‘Hukuk hiç bu kadar siyasileşmedi

‘Hukuk hiç bu kadar siyasileşmedi'

Sabah gazetesinin kışkırtma amaçlı Madımak katliamı haberlerinin yankıları sürüyor. Alevi örgütü temsilcileri gündeme gelen ve doğrudan devleti işaret eden soruların yanıtlanmadığına dikkat çekerek, “Bu kadar kurmaca, bu kadar tertip Türkiye ceza hukuku tarihinde hiç yaşanmadı” dediler. Açıklamalarda ka

Sultan Özer

Katliam sırasında Madımak Otelinden yaralı kurtulan ABF Eski Başkanı, Yazar Ali Balkız, bu iddiaların yeni olmadığına, davanın savcısı ve sanık avukatlarının sürekli bunu öne sürdüklerine dikkat çekti.

Sabah gazetesinde yayınlanan fotoğraflara da vurgu yapan Balkız, “O fotoğrafların 18 yıl sonra mı ortaya çıktığını” sordu. Balkız, “Üstelik ne ilginç gizli tanık, ne ilginç dördü ölü! Bu kadar kurmaca, bu kadar tertip Türkiye ceza hukuku tarihinde hiç yaşanmadı! Hitler yargılamaları bile böyle olmadı, hukuk, yargı bu kadar rezilleştirilmedi, bu kadar siyasetin elinde maşa olarak kullanılmadı hiçbir dönem” dedi.

SAYGI DURUŞU NASIL ÇARPITILDI

 “Sivas Katliamı ve PKK ilişkisine dair, bir ilişki var mı yok mu biz bilmiyoruz” diyen Balkız, katliam davasında savcının esas hakkındaki mütalaasında, “PKK terör örgütünün ölen militanları ile ilgili olarak saygı duruşunun yapılması” ifadesini kullandığını söyledi. Balkız, Sivas’taki o şenliklerin ilk günü, yani 1 Temmuz 1993 günü kültür merkezinde 1500 kişiyi kendisinin saygı duruşuna çağırdığını ve saygı duruşunda üç isme, “Pir Sultan Abdal, Mustafa Kemal Atatürk ve Devrim Şehitleri”ne vurgu yaptığını söyledi. “Bu üç isme vurgu yapıp, saygı duruşuna çağırdım. Sessizlik sürerken arka sıralardan bir kişi, ‘Devrim şehitleri ölümsüzdür’ sloganı attı. Ertesi gün gazetelerde, ‘Devrim şehitleri için saygı duruşu yapıldı’ya dönüştü. Avukatlar ve sanıklar  ifadelerinde bundan tahrik olduklarını vurguladılar.

‘TAHRİK EDİCİ UNSUR’

Dava sürerken, sanık avukatının sorusunu yargıç bana yöneltti; “ ‘Devrim şehitleri için saygı duruşuna davet ediyorum’ demişsiniz kimi kastediyordunuz?” Ben de yanıtladım, “Kubilay başta olmak üzere, diğerlerini siz tahmin edersiniz” dedim. Ama onlar bunda ısrar ettiler. Kaldı ki saygı duruşunu Kültür Bakanlığından bizim etkinliğimize gelen kameramanlar çekmişlerdi. O kameralar ya yandı ya çalındı ama onların kayıtlarına ulaşılamadı. Ama emniyetin çektiği kayıtlar vardı. Bunlar Ankara’ya mahkemeye gönderilirken oradan Mustafa Kemal Atatürk sözcüğü çıkartıldı, Pir Sultan Abdal ve devrim şehitleri yalnız bırakıldı. Dolayısıyla 2 Temmuz olaylarına tahrik edici bir unsur olarak eklendi” diye anlattı manşetlere konu olan olayı.

SAVCI BU OLAYI NASIL YORUMLUYOR?

Balkız’ın yaşananlara ilişkin değerlendirmeleri şöyle: “Bu iddiayı sadece savcı değil, sanık avukatları da sanıklar da birçok kez yinelediler. Davanın avukatlarından, şimdi AKP Konya Milletvekili Hüsnü Tuna, ‘Faili Meçhul Cinayetler ve Ergenekon’ adlı kitabında buna yer veriyor. Bu kitabın yazım tarihi Ağustos 2010. Burada Tuna, Sivas olaylarını yorumlarken, ki avukatlarındandır, ‘Naylon terör örgütleri ile PKK, DHKP-C benzeri darbeci yapılanmaların müşterek bir organizasyonu’ diyor. Üç gün sonra Erzincan Başbağlar’daki köylülerin katledilmesi olayına bağlıyor bunu. Yani bugün Sabah, Star gazetelerinin yazdığı haberler ilk değil. Kazım Genç ile benim hakkımda, İbrahim Şahin’in evinde suikastla ilgili plan ve projeler ele geçtikten sonra Savcı Zekeriya Öz’e gittik. Bizi bilgilendirdi, belgeler koydu önümüze. Dönüp tarihteki Alevi katliamlarını araştıracağını söyledi, Gazi, Maraş, Sivas, Çorum...

Daha da önemlisi, Sabah gazetesi o günkü yöneticileri kimdi bilmiyorum, ama Cengiz Çandar’la Hasan Cemal Sivas’a gelmişlerdi. O günkü genelkurmay başkanı ile gelmişlerdi. Sabah gazetesi 4 Temmuz 1993 tarihli nüshasında, “tahrik ve ihmal” başlığını attı. Biz, Pir Sultan için oraya gidenler tahrik ettik, vilayet, emniyet ihmal etti ve 37 kişi öldü. Teşhis buydu.

Aynı başlık 10-15 gün sonra Başsavcı Nusret Demiral’ın demecinde şu şekle dönüştü; “Örgüt yok, tahrik var.” Bütün bunlar bizim açımızdan olayın örtbas edileceğinin, suçu başkalarının üstüne atacaklarının göstergesiydi. Bir taraftan PKK, bir taraftan DHKP-C, bir taraftan İşçi Partisi, bir taraftan bizim ısrarla neden Sivas’a gittiğimiz, neden Aziz Nesin’i çağırdığımız, otelden çıkmak mümkünken niye çıkmadığımız gibi bizleri suçlayan egemen bir bakışları vardı. Savcı da aynı şeyi yaptı.

Aynı iddiaları katliamın üçüncü yılında “Toplu Savunma Kitabı” adı altında yazdıkları kitapta sanık avukatları, önsöz bölümünü yazan Avukat Muharrem Balcı bu kitapta da PKK konusuna oldukça yer veriyor. Bu 3-4 kaynaktan aktaracaklarımız o ki, bir taraftan olayın gerçek yüzü gizlenmeye çalışılırken, bir taraftan da suçu kimin üstüne atarlarsa üstünde kalır diye bakıyorlar ve ‘sicili bozuk bir PKK var’ anlayışı ile onun üzerine atarak şu seçim öncesinde BDP ile AKP arasındaki bu sert mücadelede Sivas katliamı davası da bir argüman olarak kullanılmak isteniyor. Başka bir şey değil. Buna da yandaş medya aracılık ediyor.” (Ankara/EVRENSEL)


MADIMAK’TA YANIT BEKLEYEN SORULAR

1- Bir gün önceden otelin önüne bir kamyon taşı kim yığdı? Ertesi gün taşlamak üzere.
2- 1 Temmuz’ta Buruciye Medresesi’nde etkinliğe gidenlere ve Sivas’ta yaygın olarak dağıtılan, ertesi gün yerel gazetelerin aynen verdiği, “Müslümanlara” başlıklı cihat çağrıları içeren bildiriyi kim kaleme aldı, kim tab etti, kim dağıttı?
3- Yangının çıkmasından 5 dakika önce, saat 8’e doğru, otelin ışıkları sönük, içerisi loş, içeri giren üç polis birkaç basamak çıktıktan sonra çakmaklarını yaktı, içeridekileri gördü ve ‘burada polis var mı’ diye sordular. ‘Yok’ cevabı alınca da çıkıp gittiler. Hemen arkasından zayıfça, ortaboylu bir yüzbaşı girdi otele. O da çakmağını çaktı, ‘burada asker var mı’ diye sordu ve gitti. Ondan hemen sonra yangın başladı. O üç polis ve o subay kimdi, niye gelmişlerdi, amaçları neydi?
4- Tugaydan gelen askeri birlik otelin önüne 20 metre kadar yaklaştıktan sonra durdu, müdahale etmeden çekip gitti. Hangi kuvvet onları geri götürdü? Ve hangi kuvvet onların otel önünde etten duvar örüp, olayın büyümesini engellemelerini önledi?
5- Kayseri’den takviye bir grup polis geliyor, oteldekiler Aziz Nesin’in koruması Mehmet komserin telsizinden duyuyor. Vali ve Emniyet Müdürü arasında ve diğer birimler arasındaki konuşmaları da dinliyorlar. Uzunca boylu, sivil giyimli biri otele giriyor, yanında telsiz olduğu için Mehmet komisere ‘sen polis misin’ diye soruyor ve ‘evet’ yanıtını alınca da ‘Bu anasını s... kızılbaşlarını kollamak sana mı kaldı’ diye küfredip geri çıkıyor. Mehmet Komiser de ‘karışma sen’ diye tersliyor. Oteldekilerin ‘kim bu’ sorusu üzerine ‘Kayseri’den gelen polislerden biri’ yanıtı alıyorlar. O adam kimdi? Niye açığa çıkarılmadı?
6- Meclis Araştırma Komisyonu Raporu’na da yansıdığına göre, komisyon üyeleri MİT yetkilisine, “şehirde bu kadar hazırlık olmuş, Aziz Nesin’in geleceği biliniyor. Siz hiç mi bilgilenmediniz?” diye soruyorlar, aldıkları yanıt, “Önlem aldık, Cuma günü öğle namaz saatlerinde emniyete telefon ettik, karşımıza çıkan kimseye şehirde kimi nümayiş hazırlıkları var diye bildirdik” oluyor. İstihbarat birimleri niye önlem alınması için gerekli birimlere bilgi vermediler, verdiler de önlem mi alınmadı?
7- Sivas’taki yerel gazeteler adeta kışkırtıcı rol oynadı, önemli ‘görev’ yaptılar. Bu gazetelerin yöneticileri hakkında ne işlem yapıldı?
8- Tatil olmasına karşın okullar, tüm yurtlar, Sıcak Çermik dolu. Şehrin dışından bir sürü insan getirilip yerleştirilmiş, bunları kim organize etti?
9- “Gazanız mübarek olsun” diyen dönemin Refah Partili Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu sorgulandı mı? Belediyenin ses sisteminden gün boyu yapılan anonslar olayı daha da kışkırtırken, bundan dolayı kimler sorgulandı, sorgulama olmadı ise niye?
10- Pir Sultan Abdal’ın yıkılan heykeli belediyenin garajına götürülecekken, niye otelin önündeki kitlenin içine getirildi de olay daha da kışkırtıldı? Kimler sorumlu?


‘DÜZMECE, GERÇEKLERİ KARARTMA GİRİŞİMİ’

Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Genel Başkanı Emel Sungur ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Sabah Gazetesi’ndeki ‘habere’ tepki göstererek, “gerçekleri karartma gayreti” olarak nitelendirdiler.

Ortak yazılı açıklamada, “Hemen ifade edelim ki, savcılığın araştırması bu haberin içeriğinden ibaret ise, haberin hiçbir gerçekliği ve inandırıcılığı bulunmamaktadır: düzmecedir, gerçekleri karartma gayretidir, inandırıcılıktan uzak ve bilgi çarpıtma amaçlıdır… “ denildi.

‘NEDEN ŞİMDİ?’

“Çok gizli soruşturma,”dan yapılan ‘haber’in zamanlamasına dikkat çekilerek, “iki ay önce veya üç ay sonra değil de seçimlere 12 gün kala, bugün neden, kimler tarafından, hangi amaçla servis edilmiştir?” sorusu yöneltildi.
Açıklamada şu sorulara yanıt istendi:
*Sivas Emniyetine başvuran gizli tanık kimdir? Yargı ve emniyet birimlerimiz, önemli olay ve davalarda neden hep ‘gizli tanıklarla’ sonuç almaya çalışmaktadır?
*Bu 4 PKK’lı katliama kitlesel destek veren kalabalığın içinde midir; resimleri var mıdır; bu resimler, 2 Temmuz 1993 günü mü çekilmiştir? Soruşturmayı yürütenler, katliamın birebir tanığı olan bizlerden neden saklanmıştır?
*PKK’lıların aileleri, çocuklarının resimlerini ‘teşhis ederken,’ fotoğraf veya cd (her neyse) Sivas’a ait olduğundan haberdar edilmişler midir?”

Açıklamada, ‘haber’in özetinin şöyle olduğu vurgulandı: “Bir tanık var; ‘gizli!’, dört şüpheli var; ‘ölü!’ Deliliniz bunlar öyle mi? Bir kez daha soralım: devlet nerede; neden gaz sıkılmamış, neden havaya ateş açılmamış; devleti yönetenler ve emniyet birimleri neden sorgulanmamış; oradaki on bin kişi, benzin getiren, kibrit çakan, ‘yak lan ya’ diye bağıranlar kimmiş? PKK’lı mı; İşçi Partili mi? İnsaf, izan, vicdan, adalet, insanlık!..”   

‘YANDAŞLARI AKLAMA GİRİŞİMİ’

Haberin, maddi ve mantıki gerçeklerden yoksun, amaçlı ve düzmece olduğuna dikkat çekilen açıklamada, katliamın perde arkasının apaçık ortada olduğu vurgulandı. Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mehmet Gazioğlu, Mehmet Ağar, Ahmet Karabilgin ve Doğukan Öner gibi isimlerin soruşturulmasının istendiği açıklamada, “Anlaşılan şudur ki, seçimlere gidildiği bu günlerde, vatandaşın aklını bulandırıp, yandaşlarını aklamaya çalışmaktadırlar. Adama sormazlar mı, sen devlet değil misin, PKK’lı da olsa, şeriatçı da olsa sen yakalayıp yargılayıp cezalandırsana? Bugüne kadar neden uyudun demezler mi? Aradan 18 yıl geçtikten ve bu 18 yılın 8 yılı da senin iktidarın dönemimde olduğuna göre, senin bu yaptığın yandaşlarını aklama çalışması değildir de nedir? Bu sanıkların vekilliklerini yapanlardan bazılarını sen parlamentoya taşıyıp milletvekili yapmadın mı? Madımak katillerini, sen belediye şirketlerinde çalıştırmadın mı? Maaş ödemedin mi? Tüm ülkede aranırken senin belediyende kıyılan nikâhla evlenmedi mi?  Hatta askere gidip askerliğini yapıp gelmedi mi?” denildi.


KATLİAM DAVASININ AVUKATLARI VE SİYASİ SIĞINAKLARI(*)

Av. Celal Mümtaz Akıncı AKP oylarıyla Anayasa Mah. Üyesi; Av. Hayati Yazıcı AKP Hükümetinde bakan oldu; Av. Ali Bulut AKP Maraş Mv. Anayasa Kom. Üyesi; Av. Haydar Kemal Kurt AKP Isparta Mv; Av. Zeyid Aslan AKP Tokat Mv; Av. Faik Işık Başbakan Erdoğan’ın ve Süleyman Mercümek’in avukatı; Av. İbrahim  Hakkı Aşkar  22. Dönem AKP Afyon Mv; Av. M. Ali Bulut AKP Maraş Mv; Av. Bülent Tüfekçi,  AKP Malatya İl Bşk; Av. Halil Ürün RP Kayıp trilyon davası sanığı, AKP, 2008 Yılı Afyon Bel. Bşk. Adayı; Av. Mevlüt Uysal AKP İstanbul Başakşehir Bel. Bşk; Av. Nevzat Er, AKP Eminönü Eski Bel. Bşk; Av. Suat Altınsoy AKP Konya İl Bşk.Yrd; Av. Tayfun Karali İstanbul Büyükşehir Bel. Darülaceze Md;  Av. Ferruh Aslan, İst. Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Müdürü; Av. Ali Aşlık AKP İzmir ll. Bölge Mv. Aday adayı; Av. Bedrettin İskender AKP Ümraniye Belediye Bşk. Adayı; Av. Ekrem Bedir Sakarya AKP Hendek Bel. Mec. Üyesi; Av. Faruk Gökkuş İst. AKP, Kâğıthane Bel. Bşk. Aday adayı; Av. Fuat Sağıroğlu, Sultanbeyli Belediye Başkanı Yahya Karakaya ve N. Erbakan’ın “kayıp trilyon” davasının sanığı Süleyman Mercümek’in avukatı;  Av. Hasan Hüseyin Palan AKP İst. İl Disiplin Kurulu Üyesi;  Av. Hurşit Bıyık AKP Trabzon İl Bşk. Yrd. Mv. Adayı.”

(*) Murtaza Demir’in 3 Mart 2011 tarihli internet ortamında yayınlanan yazısından…

www.evrensel.net