Muğlaklığın ortasında bir kadın: Melek

Muğlaklığın ortasında bir kadın: Melek

Melek Kobra 1930’larda, Cumhuriyetin bağrında yaşamış bir kadın. Oyuncu ve aynı zamanda operet kendisi. Hayata dair tüm düş kırıklıkları bütün bir oyunda o beyaz demirden yatakta toplanmıştır sanki.


Gülşah İmrek

Ve perde açılır..Loş bir ışık, tek kişilik bir oda, üzerinde bir ışık huzmesi olan tüylü terlikler düşmüştür sahneye. Ardından incecik beyaz elbisesiyle zarif mi zarif, güzel mi güzel Melek gelir...

Melek Kobra 1930’larda, Cumhuriyetin bağrında yaşamış bir kadın. Oyuncu ve aynı zamanda operet kendisi. Hayata dair tüm düş kırıklıkları bütün bir oyunda o beyaz demirden yatakta toplanmıştır sanki. Cerrahpaşa Hastanesinde bir odada geçen oyun,  hayat dolu gencecik bir kadınken yakalandığı tüberküloz ile bir anda altüst oluveren yaşantısına sürüklüyor sizi. Üstelik tek başına, üstelik hiç ara vermeden. Sırf bu yüzden bile ayakta alkışlanmayı hak etmişti Melek..

HANİ MELEK?

Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği güzellik yarışmasında dereceye girememesi, ardından operetlerde, sinema filmlerinde sahneye bir şekilde çıkıyor olması inadından olduğu kadar kendisine hayran bırakacak kadar yetenekli oluşundan.. Görüyorsunuz. Dublaj Sanatçısı Ferdi Tayfur ile yaşadığı aşk, ruhunda derin yaralar açsa da, aşkı da nefreti de bir arada yaşamanın güzelliğinin tadını çıkarıyor kısacık ahir ömründe. Ünlü Besteci Muhlis Sabahattin Ezgi’nin kızı, ünlü kadın Besteci Neveser Kökdeş’in yeğeni, Türkiye ve dünya güzeli hepimizin bildiği Keriman Halis’in kuzeni. Dublaj kralı Ferdi Tayfur’un eşi. Peki Melek kim? İlk önce Melek Sabahattin, sonra Melek Ezgi, daha sonra Melek Tayfur…Hastalık zamanlarının kaydını düştüğü hatıratında ise, Melek Kobra. Neden Kobra? Belki de kendisini bir kadın olarak var etmeye çalıştığı “sanat camiası”nda, ikincil konuma sürüklenişine bir karşı koyuş. Hissedilen bir tehlikeye karşı kendisini savunma biçimi. Kendi kendine verdiği bu soyadı ile mutlufut Melek, geriye kalan ömrü çok kısalmışsa da artık.  Kendisini sarmalayan, tüm o travmalara karşı adım adım ölüme gitmekte olan bir kadının hayatı anlamlandırışına tanık oluyorsunuz oyunda. Bir o kadar soyut, bir o kadar gerçek…

CUMHURİYET’İN “MÜJDELİ” YILLARI

Ses tonundaki inişler, çıkışlar alıp götürüyor Cumhuriyet’in müjdeli yıllarına. O müjdeli yılların sanatçı bir kadının kendine nasıl da yabancılaşıyor oluşuna. ‘Operet kralının kızı, dublaj kralının karısı, güzellik kraliçesinin kuzeni... Melek prensesin sonu muğlak masalı...’ izleyiciye kadınlığın hep bir erkeklik üzerinden tariflenişine bir başkaldırı bir bakıma. O muğlaklığın bedenlerimizde, ruhumuzda açtığı yaraları Melek her repliğinde öyle güzel anlatıyor ki…Melek Kobra’nın gerçek olan hikayesi bu tarihlerde sergileniyor oluşu ayrıca da önemli tabii. “Cumhuriyet size haklarınızı bahşetti!” naraları kulağımızda hâlâ çınlarken, Melek’in hikayesi yeni kurulan rejimin her evresinde daha edilgen hale getirilen kadınlığın sanatçı bir kadını nasıl da tükettiğini gözler önüne seriyor.Cumhuriyet döneminin ilk kadın operetlerinden Melek Kobra sorulmamış hesaplarını, özlemlerini, hayattan alacaklarını yanına alıp, tüm zarifliğiyle yatağına uzanıyor…Geri gelmeyecektir belki ama çaresi olmayan ve onu bulan verem hastalığına, gitgide yalnızlaşan hayatında kadınca karşı koyuşlarıyla pişmanlığa mahal vermiyor. Bu güzel kadın Yeşim Koçak’ın olağanüstü performansıyla, Jale Karabekir’in hazırladığı mükemmel altyapı ile hafızanıza yerleşiveriyor. Eminim seveceksiniz Melek’i ve sonu muğlak masalını...

Not: Oyuna gittiğinizde Gökhan Akçura’nın derlemesini yaptığı Melek Kobra’nın kendi yazılarından oluşan “Hatırat”ına da rastlayabilirsiniz. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net