Kemalist felsefeyle yüzleşilmeli

Kemalist felsefeyle yüzleşilmeli

Türkiye Cumhuriyeti 90. yılını geride bıraktı. 90. yıl nedeniyle Cumhuriyet tartışmaları yapılıyor. Sinan Hakan’ın Türkiye Kurulurken Kürtler adlı kitabı ise bu tartışmalar içinde başat yerde duran Kürtlerin durumuna işaret ediyor.

Şerif Karataş

Türkiye Cumhuriyeti  90. yılını geride bıraktı. 90. yıl nedeniyle Cumhuriyet tartışmaları yapılıyor. Sinan Hakan’ın Türkiye Kurulurken Kürtler adlı kitabı ise bu tartışmalar içinde başat yerde duran Kürtlerin durumuna işaret ediyor. Kürt sorununun çözümsüz bırakılmasının arka perdesine ışık tutan kitapta yazar,  Mustafa Kemal’in Anadolu’da görevlendirilmesiyle başlayan dönemi ve Osmanlı hükümetleri ile Kuvayı Milliyenin Kürt sorununa yaklaşımlarını dönemin arşivlerindeki belgeleriyle okura sunuyor. 1916-1920 yıllarını kapsayan kitapta başta Kürtler olmak üzere Kürtlerle birlikte yaşayan halkların dramını ortaya koyuyor. Söz konusu yıllarda izlenen politikayla halkların birbirine düşman edildiğini ifade eden Yazar Sinan Hakan Türkiye’nin demokratikleşmesi için Kemalist felsefeyle yüzleşilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Çalışmanızda 4 yıllık bir süreyi ele alıyorsunuz. Bu süre içinde Kürtlerin durumunu özetleyecek olursanız, neler denilebilir?
Osmanlı Kürdistanı’nın şu anki mevcut vaziyetini nihai haliyle şekillendiren süreç 1915-16’larda başlayıp 1925’te Musul üzerindeki Türk-İngiliz mutabakatıyla neticeleniyor. Zira sınırlar netleşiyor, Kürdistan coğrafyasının en önemli bölünmesi Kuzey- Güney olarak gerçekleşiyor. Rojava da var elbette. Bu tarihi sürecin ilk bölümünü 1920’de ilk meclisin açılışına kadarki dönem olarak görüyorum. Bunun nedenlerini kitapta izah etmeye çalıştım.
Söz konusu bu dönem Kürtler açısından büyük bir kaos dönemidir. Bölgedeki diğer halklar gibi, tam anlamıyla bir varolma savaşı içindedir Kürtler. Osmanlı orduları saflarında yer alarak iştirak edilen savaşların yanı sıra, kuzeyde Rus ve Ermenilerle büyük mücadeleler, güneyde İngilizlere karşı büyük bir direnç ve direniş içerisindeler. 1916’da kuzeydeki Rus işgalinin Bitlis-Erzurum hattına dayanmasıyla, güneyde Musul’a batıda İçanadolu’ya doğru büyük bir Kürt muhacir göçü başlıyor. Serhat bölgesi Kürtleri büyük bir trajedi ve yıkım yaşıyor. Çatışmalar haricinde açlıktan ve hastalıklardan dahi binlerce insan hayatını kaybediyor bu süreçte. Osmanlı Devleti’nin Bitlis Valisi üç ay sadece ot yiyerek hayatta kaldıklarını, bırakın halkı memurların dahi açlıktan ölmek üzere olduklarını anlatıyor anılarında… O dönemin vaziyetiyle alakalı yüzlerce Osmanlı arşiv belgesi var. Dönemin Kürt toplumunun yaşadığı bu trajedi ne yazık ki hakkıyla üzerinde durulmuş değil...
Sadece Kürtler için değil diğer bölge halkları açısından da tarihin en karanlık günleridir o dönem. Herkesin malumu olan Ermenilerin tehciri meselesinin yanı sıra Nasturi ve Süryaniler de bu kaostan büyük oranda etkileniyor, büyük yıkımlar yaşıyorlar. Dönemin sosyo-siyasal gelişmeleri daha evvel komşu olan bu halkları birbirine düşman ediyor. Kendi aralarında büyük çatışmalar var. Hatta Yezidi Kürtler Müslüman soydaşlarının zulmünden Aras’ın kuzeyine geçmeyi yeğliyorlar!

1916’DA DİYARBEKİR’DE...

Bu dönemde öne çıkan Mustafa Kemal ‘in Kürtlerle ilişkisi nasıl başlıyor?
Mustafa Kemal 1916’da Diyarbekir’dedir. Bölgenin pek çok ileri geleni ile ilişki kuruyor. Zeki ve pragmatist bir insan. İlişki kurma, muhatabının güç ve zafiyetini tespitte becerisi yüksek. Anılarını okuduğunuzda bunları görmek mümkün. Bitlis 1916’da Kürt milis kuvvetlerinin desteklediği Mustafa Kemal’in kolordusuna bağlı birliklerce geri alınıyor. Mustafa Kemal daha sonra Bitlis’e bizzat gelip incelemelerde bulunuyor. Orada Şeyh Hazret’i ziyaret ediyor. Mutkili Musa Bey, kardeşi Nuh Bey ve Cemilê Çeto gibi Kürt milis kumandanlarıyla tanışıyor ve ilişki kuruyor. Bediüzzaman Said-i Kürdi Ruslara esir düşmemiş olsa onunla da bir araya gelmiş olacaktı o dönemde...
Tüm bu ilişkileri ileriki dönemde de kullanıyor. Özellikle Ermeni meselesinde uluslararası kötü bir şöhrete sahip olan Musa Bey Mustafa Kemal’e en yakın isimlerden biridir. Mustafa Kemal Kürtler olmadan devletin ayakta duramayacağını, Kürtlerin de o konjonktürde Osmanlı’ya muhtaç olduğunu fark etmiş görünüyor o dönemde.

YÜZLEŞME OLURSA DEMOKRATİKLEŞMENİN ÖNÜ AÇILIR

Bugünden bakınca, başta Kürt sorunu, inanç sorunu olmak üzere sorunların Türkiye Devleti kurulduğu dönemle bağlantısı nedir?
Kürtler Misak-ı Milli ilkelerini makul ve kabul edilebilir buldurlar o dönemde. Misak-ı Milli Kürt ve Türklerce meskun bölgede Osmanlı’nın ve hilafetin devamını öngörüyordu. Yani Kürtler, Türklerle beraber ana unsur olarak yer alacakları, etnik vurgulardan arındırılmış ama “Müslümanlık” bağının hakim olduğu bir vatandaşlık sistemi dahilinde yaşayacaklarını zannettiler. Bu durum büyük yıkımlar yaşamış, toplumsal düzeni altüst olmuş ve genele şamil bir liderlikten yoksun Kürtler açısından, Ermenistan tehdidi altında belirsiz bir siyasal sürece nazaran daha cazip görünüyordu o dönemde.
Ankara Meclisinin kuruluşuna kadar Kuvayı Milliye ve Osmanlı hükümetlerinin de temel yaklaşımı bu yöndeydi. Fakat daha sonra işler değişti. Mustafa Kemal Birinci Meclis ile ana aktörlerden biri haline geldi. Bolşevik Devrimi sonrası genel siyasal yeni yapılanma Kürtler, Yunanlılar ve Ermeniler açısından dezavantajlara yol açtı.
1919 sonlarına doğru başlayan Mustafa Kemal-İngiliz ilişkileri birkaç yıl içersinde beraberinde etnik temelli Türkiye Cumhuriyeti’ni getirdi. Kısacası Mustafa Kemal ve ekibi Misak-ı Milliye ihanet etti! Kürtler bu gelişmelere karşı durabilecek bütüncül bir yapıdan oldukça uzaktılar. Dolayısıyla bu süreci göremediler, karşı koyamadılar… Özetle mütareke sonrası mücadelenin hedefi ile ulaştığı sonuç tamamıyla farklı şeylerdir. Kemalist devrim aslında yürütülen bağımsızlık mücadelesinin ruhuna karşı yapıldı. Cumhuriyet hedeflenenin çok uzağında ilkeler üzerine zorla bina edildi! Kürtler ve diğer “ötekiler” yıllarca sürecek yeni zulümlere maruz kaldılar…
Bu nedenle Kürt meselesinin ve genel bir ifadeyle Türkiye’nin demokratikleşme meselesinin doğru bir istikamette ilerlemesi Kemalist felsefeyle yüzleşmeyi kaçınılmaz kılmaktadır. Türkiye bunu başarabilirse demokratikleşmenin de önü açılacaktır.


MUSTAFA KEMAL KÜRTLERİ ELDE TUTMA POLİTİKASI İZLEDİ

Kürtlerin Müslüman olmalarını gerekçe gösteren Mustafa Kemal’in, Kürtlerin bağımsızlık fikrine karşı bir tutum izlediği görülüyor. Bu durumu açıklar mısınız?
Mustafa Kemal’in o dönemki fikirleri nettir. Kürtleri Osmanlı milletinin bir unsuru, Kürdistan’ı da Osmanlı vatanının bir parçası olarak görüyor. Müslümanlığı da en önemli bağ olarak ifade ediyor. Bütün beyanatlarında bu var. Amasya Protokolleri ve sonrasında Misak-ı Milli de bu ilke üzerine kuruludur. Kürdistan’a “imtiyazlı bir idare tarzı” yani muhtariyet öneren Mustafa Kemal, buna karşılık bağımsız Kürdistan’a net olarak karşı bir duruş sergiliyor. Mütareke sonrasında Büyük Ermenistan fikrinin egemen güçler nezdinde hakim görüş olarak ortaya çıkması Mustafa Kemal’in elini güçlendirmiş, bağımsız Kürdistan’ın kimse tarafından tanınmayacağı, Osmanlı’dan kopuş halinde Kürtlerin Ermenilere kurban edileceği yönündeki sistematik propagandasının etkilerini çoğaltmıştır. Karabekir Paşa da bu propagandanın en önemli aktörlerinden biridir. Kürtleri Ermenistan’la korkutarak elde tutma politikası gütmüş ve başarılı olmuşlardır.
Kürt toplumunun o dönemki Ermeni-Ermenistan algısı ve yaşanan süreç bu propagandanın neden işe yaradığını gösteriyor bize. Kitapta detaylandırmaya çalıştım bunları. Örnek olarak Van Valisi Haydar Bey aşiret reisleriyle bir toplantı sonrasında Dahiliye Nezaretine çektiği telgrafta “Hepsinin gözünde istiklal arzusu vardı, fakat, Osmanlı olmadan yabancılara, Ermenilere karşı duramayacaklarını bildiklerinden bu arzularına gem vuruyorlardı..” mealindeki ifadeleri toplumun genel ruh halini özetliyor bence.


İTTİHATÇILARLA İLİŞKİ İÇİNDE

Mustafa Kemal İttihatçılarla hareket etmediğini söylüyor. Kimi zaman da ABD kartını İngilizlere ve Bolşeviklere (Rusya)  karşı kullanıyor. Mustafa Kemal’in politik tutumu için neler denilebilir?
Mustafa Kemal zeki ve pragmatist bir siyasetçi. Pek duygusal değil, gelişmeleri görüyor ve süreci çok iyi takip ediyor. Her kesimle ilişki geliştirip maksimum fayda elde etmeye çalışıyor. Gizli bir ajandası olduğu kesin. Mütareke sonrası dönemde ittihatçılık Osmanlıyı savaşa sokan bir bela olarak algılanıyor. Bu gerçekten yola çıkarak Kuvvacılar içindeki eski ittihatçılar dahi ittihatçılığı reddediyor. Siyaseten bunu yapmak zorundalar. Fakat Mustafa Kemal, yenilgi sonrası ülkeyi terk eden ittihatçılarla da ilişki içinde ve pek çok yazışmada bulunuyor. Onlarla pek çok konuda hemfikir olduğunu ifade ediyor. Kısacası herkesi herkese karşı kullanmada oldukça mahir biri.


BÜYÜK TRAJEDİ YAŞANDI

Kürtler ve Ermeniler birlikte yaşamış iki halk. Bu dönemde başta Ermeniler olmak üzere gayrimüslim olarak adlandırılan halklarla Kürtlerin ilişkilerine dair neler söylenebilir?
Bölgedeki bütün halklar açısından çok trajik bir dönem. Siyasal süreç herkesi birbirine düşman ediyor. Ermeni tehciri meselesinin yanı sıra halklar arasında karşılıklı bir mukatele var. Nasturi ve Süryaniler açısından da dönem pek parlak değil. Hatta Yezidi Kürtler de bu süreçte büyük yıkımlar yaşıyor. Özellikle Kürtlerin ve Ermenilerin birlikte yaşayabilme iradesi bu dönemde ortadan neredeyse kalkıyor. Mütareke sonrasında çok kültürlü Kuzey Kürdistan bu özelliğini büyük oranda yitiriyor. Her kesimden binlerce insan hayatını kaybediyor. Bölge tarihinin en büyük trajedilerinden biridir bu dönem… (İstanbul/EVRENSEL)
 

www.evrensel.net