‘Hayat üzerimizden çıkardığımız bir hırka’

‘Hayat üzerimizden çıkardığımız bir hırka’

Nermin Yıldırım, insanı yaşadığı toplumdan ve maddi hayattan koparıp, salt ruhunun karanlık dehlizlerinde kopan fırtınalarla tanımlamaya çalışanların önüne Saklı Bahçeler Haritası’nı koyuyor.

Selda Özer

Nermin Yıldırım, insanı yaşadığı toplumdan ve maddi hayattan koparıp, salt ruhunun karanlık dehlizlerinde kopan fırtınalarla tanımlamaya çalışanların önüne Saklı Bahçeler Haritası’nı koyuyor. İki kardeşin ruh haritasını, yaşadıkları tarihte, büyük toplumsal olaylar eşliğinde anlatan Yıldırım, tarihi bir fonda sancılı bir şekilde değişen iki kadını ve onların bu sırrını çözmeye çalışan, onlardan çok uzakta birini anlatıyor okuyucuya.

GEÇMİŞTEN GELEN MEKTUPLAR

Yaşadığı topluma ve çevresindekilere değdikçe şekillenen insanları anlamaya ve anladıkça da anlatmaya çalışan yazar; Cumhuriyet ilk yıllarına oradan İspanya İç Savaşına ve İkinci Dünya Savaşındaki toplama kamplarına kadar uzanan geniş tarihsel bir kurgu ile ördüğü çatıyı, toplumsal ve bireysel etkileşimin ayak izleriyle birleştirerek günümüze taşıyor. Bir yayınevinde yönetici olan Rıdvan, kimliği belirsiz bir kişiden geçmişe ait mektuplar almaya başlar. Mektuplarda 30 yıllarını ayrı geçiren iki kız kardeşin birbirlerini affetmek ve için aradan geçen yıllar boyu nasıl yaşadıklarını ve duygularını birbirlerine anlatan bir hikayeleri vardır. 53 yıl önce yazılmış esrarengiz mektuplar almaya başlayan Rıdvan ise mektupların anlattığı sıra dışı ihanet hikayesinin peşine düşerek, geçmişten bugüne uzanan sancılı bir sırrı çözmeye koyulur.
Bir dönemin iki farklı ülkede yaşanan olaylarını ve yansımalarını anlatan Saklı Bahçeler Haritası’na tarihi bir roman demek güç. Yıldırım, dönemin haritasını büyük bir titizlikle çıkarsa da bu haritayı karbon kağıdı misali kullanıyor. Çünkü bu haritayı aslolarak insanın haritasının altına koyarak, dönemin çizgilerinden o dönemin insanlarını çiziyor. Saklı Bahçeler Haritası’nı değerli kılan en önemli özelliği de bu oluyor.

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Romanda Rıdvan’ın dediği “Hayat üstümüzden çıkardığımız bir hırka gibi” bize hikayenin neden geleceğe bağlandığının işaretini veriyor. Çünkü o hırkayı bizden öncekinden alıp sonrasına emanet ediyoruz. Rıdvan’ın sarf ettiği bu söz onu bir şekilde bu “Bu mektuplar neden bana geliyor?” sorusunun cevabına götürüyor. İki kız kardeşin hikayesinin kendine değdiği noktalarda Rıdvan, o hırkayı bir şekilde emanet aldığının ve vereceğinin farkına varıyor...
Yıldırım, kitabı gizemli bir şekilde başlatsa da hikayenin okuyucuyu içine çeken kısmı iki kardeşin o mektuplarda anlattığı hayatlar ve değişimler oluyor. Tarihin edebiyatla kesiştiği noktaları yakalayıp çıkaran yazar, okuyucuyu tarih de gezdirip bugünde olduğunu unutturmuyor… En önemlisi “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünün maddi anlamda tam bir karşılığını bulmak güç olsa da sözün haklı noktalarının peşinden gidiyor Yıldırım. Evet, maddi anlamda aynı olayları yaşamak ya da amiyane tabiriyle “Bir nehirde iki defa yıkanmak” güç lakin geçmişte bırakılan, üzeri kapatılmamış olayların günümüzde benzerlerini yaşamamız kaçınılmaz. burada büyük toplumsal olaylara baktığımızda, “Soykırım” diyemediğimiz şeyin yıllar sonra Şişli’de bir kaldırımda yinelendiğini görebiliyoruz…

www.evrensel.net