Bütçede \

Bütçede 'denetimsizlik' var

Hazırlayan: Erkan Aydoğanoğlu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi 2011 yılında 35 milyar TL iken, 2012 yılında bütçeden ayrılan pay yüzde 12 azaltılarak, 31 milyar 552 milyon TL düzeyine indirilmiş, 2013 yılında ise bütçe payı 32 milyar 113 milyon TL olmuştur. 2014 yılı için öngörülen bütçe miktarı 32 milyar 725 milyon TL’dir.

Çalışma Bakanlığı bütçesinde son yıllarda yaşanan belirgin azalmanın en somut sonucu denetimsizliğin artması ve kayıt dışı istihdam sorununun çözülmemesi olarak kendisini göstermektedir. Özellikle son yıllarda bakanlık bütçesinden işyeri denetimlerine yeterince pay ayrılmaması nedeniyle, iş cinayetlerine kurban giden işçilerin sayısında olağanüstü bir artış yaşanmıştır. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yasal düzenlemeler yapılmasına karşın, bu alanda denetimlerin yapılmaması, 2014 yılında yeni iş cinayetlerinin yaşanmasını gündeme getirecektir.

Çalışma Bakanlığının 2014 bütçe ödeneklerinin en dikkat çekici yönü, 32 milyar 725 milyon TL’lik Bakanlık bütçesinin neredeyse tamamının (32 milyar 418 milyon TL) cari transferlere ayrılmış olmasıdır. Cari transferlerin tamamına yakınını sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetlerinin oluşturduğu dikkate alındığında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının sorumluluk alanında olması gereken çalışma yaşamının yapısal sorunlarının, Bakanlığın 2014 bütçesi içinde kayda değer bir payı olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bakanlık bütçesinin yüzde 99’u cari transferlere ayrılırken geride kalan yüzde 1’lik pay içinde personel giderleri 134 milyon 462 bin TL; sosyal güvenlik devlet pirimi giderleri 17 milyon 728 bin TL; mal ve hizmet alım giderleri 34 milyon 119 bin TL; sermaye gideri 29 milyon 500 bin TL sermaye transferi ise 91 milyon 742 bin TL olarak belirlenmiştir.  
2014 bütçesi, Hükümetin çalışma hayatına verdiği önemi bütün boyutlarıyla göstermekte, işçi sınıfı bir kez daha kendi kaderi ile baş başa bırakılmaktadır.


BÜTÇE YİNE HALK İÇİN YAPILMADI

2014 bütçesi ile tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, gittikçe yoksullaşan halka yüklenen dolaysız ve dolaylı vergiler, özel sektöre kaynak transferi, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi ve yatırımlarda azalmanın oluşturduğu karamsar tabloyu kararlılıkla sürdürmektedir. Bütçe, iç ve dış borçlar, borç faizi ödemeleri, dış ticaret açığı, faiz dışı fazla, yatırımlardaki azalma; eğitim ve sağlık gibi temel sosyal alanlarda yaşanan ticarileştirme, vergi adaletsizliği, gelir dağılımı ve bölüşüm politikalarının işçi ve emekçiler aleyhinde, yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin çıkarına uygun bir şekilde biçimlendirildiğini göstermektedir.

Yıllardır kamu hizmetlerine yeterli kaynak ayrılmamış, bu hizmetler piyasa kurallarına bağlanarak büyük ölçüde ticarileştirilmiştir. Kamusal mülkiyet ve hizmetler bu doğrultuda sürekli olarak tasfiye edilmektedir. İmalat sanayi, enerji, madencilik, demir çelik, iletişim dahil birçok temel ve stratejik sektör böylelikle uluslararası sermayenin sömürüsüne açılmıştır.

2014 bütçesi, kamu yatırımlarının sürekli gerilediği, askeri ve güvenlik harcamalarının bölgesel güç olma hayaliyle birlikte belirgin bir şekilde arttığı, asgari ücretlilerin, işçilerin ve kamu emekçilerinin insanca yaşam taleplerinin göz ardı edildiği bir bütçedir. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin sistematik olarak piyasalaştırılmasını hedefleyen, taşeronlaştırmanın kural haline geldiği, iş güvencesiz ve kayıt dışı istihdam biçimlerinin yaygınlaştığı bir ortamda hazırlanan 2014 bütçesinin işçi sınıfının ve halkın çıkarlarına düzenlemeler içerdiğini söylemek mümkün değildir.,

Bugüne kadar kamuda yaşanan köklü dönüşümlerin sonuçlarını başarılı bir şekilde gizleyebilen AKP iktidarı için reklamların sonuna gelinmiştir. İktidarın peş peşe açığa çıkan yalanları ile yaşamın gerçekleri arasındaki çelişkilerin, 2014 bütçesi üzerinden daha da derinleşerek süreceği anlaşılmaktadır. 2014 Bütçe Tasarısı, AKP Hükümetinin sınıfsal tercihini bir kez daha sermaye sınıfından yana yaptığını net bir şekilde göstermektedir.


BÜTÇEDE İŞ CİNAYETİ

Çalışma yaşamında yaşanan sorunlar, başta iş cinayetleri olmak üzere, kayıt dışı çalışma ve hak ihlallerine rağmen Çalışma Bakanlığı bütçesinin         ihtiyacı karşılayacak düzeyde artmaması, Hükümetin çalışma yaşamına ve emekçilere ne kadar değer verdiğinin görülmesi açısından önemli.

Çalışma Bakanlığının öncelikli gündemi olması gereken çalışma yaşamına ilişkin sorunların geçmişte olduğu gibi, 2014 yılında da gündem olmayacağını bugünden görmek mümkün. 2002 yılında 387 bin olan taşeron işçi sayısı, 2013 yılında 2 milyonu aştı. Taşeron işçi sayısındaki dikkat çekici artışın en önemli sebebi, Çalışma Bakanlığı tarafından da tercih edilen “hizmet alım yöntemi”nin doğrudan istihdam sağlamaya göre çok daha ucuza gelmesi. Bu sebeple kamu kurumları dahil birçok kurum, ulaştırma, güvenlik, temizlik gibi birçok hizmeti taşeron firmalar aracılığıyla yürütüyor.

Birçok kamu kurumunda daha önce memurların yaptığı işler artık taşeron firmaların elemanları eliyle yapılıyor. İçinde Çalışma Bakanlığının da bulunduğu bütün bakanlıklar ve belediyeler de hizmet alımına yoğun ilgi gösteren kurumlar arasında. Kamu, “daha ucuza geldiği için” hizmet alımı yöntemiyle taşeron işçi çalıştırma yoluna gidiyor. Özellikle hastanelerde geçmiş yıllarda memurlar tarafından yapılan evrak kaydı ve sekreterlik gibi birçok hizmeti taşeron firmaların elemanları sunmaya başladı. 2002 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde çalışan taşeron işçi sayısı sadece 11 bin iken, bugün bu rakamın 150 bini bulmuş olması, çalışma yaşamının nasıl bir bütün olarak taşeronlaştırıldığının en somut ifadesidir.

TAŞERON BÜTÇE

Taşeron firmalar, daha çok kâr elde edebilmek için örneğin 10 işçi ile yapılması gereken işi 7 işçi ile yapıyor. İşçiler 8 saatten fazla çalıştırılmakta, çoğu zaman haftalık izin kullandırılmamakta, ücretleri düzenli verilmemekte, devletten alacağını hemen alan firmalar, işçilere geç ödeme yapmaktadır. Tazminata hak kazanmasın diye 11 aylık olan işçi, işten çıkmış gibi gösterilip bir iki gün sonra tekrar işe alınmış gibi gösteriliyor. Bu yöntemle 10 yıl boyunca aynı taşeron firmada çalışan işçinin bile tek kuruş kıdem tazminatı birikmiyor. Mesai sınırlaması olmaksızın çalıştırılan bu işçiler, fazla mesai durumunda mesai ücreti de almıyor.

Yıllarca çalışmalarına rağmen ücretleri hep asgari ücret düzeyinde kalan taşeron işçilerin sorunlarının çözülmesi için adım atması gereken merci Çalışma Bakanlığı olmasına karşın, bugüne kadar taşeron işçilerin sorunlarını çözmek adına somut adımlar atılmamış olması da dikkat çekicidir.

www.evrensel.net