Senaryosu baştan belli bir dava

Senaryosu baştan belli bir dava

Ethem Sarısülük. Bu isim Türkiye’de demokratikleşme paketlerinin tartışıldığı, yeni anayasa söylemleri adı altında, özgürlüklerin ‘tartışmaya açıldığı’ bir dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından da fiili olarak yetkilendirilen kolluk güçlerinin bir mensubu tarafından öldürüldü. 1 Haziran’da yüz binlerce insan gibi, alanlara çıkan Ethem Sarısülük bir işçiydi. Sarısülük ailesinin diğer fertleri gibi ‘aç kalmamak’ için yaşama mücadelesi veren ve şimdiye dek devlet ve iktidar erkleri tarafından hep ama hep yoksulluğa, yokluğa, baskıya karşı mücadele etmekten başka yol olmadığını gören bir insandı...

Hasan Akbaş

Ethem Sarısülük. Bu isim Türkiye’de demokratikleşme paketlerinin tartışıldığı, yeni anayasa söylemleri adı altında, özgürlüklerin ‘tartışmaya açıldığı’ bir dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından da fiili olarak yetkilendirilen kolluk güçlerinin bir mensubu tarafından öldürüldü. 1 Haziran’da yüz binlerce insan gibi, alanlara çıkan Ethem Sarısülük bir işçiydi. Sarısülük ailesinin diğer fertleri gibi ‘aç kalmamak’ için yaşama mücadelesi veren ve şimdiye dek devlet ve iktidar erkleri tarafından hep ama hep yoksulluğa, yokluğa, baskıya karşı mücadele etmekten başka yol olmadığını gören bir insandı...
Çelişkileri yaşayıp mücadele etmekten başka bir yol olmadığını gördüğü andan sonra Ethem’in Ethem olmaktan başka şansı yoktu artık…
Kısaca Ethem yüzbinlerin hayatıdır aslında. Ethem’i öldürdüler ve yüzbinlerce insan Ethem için sokaklara çıktı. Herkes kendisindeki Ethem’in acıdığını, kanadığını gördü. Bugün bu yaralar kanamaya devam ediyor. Ethem polis kurşunuyla öldürülen ilk kişi değildi elbette. Ancak senaryosu baştan yazılmış aleni şekilde polisin aklandığı bir yargı ve adalet sürecini gözler önüne sermesi bakımından önemlidir.

VURULDUĞU ANDAN BERİ POLİS AKLANMAYA BAŞLANDI

Buradan hareketle Ethem’in katili sanık polis A.Ş’nin ‘yargılandığı’ sürece bir göz atalım. Henüz soruşturma ve yargılama aşamasına dahi gelinmemişti. Olay yerinin MOBESE görüntüleri emniyetin kumanda masasından sansürlenmeye, gizlenmeye çalışıldı. Daha sonra günlerce polisin kimliği belirlenemedi, keşifler yapıldı, tanık ifadeleri verildi. Ama yine de devlet tarafından suskunluk ve vurdumduymazlık hali boy gösterdi.  Bir televizyon kanalının görüntüleri polise suç üstü yapmış ve görüntüleri savcılığa sunmuştu. Görüntü kaydı bir yana bu keşiflere rağmen hiçbir açıklama yapılmadı. Avukatlar ve Sarısülük ailesi, kamuoyu baskısı oluşturmak için seferber oldu. Tabii bu süreçte de aile sürekli polis takibi ve tehdidi altında kaldı.

DEVLET,  ÜÇ MAYMUNU OYNADI

Bu sırada devletin senaryosu adım adım sergileniyordu. Hatta çıkarıp arşivleri baksak; avukatların her bir öngörüsü senaryonun bir parçası olarak karşımıza çıktı. Bunlara bir örnek verelim. Yukarıda katil polisin kim olduğunun baştan belli olduğuna dair örnekleri sunmuştum. O zamanlar avukat Kazım Bayraktar’la görüştüğümde katilin kim olduğunu öğrenip, öğrenmediklerini sormuştum. Bayraktar, “Ethem’in otopsisinin ardından bu iş belli olur. Çünkü o zaman açıklamaktan başka çareleri kalmayacak” demişti. Öyle de oldu. 15 Haziran’da yapılan otopsinin ardından yine binlerce insan sokaklara döküldü. BDP, CHP, Milletvekilleri konuyu meclisin gündeminde tutmaya çalıştı. İki gün bile yetmişti. Bu arada, polisin ismi 17 Haziran’da açığa çıktı ama yine bunu açığa çıkaranlar da Sarısülük ailesi ve avukatları oldu. Yine devlet ve iktidar bu konuda üç maymun pozisyonunu bozmadı...

SİLAHLA ÖLDÜRÜLMÜŞ, ÇIKMIŞ ‘KASIT’ YOK DİYOR...

Peki ya gel zaman git zaman bir iddianame hazırlanacaktı, sonuçta ‘zorlamayla da olsa bir yargılama yapılması lazım’.  En nihayetinde iddianame de hazırlandı. Polis A.Ş’ye “meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürmek “ suçu yöneltildi. Senaryo dedik ya baştan belliydi diye.
Ve nihayetinde A.Ş hakim karşısına çıktı. Tutuklanmak mı; yok canım daha neler... Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılacaktı tabii. Şaka gibi değil mi? Hadi diyelim bu polis ceza aldı (5 yıla kadar...)  O da para cezası, temyiz, itiraz vs bakmışsın ki polis alacaklı olmuş, Ethem Sarısülük’e ‘polise adam öldürttüğü için’ ceza verir duruma gelmişler. Bu süreci takip eden bir gazeteci olarak bunları gördüm ya bunun da olmayacağına garanti veremiyorum.
Ha örneğin A.Ş için Valilikten yazı da istenmişti. Ne kadar vahametine dikkat çektiğimiz konu var. Unutabiliyoruz  baksanıza. Mahkeme, A.Ş’nin yargılanmasıyla ilgili savcılıktan, valilik izninin olup olmadığına dair bilgi istemişti. Bu şu demek; ‘yargılama izni’. Eğer izin verilmezse yargılamayacaklar mı?
Bu Cem Aygün’ün katili için de uygulanmak istenmişti örneğin. Neyse A.Ş’nin yargılandığı mahkeme sürüyor. İki duruşma geçti. İlk duruşma, duruşma salonuna polislerin doldurulması ve silahıyla salona giren polislerin provokasyonuyla sonuçlanmıştı. Sarısülük ailesine saldırılmış, mahkeme düzeni bozulmuştu. Ayrıca sanık polis duruşmaya peruk, takma, kaş, bıyık ile kimliğini gizleyerek gelmişti. Bu suçtu. Mahkeme buna da sessiz kaldı.
İkinci duruşma ise Jandarma tarafından provoke edilmiş, ancak ailenin sağduyusu galip gelmişti. Ancak mahkeme yine yapacaktı, yapacağını. Tutuklama talebini reddedip, sanık polisin adliyeye dahi getirilmesini istemeyip, telekonferans yoluyla dinlenilmesine karar verecekti. Duruşmadan iki gün önce adliye muhabirlerinden bir meslektaşımla sohbet ederken söylemiştik bunu biz de... Ertesi gün ikimiz de dönüp birbirimize “Hiç gelmeseydik daha iyiydi” dedik.

www.evrensel.net