Bütün özleyenlere gelsin

Bütün özleyenlere gelsin

Bir rüya idi Leyla ile Mecnun, anlatıldığı gibi. Şimdi rüya bitti.

Çağdaş Günerbüyük

Leyla ile Mecnun’a bu kadar alışırken insan arkasından gelecekleri hesap edemiyor. Seyircinin her bir karakteri arkadaşı, ailesi, mekanı mahallesi gibi benimsemesi, Ben De Özledim’i “Bu dizide kendimi oynuyorum” akımının özgün bir örneği yapabildi. İzleyenin dizi bittikten sonra birbirinden kopamayan oyuncular ve dizi ekibinin acıklı komik hallerine gülmesi işin bir yanı sadece. Ama onlar gibi, kendi dizisi bitmiş, kendi arkadaşlarından kopmuş, kendi boşluğa düşmüş gibi hissetmesi, absürt dizinin absürt sonucu işte.
Mahalle dizisi, o sıcak ilişkiler falan gibi bir şey değildi Leyla ile Mecnun, karakterini o klişeden almıyordu. Zaten mahalle dizisinin nasıl bir uslu çocuk işine benzediğini, 2010’lar parodisi ile gösteren yine onlar oldu. Çok şey söylenebilir ama şöyle bir ortak özellik herhalde tartışılmaz; başka türlü bir şey olması çok çekiciydi. Her dizinin birbirine benzediği, aynı kalıbı takip ettiği televizyon ortamında ezberi bozmak bile bir şeydir bazen.

RÜYA BİTTİ

Bitmesine üzülen çok dizi olmuştur da, seyircilerinin kendini bir toplumsal hareket sanmasının örneğine kolay rastlanmıyor. Tesadüf değil tabii, Leyla ile Mecnun’un mayıs sonundan itibaren memleketin büyük direnişi içinde en kolay eriyen dizi olması. Esprileri, oyuncuların fotoğrafları, destek videoları, sembolleriyle Gezi’de yaşadılar. Hak ettikleri kadar onurlu bir sonla, Gezi’ye verdikleri destekten dolayı devam etmeleri engellendi.

Sanki biraz da haziran günlerinin bitmez gibi duran coşkusunun, direnişin tadına doyulamayan tazeliğinin bitmesi hissine bu yüzden uzak değil. Erdal Bakkal’ın yıkılacağını sanan Ahmet Mümtaz Taylan’ın mahalleliyi örgütleyip kepçenin önünde durmasından değil sadece. Ben De Özledim, Leyla ile Mecnun’un bitmesinin herkesin bildiği sebebinin, Gezi’nin adını hiç anmazken bile, benzer bir ruh halinin evladı. Herkes özledi. Öteden “Nerdesiniz abi, özledik” diye seslenenlere İsmail Abi niyetine Serkan Keskin’in, kendi kendine “Ben de özledim lan” deyişi gibi. Kim özlemedi ki?

Bir rüya idi Leyla ile Mecnun, anlatıldığı gibi. Şimdi rüya bitti.

Bu da, radyodan istenen bir Ferdi Tayfur şarkısı misali, bütün özleyenlere geldi. Hem “normal”e dönüldü, herkes kendini oynamaya başladı, hem Leyla ile Mecnun yaşatılıyor. Yabancılaştırmaya zaten yabancı olmayan bir seyirciye göre bir iç içe geçmişlik. Kadınların karşısında şaşkına dönen Mecnun gitti, hayranlarının numarasını almak için yarıştığı Ali Atay geldi, mahallenin en komik ve hüzünlü adamı İsmail Abi gitti, aşk acısıyla kıvranan mutsuz bir Serkan Keskin geldi, yedikleri meyveler, çiğnedikleri sakızlar gitti, yayında gösterilmese de bildiğimiz alkol geldi. Çay hâlâ çay. Bu yeniliğin ve eskinin birlikte devamıyla var olmayı deniyor, tutarsa buradan tutacak.

İLKİNDE TRAJEDİ

Eskisine benzer bir “kafa” yeniden kuruluyor bir yandan. Havuz şimdiden kült olmuş olabilir, kıyafetleriyle havuzun içinde dikilerek plan yapan adamlar, Onur Ünlü’nün her seferinde cebinden çıkardığı kağıtlar dahil. Hem Sunset Boulevard göndermesi yapıyor, bu artık tanıdığı izleyiciyle daha yakından bir ilişki kurduğu anlamına da gelir. Leyla ile Mecnun’un ortalama gönderme seviyesinden, Yeşilçam filmlerinden, arabesk şarkılardan bir miktar daha entelektüel. Hem, Deli Yürek’te Onur Ünlü’nün oynadığı Umur karakteri hatırlatılıyor, hiç gereği yokken. İçe dönük bir Leyla ile Mecnun’dan bekleneceği gibi.

Havuzda kıyafetleriyle yüzen adam sahnesini kültleştiren filmdir Sunset Boulevard. 1950’nin Hollywood piyasasının acımasızlığında tutunmaya çalışan bir yazar ve eski oyuncunun hikayesini anlatır, Ben De Özledim’in uzak bir atası misali. Kahramanı, çok istediği havuza istediği yoldan olmasa da kavuştuğunu söyler, ama bedelinin ağır olduğunu. İlkinde trajediydi.

Oyuncuların kendini oynaması, bitmiş bir işin ardından yakılan ağıt gibi fikirler hiç orijinal değil ve ne kadar gider, özlem giderildikten sonra, orası bilinmez. Ama zaten fikrin yaratıcılıktan uzaklığıyla en çok dalga geçenin yine kendileri, en çok da dizideki Senarist Burak Aksak olması rastlantı değil. Havuza attılar işte kendilerini, yüzerlerse ne ala. Bir tuhaf burukluk yaratması, seyirciyi içine alamaması, kısa sürede sıkması, yadırganması mümkün. Leyla ile Mecnun da zamanla benimsenen bir tuhaflık değil miydi? (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net