Direnç ve umut

Direnç ve umut

Uygar Karaca

Euroleague’in her yeni sezon başı ritüelleri arasında, üzerine epeyce yazılıp çizilen ve sonunda da isabetsiz çıkan kağıt üzeri değerlendirmeleri ünlüdür. Yine de bu, tahmincileri haksız çıkarmaz. Avrupa’da yeni sezonun ilk üç haftasında oynanan maçların ardından, tek bir kanı üzerinde mutabık kalınmışa benziyor: Real Madrid’le birlikte Fenerbahçe’nin elinden Final Four, hatta final biletini  kapacak takım, şimdilik gözükmüyor.  Ne var ki bu kadar kısa süre içerisinde böyle bir yargı oluşturmak, beklentileri yükseğe çıkararak söz konusu takımları motive edebileceği gibi, umulandan hızlı sonuç alma dürtüsüyle moralmen baskı altına da sokabilir. En azından şunu net biçimde söyleyebiliyoruz: Fenerbahçe için Final Four, bir hayalden çok gerçekçi bir hedef.

FENERBAHÇE’NİN DOĞRULARI

Henüz sezon başı sayılabilecek bir dönemde, nisan ya da mayısı tahmin etmek pek mantıklı  olmasa da, şu ana dek elimize geçen verilerle genel gidişata bakmak mümkün. Bunun için de Fenerbahçe’nin geçen seneki hayal kırıklığının acısını çıkartırcasına iyi başladığı Euroleague’de, öncelikle ışıltılı  Barcelona ve CSKA maçlarında elde edilen galibiyetleri gözden geçirmek gerekir. Bunu yaparken de Fenerbahçe’nin iyi giden ya da eksik  yönlerini, zafer sarhoşluğunun vereceği iyimserlikten arındırılmış biçimde görmenin iyi yollarından biri, rakiplerin genel durumuna bakmaktır.

Basketbolu adeta satranç gibi oynayabilen bir tarza sahip ve  Avrupa’nın başarılı garantili 4-5 koçundan biri olan Obradovic gibi bir hocanın elindeki takımın  ilk göze çarpan özelliklerinden biri çok yönlü olması.  Takımdaki bir sürü yetenekli oyuncu, birden fazla pozisyonda oynayabiliyor. Emir Preldzic, Bojan Bogdanovic, Nemanja Bjelica ve Linas Kleiza’yı aynı beşte 3-4 farklı kombinasyonla oynatmanız mümkün. Bununla birlikte, farklı özelliklere sahip guardlarınız, kısa ve hızlı McCalebb, uzun ve iyi bir oyun görüşüne sahip Kenan Sipahi. Gasper Vidmar ve Luka Zoric gibi hem ikili oyunda sayı üretebilecek hem de pota altında canını dişine takarak savunma yapıp ribaunt kovalayacak uzunlarınız var. Böyle bir çeşitliliği yaşamak her takıma nasip olmaz. Fakat bu kadar opsiyon içinden bir sistem oluşturup, oyuncuları birbirine alıştırıp mümkün mertebede bir takım bütünlüğünde oynatmak, en kısa sürede ancak takım, ligler ve hakemler üzerindeki otoritesi tartışılmaz olan Obradovic gibi koçlar tarafından başarılabilir.

PEKİ YA RAKİPLER?

Evet, Fenerbahçe iyi, peki yendiği rakipleri nasıl? Bir defa,  Son 16’ya gideceklerin  az çok belli olduğu ilk aşamada, tüm takımların tam kapasite oynadığını söyleyemeyiz. Örneğin Barcelona ve CSKA,  oyuncuların bireysel performansları ve fiziksel durumları olarak değerlendirdiğimizde, Euroleague ve domestik liglerine hiç de istedikleri gibi başlayamadılar. Her iki takımın da ortak özelliği, hücumda yaşadıkları problemler. Bu sorun, aslında iki yönlüdür; az skor üretiyorsanız, kolay sayı bulamıyorsunuz demektir. Bu durumda, savunmada rakibe kötü top kullandıramıyor ve fast break yapamıyor olabilirsiniz yahut hücumdaki organizasyonunuzda yeteri kadar hızlı değilsinizdir. Her iki takım da, Fenerbahçe karşısında tam da bunları yaşadılar. Burada, Fenerbahçe’nin geçen seneye göre yaşadığı büyük değişimlerden ilkiyle rastlaşıyoruz: Bireysel ve takım savunmasındaki ilerlemeler. Geçtiğimiz yıl 90 sayı yemeden rahat edemeyen  Fenerbahçe, bu sene ligin iddialı ekiplerinden Barcelona’dan yalnızca 70 sayı, CSKA’dansa 60 sayı yedi. Bu iyi; ancak diğer taraftan CSKA, geride kalan Euroleague maçlarında 72’yi, Barcelona’ysa 70’i zaten geçemedi. Bu şartlarda, şuan için Fenerbahçe’nin olağanüstü bir savunma yaptığını iddia etmek de mümkün olamıyor. Bu alanda, geliştirilmesi gereken yönler var; örneğin CSKA maçında, zayıf taraf savunmasında Emir Preldzic’in rakiple sık sık baş başa kaldığı her hücumda Fenerbahçe sayı yedi. Kaldı ki hem CSKA hem de Barcelona, benzer tipte hücum ettiler; Fenerbahçe sıkı bir teste tabi tutuldu ama farklı tipte, örneğin daha yüksek tempoda oynayan takımlara karşı ne yapacağını henüz bilmiyoruz.

BÜYÜK KAZANIM TAKIM DİRENCİ

Fenerbahçe’nin, yukarıda bahsi geçen iki maçta da özellikle rakibin yaptığı kötü hucumları fast break’e çevirip epey ekmek yediği aşikar. Bo McCalebb’in fark yarattığı alanların başında da burası geliyor. Fakat her iki maçın da bazı bölümlerinde, Fenerbahçe’nin hücumda topu çevirmeyi ya da pota altına indirmeyi denemeyi bırakıp, yetenekli oyuncuların bireysel denemeleri, dengesiz üçlükler ya da aşırı zorlanmış pozisyonlarla pek de sayı üretemediği, hiç de kısa olmayan bölümler yaşadığını da gördük.  Bu, biraz da rakiplerin de iyi savunma yapmasıyla ilgili fakat sonuçta eksik olan şeyler de yok değil.

Özetlemek gerekirse, Fenerbahçe’nin şu ana kadarki Euroleague görünümünde, geçen seneye göre en büyük fark, ortaya koyduğu direnç. Şanslı bir fikstürle, rakiplerinin eksik yönlerini iyi değerlendirip maç ortasında fark açan Fenerbahçe, ne CSKA ne de Barcelona’ya, bir daha geri dönme şansı tanımadı. Öte yandan, daha işin çok başındayız, bırakalım şampiyonluğu, final hatta Final Four bile henüz çok uzaklarda. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net