Kimden nefret etmeli kimden etmemeli?

Kimden nefret etmeli kimden etmemeli?

Başbakan Erdoğan’ın 30 Eylül’de açıkladığı “demokratikleşme” paketi üzerine “katılım” ve “Mor Gabriel Manastırı arazisinin iadesi” hakkındaki görüşlerimi daha önce bu sayfalarda paylaşma imkânı bulmuştum. Kendi açımdan “demokratikleşme paketi”nin içeriğinde en önemsediğim başlıklar nefret suçları ve ayrımcılıkla mücadele oldu. Açıklamaların tatmin ediciliğinden değil ancak demokratikleşmede doğru başlıklar olduklarından…

Dikran M. Zenginkuzucu

Başbakan Erdoğan’ın 30 Eylül’de açıkladığı “demokratikleşme” paketi üzerine “katılım” ve “Mor Gabriel Manastırı arazisinin iadesi” hakkındaki görüşlerimi daha önce bu sayfalarda paylaşma imkânı bulmuştum. Kendi açımdan “demokratikleşme paketi”nin içeriğinde en önemsediğim başlıklar nefret suçları ve ayrımcılıkla mücadele oldu. Açıklamaların tatmin ediciliğinden değil ancak demokratikleşmede doğru başlıklar olduklarından…
Başbakan’ın açıklamasına göre artık kişi dil, ırk, millet, renginden, inancından ve inancının gereğini yerine getirmekten dolayı ayrımcılığa maruz kalmayacakmış. Ayrıca “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu” adı altında yeni bir yapı oluşturulacakmış. Başbakan konuşmasında telaffuz etmemesine karşın AKP’nin internet sitesindeki bültende “cinsiyet”, “felsefi inanç”, “siyasi düşünce” ve “mezhep” nedeniyle ayrımcılıklar da listeye eklendi. Açıkçası ayrımcılık tanımının etnisite, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin kapsamaması önemli bir boşluktur. Etnik grup tanımlaması artık ayrımcılıkla mücadeleye yönelik tüm uluslararası insan hakları metinlerde ve yargı kararlarında yerini almıştır. Nefret suçlarına karşı metinlerde millet (uyrukluk anlamında kullanılıyorsa) ya da yabancılık dışında özellikle etnik kimliğe atıf yapılmaktadır. Millet, uyrukluk ya da yabancılık terimleri farklı etnik kimlikler taşıyan T.C. vatandaşlarını kapsayamayacaktır. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim nedeniyle LGBT bireylerin nefret ve önyargı suçlarından en fazla zarar gören kesimlerden oldukları da açıktır ancak gerek toplum gerekse de resmî makamlar tarafından görülmezden gelinmektedirler. Örneğin AGİT’in 2011 Nefret Suçları Raporunda KAOS derneğinin 6 transseksüel ve eşcinsel kişinin öldürülmesini, iki tecavüz ve 12 fiziksel saldırı raporlamasına karşın Türkiye hükümetinin LGBT kişilere karşı önyargı içeren suç bildirmediği görülmektedir.
Başbakan konuşmasında kişinin dinsel ibadetinin her ne şekilde olursa olsun engellenmesinin hapis ile cezalandırılacağını söylerken ayrımcılık durumunda ise ilgili kamu makamlarının ihlali sona erdirmek, sonuçlarını gidermek ve tekrarlanmasını önlemek için gerekli önlemleri alacağını belirtti. Bu açıklamadan nefret suçlarının TCK’ye girmeyebileceğini de düşünebiliriz. Neyse ki Bekir Bozdağ ayrımcılık, İslam düşmanlığı ve ırkçılık gibi konuların TCK’de tanımlanması üzerine çalışma başlattıklarını açıkladı. Ancak nefret suçları uygulamada yalnızca Bülent Arınç’ın müjdelemiş olduğu gibi “islamofobi”yi ya da bugünkü haliyle TCK 301 kapsamında Türklüğe hakareti içerecekse hatırlatmada fayda vardır ki nefret suçlarının engellenmesi egemeni değil azınlığı korumaya yöneliktir. Yani diğer “-fobi”lere ne olacaktır?

NEFRET ALGISI VE NEFRET SUÇU

Nefret suçu ya da önyargı ile işlenen suç genelde failin mağduru belli bir toplumsal gruba üye olması nedeniyle kasten seçmiş olması olarak tanımlanıyor. Bu tanım aslında suçun oluşması için gerekli maddi koşulları yasa koyucuya ya da uygulayıcısına bırakıyor. Buradan bir adım öteye giderek belirleyici unsuru mağdurun ve toplumun algısı olarak kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olabilir. Bu durumda mağdur ya da çevre tarafından bir suçun mağdurun belli bir toplumsal gruba ait olması nedeniyle düşmanlık ya da önyargı ile işlendiği algısına sahip olunması nefret suçunu doğuracaktır. Nefret suçları bireysel olarak işlenmiş dahi olsalar toplumsal nedenleri ve etkileri söz konusu olmaktadır. Mağdurun yaşadığı acı, duygusal bozukluklar ya da özsaygısının zedelenmesi dışında öncelikle mağdurun ait olduğu toplumsal grup üzerinde korku, dışlanmışlık gibi psikolojik yaralar açmaktadır. Suç özellikle ideolojik bir nitelik taşıyor ise mağdura benzer diğer azınlıklar üzerinde de korku yaratmaktadır. Daha ötesi tüm toplum üzerinde iç barışı ve uyumu bozucu etkiler yaratmaktadır. Bu nedenlerle suçun niteliği ağırlaşmaktadır ve bugün hemen hemen tüm modern hukuk sistemlerinde nefret suçu tanımlanmaktadır. AB ile AGİT gibi örgütler de ırkçılık, yabancı düşmanlığı, dinsel hoşgörüsüzlük ya da bir kişinin etnik kimliği, uyrukluğu, engelliliği, yaşı, cinsiyeti, cinsel kimliği ya da cinsel yönelimine karşı her türlü ayrımcılık ile mücadele edilmesi gereğini görüyorlar. BM de 2011’de devletlerin nefret suçlarını engelleme sorumluluğu ve bu gibi suçlarda ağırlaştırılmış cezaların öngörülmesiyle ilgili bir kararı kabul etti.
Nefret suçları ile mücadelede öncelikli adım yasal düzenlemelerin yapılması ve nefret suçunun cezalandırılmasıdır. Türkiye’de birçok kurumun ve sivil toplum örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu “Nefret Yasa Kampanyası Platformu”nun önerdiği yasa taslağında nefret saikının TCK’de ağırlaştırıcı nedenlere eklenmesi öneriliyor. Yasa taslağında nefret suçu, bir suçun bir kişi ya da gruba karşı “ırk, milliyet, etnik köken, renk, dini inanç veya inançsızlık, siyasi görüş, dil, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, fiziksel veya zihinsel engellilik, sağlık durumu veya yaş” nedeniyle işlenmesi şeklinde tanımlanıyor.

NEFRET İDEOLOJİSİ

Bu ülkede nefret geç uluslaşmanın, asimilasyonun, tek tipleştiriciliğin, erkek egemen iktidar aygıtının, gerici politikaların bir aracı olarak kullanılageldi ve adeta resmî ideoloji oldu. Kürt Ermeni’den, Türk Kürt’ten, Sünni Alevi’den, laik başörtülüden, homofobik eşcinselden nefret ettirildi.
Geçmişteki ağır yükü bir yana bıraksak dahi artık her gün okuduğumuz Alevilerin mitingde yuhalatılması, Çanakkale’de Roman çocukların ayrı bir sınıfa alınması, göçmen ya da mevsimlik Kürt işçilere yapılan saldırılar, Kiliselere yapılan vandallıklar, gün aşırı işlenen transseksüel cinayetleri ve benzeri diğer nefret eylemleri bu toplum üzerinde büyük ağırlık yaratıyor. Bu ayrımlar AKP dönemine ait de değil, geçmişten geliyor. AKP de resmî ideolojinin ürettiği nefretin yöneldiği bir kesimi kendisine taban edinmiş ancak iktidarında toplumun bu kesimine uygulanmış ayrım ve nefreti mahkûm ederken diğer ayrımları görmezden gelmiş ve kaşımıştır. Bu resmî nefret ideolojisinin sancılarını taşıyan bir ülkede tüm nefret suçlarının cezalandırılması elbette olumlu karşılanır ve arzulanır. Ancak toplumsal bellekte ve genlerde oluşan nefret ve önyargıların silinmesi de çok zor. Başta suçun açığa çıkmasının sağlanması ve bu amaçla etkin başvuru ve koruma mekanizmalarının mevcut olması gerekmektedir. Daha ötesi resmî ideolojinin bu nefreti yeniden ve yeniden ürettiği kesimlerden gelen uygulayıcı makamlardaki kişilerin –örneğin polis, savcı, yargıç- de hem önyargılardan arınabilmesi hem de bu grupları tanımalarının sağlanması hiç de kolay değildir. Ayrıca toplumsal bir sorun niteliği taşıyan bu nefret ve önyargılara karşı mücadelede eğitim, azınlık grupların korunması ve desteklenmesi ile toplumsal güvenin sağlanması uzun ve kararlı bir program gerektirecektir. Ancak ben öncelikle hükümetin nefret suçlarından ne anladığını merak ediyorum.

* Yrd. Doç. Dr., Nişantaşı Üniversitesi

www.evrensel.net