31 Ekim 2013 06:00

Tuncer Uçarol’a veda mektubu

Merhaba Tuncer Uçarol,Doğduğun gün, 27 Ekim, seni Karacaahmet topraklarına bıraktıkları gün oldu.

Tuncer Uçarol’a veda mektubu
Paylaş

Sennur Sezer

Merhaba Tuncer Uçarol,
Doğduğun gün, 27 Ekim, seni Karacaahmet topraklarına bıraktıkları gün oldu. İstanbul’a geliş nedenini bilemiyorum, şimdi ne çok arkadaşımın ve dedelerimden birinin toprağındasın. Sözlüklere göre İstanbul’da yaşamışsın, bense seni hep Ankara’nın bürokrasi telaşına dinginlik vermek isteyen havanla hatırlıyorum. Bir kitabı iyice irdelemek için  günlüklere böldüğün havada.
“Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülleri”nin kurumlaşmasına verdiğin emekten söz etmek gerek. Bu konuda seçkiler hazırlamaktan ne kadar tat aldığın belli oluyordu. Bir yıl Hüzün Dolu İşçi Öyküleri kitabı derlemiştin yarışmaya katılan öykülerden, bir sonraki yıl Sonu Mutlu Biten İşçi Öyküleri kitabını sundun. Genel-İş yönetiminin yazdığı sunuda “Kitabımızın adı öyle de, keşke bütün işçi öyküleri mutlu bitse...” deniyordu. “ Biz de işlerimizi gönül rahatlığıyla yapsak, emeğimizi ucuza satmak zorunda kalmasak, hepimiz sigortalı çalışabilsek... Sürekli işimiz olsa... Bizim de evlerimizden sevinç eksik olmasa.”
Senin sunun “Birkaç Söz”de burukluğu durdukça artan bir duygu vardı: “Bir kitapta olsun... Hep mutlu işçi öyküleri okuyalım, istedim. (...) Ne yazık ilk seçmelerde yer alan öykülerin neredeyse tamamı hüzünlüydü. 2006 Yılı Yarışmasına gelen 205 öykü arasında da hüzünlüler çoktu; ödül alan üç öykü de öyleydi, onları (toplam 18 öykü) geçen yıl “Hüzün Dolu İşçi Öyküleri” kitabı yapıp aradan çıkardık. Ancak o yıl mutlu görünen öyküler de az değildi. Çok, çooook sevindim. Asıl bunlar kitap olmalıydı. Onları da benzer konulara göre kümelendirdim. Şu “işçi mutlulukları formülü” çıktı ortaya: Çalışma Mutluluğu... Hakkımı Aldığım Gün... Direnme Mutluluğu... Şansın Önüne Atlarken... Çivi Yerinden Çıktı Mutluluğu!
 Ne kötü ama. Hakkını aramayınca gelmiyor işçi mutluluğu! Tuttuğunu koparan, bazen beyaz hilelere başvurmak zorunda kalan tipler çıkıyor ortaya. Sabırlı da olmalı! O da olmazsa diklenmek gerekiyor! Tuhaf. Bazen şansla geliyor bu mutluluk! O da olmazsa dünyanın çivisi kopuyor işte...”
Sonra bu kitaptaki öykülerin neden tam mutluluk öyküsü sayılmayacağını açıklıyorsun. Hepsi de “sonu mutlu biten öyküler” yalnızca... Her okuyuşumda ağzımda bir yaban yemişinin burukluğu kalıyor. Kızılcık gibi.
Sonra kesin çözümü dile getiriyorsun:  “Oysa ‘sosyal devlet’ olsa”. Bu cümlede  bir anda hatırlıyorum Mülkiyeli olduğunu. Edebiyatta bu okulun mezunlarının ağırlığını bilirim: Cemal Süreya, Ece Ayhan, Sezai Karakoç, Ayla Kutlu. Galiba her şeye rağmen serinkanlılığı öğretiyorlar bu “beyaz yakalılar” okulunda. Bir de yaptığı işi ciddiye almayı.
Sınırları bellisiz, gerçekçi, toplumcu ’60 Kuşağı’ndan bir kişi daha eksildi benim için. Yerine savaşacak bir gence el vermişsindir eminim.
Kısacası seni özleyeceğiz Uçarol. Şiirlerini de eleştirilerini de.

ÖNCEKİ HABER

Kıymeti bilinmeyen 20 duvar mozaiği

SONRAKİ HABER

İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) 9. kongresini topladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa