe girdiği ilk yıllarda ücreti daha düşük olacağı için primi de daha düşük ücret üzerinden yatacak.
-Üçüncüsü, işçinin yatan primleri, enflasyon karşısında değer kaybedecek.
-Dördüncüsü, bugün kıdem tazminatı hesabında dikkate alınan bazı haklar, fon sisteminde prime yansımayacak.

Dolayısıyla, fon sistemine geçildiğinde işçinin hesabındaki parasını bu dört kaybı birden giderecek biçimde değerlendirmesi gerekiyor. Bu da neredeyse olanaksız. Yani işçi, kıdem tazminatı ile kumar oynamak zorunda kalacak. Kaldı ki, işçinin priminin yattığı bireysel emeklilik şirketi iflas ederse, işçinin tüm kıdemi yanacak.

*Sendika Uzmanı

www.evrensel.net