Sinemanın sanatla bağları

Sinemanın sanatla bağları

Sinemamızın resim, tiyatro, müzik, edebiyat, mimari, fotoğraf, felsefe, psikanaliz, sosyoloji, tarih ve çağdaş sanatlarla ilişkisi...

Zülem Paltacı

Ve sinema... 11 farklı makale, birbirinden farklı ve verimli bir tartışma zemini... Sinemamızın resim, tiyatro, müzik, edebiyat, mimari, fotoğraf, felsefe, psikanaliz, sosyoloji, tarih ve çağdaş sanatlarla ilişkisi...

Kitap, 1990 sonrası çekilen Türk filmlerinin farklı disiplinlerden yazarlar tarafından seçilerek ve yazarların kendi uzmanlık alanları perspektifinde kalarak analiz ettikleri metinlerle, Türk sinemasının dönemsel olarak incelenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Sinemamızın resim, tiyatro, müzik, edebiyat, mimari, fotoğraf, felsefe, psikanaliz, sosyoloji, tarih ve çağdaş sanatlarla ilişkisini Cenneti Beklerken, Kosmos, Vizontele Tuuba, Yeraltı, Yusuf Üçlemesi, Çamur, Uzak, Kıskanmak, İstanbul Kanatlarımın Altında ve Oyun gibi, ağırlıklı olarak son döneme ait örnekler üzerinden inceleyen on bir makaleyi, Bülent Diken sunuş yazısı eşliğinde bir araya getirirken alana dair verimli bir tartışma zemini sunuyor.
Kitabın her bölümünde yazarların kendi uzmanlık alanları perspektifinde kalarak analiz ettikleri makaleler, okurla yazar arasında önemli bir ilişki kuruyor.  Bir kompozisyon olarak değerlendirebiliriz  bu kitapta sinema ve beraberindeki tümleyenlerini; Cenneti Beklerken, Vizontele Tuuba, Yeraltı, Yusuf Üçlemesi, Çamur, Uzak, Kosmos, İstanbul Kanatlarımın Altında gibi günümüz sinema yapımları örneklerle anlatılıyor.

SİNEMANIN ZAMAN VE MEKAN İLİŞKİLERİ

Bir sayfada Vizontele Tuuba’daki filminin yapımında ses sanatının hızla önem kazanmaya başladığını görüyoruz. Türkan Şoray ve Rutkay Aziz’in başrolünü oynadığı, ressam karakteri ağırlıklı olarak bir kadın bakışı üzerinden anlatılan 1988 yapımı Ada filmindeyse fotoğraf ve resim disiplinleriyle kurulan bağa vurgu yapılıyor.

Fotoğrafın ve sinemanın özellikle zaman ve mekan ile kurdukları ilişkiler bağlamında birbirinden ayırdıkları Özcan Alper’in Sonbahar filminin analizi çıkıyor bir başka sayfada da karşımıza.

Sinemanın müzikle ilişkisini anlatan bir makaleye değinirsek, sinemanın her bir anında sesin varlığına vurgu yapılıyor, gerek bir kapı sesi, ya da öksürük sesi, ya da bir çıtırtı... Ses sahneyi en iyi özetleyen organdır o aşamada .. Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadaolu’da filmindeki morg sahnesinde, otopsi alanındaki organlardan gelen ses, seyirci onu görülmemesine rağmen seyirciyi irkiltmeyi başarır.... Ya da kederli bir sahnede düşük harmoniklerden oluşan ve bir viyolensel tarafından çalınan ses sakindir ya da komik bir sahnede aynı düşük frekanslar fagot ile çalınır.... Sinema için ses kanalının olması en büyük ve en önemli noktalardan biridir, tabii Figgis için de bunun tam tersini başarmak ayrı bir heyecandır. Figgs’in  Leaving Las Vegas filminde salonu dolduran ses kanalanın olması da onun için ayrı ve müthiş bir deneyimdir diye aktarıyor kitap...  Kimine göre müziğin sahneden kendi özerkliğini yansıtmasıdır önemli olan kimine göre de sahneye uygun olarak varlığı... Bu da ucu açık tarışma konusu olan makalelerden sadece biri...

KENDİ GERÇEKLİĞİMİZİN SİNEMASAL YANLARI

Bülent Diken’ sunuş yazısına, ‘Sinemanın gerçekliğine ve kendi gerçekliğimizin sinemasal yanına dair kendi yargısını oluşturmak isteyenler okumalı, en önemlisi toplumsal gerçekliği gerçek yapan şeyin ne olduğunu düşünmek isteyenler’ diyerek başlıyor. Başında da aktardığım gibi sinemamızın resim, tiyatro, müzik, edebiyat, mimari, fotoğraf, felsefe, psikanaliz, sosyoloji, tarih ve çağdaş sanatlarla ilişkisini ağırlıklı olarak son döneme ait örnekler üzerinden inceleyen on bir makaleyi, tartışma zemini eşliğinde bizlere sunuyor. İyi okumalar. (İstanbul/EVRENSEL)


 

www.evrensel.net