Kadınlar direnmek zorundadır: Alice Munro

Kadınlar direnmek zorundadır: Alice Munro

Sennur Sezer

Alice Munro’nun Nobel Ödülü’nü almak için İsveç’e gitmeyeceğini açıklaması beni hiç şaşırtmadı. “Sürekli büyüyen, dikenli tel gibi karmaşık, şaşırtıcı, rahatsız edici bir kelimeler yumağı” olan hayatını o kalabalığın gözünden görmek istememişti belli ki. Son yazdıklarının “patatesler pişerken ya da çamaşırlar otomatik makinede dönerken” yazdıklarıyla karşılaştıracak olanlardan kaçmayı düşünmemişti elbette. Ama kalabalıktan hoşlanmadığı da açıktı. Yanında, söylediklerinde kişisel bir şeylerin (duygular da olabilir) “önceki yıl kaldırıma yapışıp kalmış olan ıslak yaprakların gölgeleri” gibi belli belirsiz sezilen birileri olsa törenlerin bütün yapmacıklığına dayanabilirdi.

Alice Munro, bence, bir kız lisesi öğrencisi gibi bakar dünyaya. Biraz çekinik hatta taşralı tavrı, kendi bulunduğu yerin sürekli eleştirileceğini bilen liseli kız tavrıdır. Kızların dünyasında bile yeterince girgin, yeterince beğenilen, yeterince önemli sayılmamanın çekingenliği.

Can Yayınları arasında yeni yayımlanan Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik (Hateship, Friendship, Courtship, Loveship, Marriage) adlı öykü kitabı adını genç kızların bir fal oyunundan almış. Türkiye’de 60 yıl önce ADYÖMERSİ adıyla yaygın olan falı hatırlatan bir oyun (Bu falın adı da Âşık, Dargın, Yalvarıyor vb. sözcüklerin baş harflerinden oluşur).  Falı bakan, erkek arkadaşınızın adını sorar. Sonra sizin adınızla onun adının ortak harflerini atar. Kalan harf sayısınca yinelenen nefret, arkadaşlık, flört vb. sözcüklerle geleceğinizin ne olacağını söyler. Bu falın sonucunu belirleyen, bütün fallar gibi, rastlantı yanında küçüklü büyüklü hileler de vardır. Mesela arkadaşınızın kısa adıyla olumlu sonuç almanız zorsa adına lakabını ya da soyadını da eklersiniz.

TANIDIK KADINLAR

Alice Munro, kadınların geleceklerini belirleyen küçük rastlantıların öykülerini yazıyor. Müdahalelere açık, hileleri kaldıran rastlantıların öyküleri bunlar.

Gençlikteki kalp kırıklıklarının, izi bir ışık gibi kalıcı çocukluk aşklarının, lüks bir mağazadan kendine yakışan bir elbise bulamamanın ezikliğinin öyküleri onun yazdıkları. Kimi zaman ancak bir iki damla gözyaşına sığdırılabilecek öfkelerin anlatıları.

Evli bir kadının uzak bir akrabanın on beş günlüğüne misafir geleceğini kocasına önceden söyleyememesi, kısa bir roman diye de özetlenebilecek bir anlatı konusu olabilir mi? Hele bu konuda kocasından işiteceği azarı biliyorsa.  Alınganlık gösteren misafirine, kendi durumunu, fazla düşünmeden “Benim söz hakkım var mı sanıyorsun? Para verirken bile yirmi dolardan fazla vermiyor” cümlesiyle açıklayıveren bir kadın bu. Bu kadının çaresizliğini okurun anlamaması olanaksızdır. (Bu durum Türkiye’deki kadın okur için de yeterince tanıdıktır.) Kadın misafirinin istenmediği için canına kıymasından korkar. Misafirine yakıştırdığı intihar biçimi aslında kendisi için defalarca düşlediği bir ölümdür belki de.
Alice Munro’nun kadınları, kimi zaman çaresiz, kimi zaman mutlu ama durumlarını “hep iki arada bir derede” duyumsayan kadınlar. Onun çoğu küçük birer roman sayılacak öykülerinden ikisini okumak, Nobel Ödülü’nü almak için İsveç’e neden gitmeyeceğini açıklar.

Onun kalabalık karşısındaki “iyi görünmeme, kınanma, yadırganma” korkuları ancak orta sınıf ve altı kadınların, taşralı sayılanların iyi bildiği bir korkudur. Kadın yazarlara kolay kolay verilmeyen Nobel’in üstüne çekeceği bakışlardan duyulan korku belki.

Ama Alice Munro’yu okuyan her kadının yazma isteği duyacağına eminim.

 

Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk,
Evlilik, Alice Munro, Çeviren:
Roza Hakmen, Öykü, 365 sayfa,
Can Yayınları, 21.50 TL

www.evrensel.net