Bütçe emekçiden gelir ama emekçiye gitmez!

Bütçe emekçiden gelir ama emekçiye gitmez!

Bütçeler, bir ülke ekonomisinin, ekonomi yönetimini elinde bulunduran siyaset mekanizmasının temel sınıfsal yönelimlerini, milli gelirden kimlerin ne kadar pay alacağını önceden belirlendiği belgeler olarak, siyasi iktidarın sınıfsal tercihlerini en somut yansıtan metinlerdir.

Erkan Aydoğanoğlu

Bütçeler, bir ülke ekonomisinin, ekonomi yönetimini elinde bulunduran siyaset mekanizmasının temel sınıfsal yönelimlerini, milli gelirden kimlerin ne kadar pay alacağını önceden belirlendiği belgeler olarak, siyasi iktidarın sınıfsal tercihlerini en somut yansıtan metinlerdir. 

Türkiye’nin kapitalist sisteme uyum sağlamak amacıyla alınan 24 Ocak 1980 kararlarının hayata geçirilme sürecinden bu yana kurulan bütün hükümetler, ülke ekonomisinin bir yıl içindeki gelir ve harcama kalemlerini gösteren bütçeleri oluştururken halkın ya da toplumun değil, yerli ve yabancı sermaye örgütlerinin ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda hareket etmişlerdir.  

1980 sonrası oluşturulan merkezi bütçelerin piyasa mekanizması ile hızlı bir bütünleşme içine girmesi, kamuya (halka) ait kaynakların, kamu hizmetlerinin dışındaki alanlara aktarılarak, kamu hizmetlerinin hızla piyasa ilişkileri içine çekilmesi sonucunu doğurmuş, bu durum her yıl yapılan bütçe kanunlarına da yansımıştır. 

Bütçe kaynaklarının nasıl kullanılacağı sorunu gündeme geldiğinde ya da kaynakların herkesin ihtiyacına göre adilce bölüşülmesi talep edildiğinde, kaynakların denetimini elinde tutan siyasi iktidar temsilcileri hemen “Kaynak yok” yalanına sarılmaktadır. Sırf bu durumun kendisi bile, bütçe kaynakları üzerinde uygulamada tek söz sahibi olan hükümetin sınıfsal tercihlerini açık bir şekilde göstermektedir.  

2014 BÜTÇESİ KİMİN İÇİN HAZIRLANMIŞTIR? 

2014 Bütçe Tasarısı TBMM’ye sunulmuş ve önümüzdeki yıla ilişkin tahmini gelir ve harcama kalemleri açıklanmıştır. 2014 yılı için milli gelir (GSYH) 1 trilyon 719 milyar TL olarak öngörülmüştür. Büyüme oranının yüzde 4, enflasyon oranının yüzde 5.3 olarak tahmin edilmesi inandırıcılıktan uzaktır. IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporunda Türkiye’nin 2014 yılı için büyüme oranını yüzde 3.5 olarak tahmin etmektedir. 

Gerek Türkiye’nin mevcut ekonomik performansı, gerekse dünya ekonomisindeki durgunluk belirtileri Türkiye’nin sadece 2014 yılında değil, sonraki yıllarda da düşük büyüme rakamlarıyla karşı karşıya kalacağını göstermektedir. Hedeflenen enflasyonun yüzde 5.3 olarak belirlenmesi, özellikle son yıllarda gerçekleşen enflasyonun hedeflenen enflasyonun çok üzerinde olması nedeniyle hiç gerçekçi değildir. 

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’na göre 2014 mali yılı genel bütçe ödenekleri toplamı (Hazine yardımları ve gelirden ayrılan pay hariç) 436.3 milyar TL olarak belirlenmiştir. 

2014 bütçe tasarısı, AKP hükümetinin yıllardır izlediği ve bütçe gelirlerinin en büyük kalemini oluşturan ve halktan alınan vergilere dayanan temel vergi rejiminin değişmediğini göstermektedir. AKP hükümetinin 11 yıldır benimsemiş olduğu vergi rejiminin en temel özelliği, toplam vergi gelirlerinin büyük oranda işçi ve emekçilerden alınmasıdır. Bu durumu 2014 yılındaki vergi gelirlerindeki artışa bakarak da görebilmek mümkündür. 

2014 bütçe tasarısında vergi gelişleri içinde ilk üç sırayı Özel Tüketim Vergisi (89.4 milyar TL), Gelir Vergisi (70.8 milyar TL) ve KDV’nin (31.1 milyar TL) oluşturması dikkat çekicidir. Vergi geliri hedefleri ile gerçekleşme açısından tabloda görülmeyen önemli bir ayrıntı bulunmaktadır. 2013 bütçe kanununda Özel Tüketim Vergisi gelirinin 83 milyar TL olacağı açıklanmış, ancak hükümetin olağan dışı artan bütçe giderlerini karşılamak için yıl içinde yaptığı vergi artışları sonucunda, 2013 gerçekleşme tahmini 87 milyar TL olarak açıklanmıştır. Bu durum, benzer bir vergi artışının 2014 yılı içinde de gündeme gelebileceğini, dolayısıyla hükümetin her başı sıkıştığında başvurduğu vergi arttırma politikasına yine başvurabileceğini göstermektedir. 

Büyük bölümünü işçi ve emekçilerin ödediği gelir vergisinin miktarının 63 milyar TL’den 71 milyar TL’ye yükseltilmesi, vergi yükünün 2014 yılında da emekçilerin sırtına yıkılacağını göstermektedir. Özellikle artan oranlı vergi dilimi uygulaması nedeniyle ücretlilerin gelirleri fiilen erimekte, özellikle kamu emekçilerine verilen maaş zammının çok daha fazlası “vergi dilimi” uygulaması ile geri alınmaktadır. 2014 yılında enflasyonun yüzde 6’dan fazla çıkması durumunda 2014 için kamu emekçilerine enflasyon farkı ödenmeyeceğinden 2.5 milyon kamu emekçisinden en az 1.5 milyonunun satın alma gücü reel olarak azalacaktır.  

PATRONLARA KIYAK

Yoksul halk kesimlerinin, emekçilerin talepleri gündeme geldiğinde “kaynak yok” yalanına sarılanlar, halkın üç kuruşluk kazancını elinden almak için her fırsatta yeni vergilere ve zamlara başvurmaktan çekinmemektedir. Türkiye’de vergi gelirlerinin büyük bölümü ücretli emekçilerin gelirleri üzerinden karşılanırken, iş gelirlerin bölüşümüne gelince bütçeden en küçük payı alanların gelirlerinin önemli bir bölümü doğrudan ve dolaylı vergilere giden ücretli emekçiler olduğu gerçeği dikkat çekicidir.  

AKP’nin 11 yıllık iktidarı döneminde bütçeler üzerinden gittikçe yoksullaşan halkın sırtına yüklenen dolaylı vergiler sürekli artmıştır. Halkın geniş bir kesimi artan vergiler ve zamlar altında ezilirken, patronlara “teşvik” adı altında yapılan kaynak transferleri, vergi indirimleri, faiz ödemelerinde sağlanan çeşitli avantajlar, özellikle iktidara yakın holdinglerin vergi borçlarının büyük bölümünün silinmesi gibi uygulamalar hız kesmeden devam ediyor. 

Türkiye, 11 yıllık AKP iktidarı döneminde büyük ölçüde dış kaynak girişine yani “sıcak paraya” bağımlı, yüksek cari açığın finansmanına dayalı bir büyüme stratejisi izlemiştir. Bu strateji bilimsel raporlarda “istihdamsız büyüme stratejisi” olarak adlandırılmaktadır. 2012 yılından itibaren yüksek büyüme oranları tersine dönmüş ve ekonominin durgunluğa girmesi ile birlikte büyüme oranlarında ciddi anlamda azalma eğilimi başgöstermiştir.

EMEKÇİLERİN KRİZİ DERİNLEŞECEK

Türkiye’de enflasyon ve işsizliğin istikrarlı bir şekilde artmaya başlaması, reel ücretlerde yaşanan gerilemeler, emekçi ailelerin geçimlerini büyük ölçüde borçlanarak sürdürmeye çalışmaları, emekçiler açısından bakıldığında 2014 yılının oldukça zor geçeceğini göstermektedir. 

Emekçi aileleri, televizyon ve gazetelerde sürekli piyasaların, borsanın, döviz ve faizlerin tartışıldığı bir dönemde, en temel ihtiyaçlarını bile borçlanarak karşılayabilirken, krizi her yaşamının her alanında, hatta her nefes alışında bizzat hissederek yaşamaktadır. Kapitalistler, emekçi sınıflara göre çok daha örgütlü olmalarının da verdiği avantajla, yaşadıkları krizlerden kendi sınıf çıkarlarının savunucusu olan hükümetin yardımıyla çıksalar bile, emekçinin gündelik yaşamının somut bir parçası haline gelen kriz koşulları giderek derinleşmektedir. 

KREDİ BORÇLARI TAVAN YAPTI

AKP’nin iktidarda olduğu son 11 yıl içinde Türkiye’nin ekonomik anlamda büyük adımlar attığı, dünyanın “güçlü” ekonomileri arasında yer aldığı iddia edilse de, The Economist dergisi tarafından Türkiye ekonomisi, olası bir kriz karşısında “en kırılgan ekonomiler” arasında listenin ilk sırasında yer almıştır. Bu tespitin ne kadar haklı olduğunu sadece hanehalkının kredi borçlarının son 11 yıl içindeki gelişimine bakarak görebilmek mümkündür. 

Resmi verilere göre, Türkiye’de tüketici kredisi borcu miktarı son 11 yılda 96 kat, kredi kartı borcu ise 9 kat artmıştır. 2002 yılında halkın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu sadece 6.4 milyar TL iken, son 11 yıl içinde tam 46 kat artarak, 293 milyar TL’ye yükselmiştir. Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta toplam hanehalkı borçlanmasının yüzde 40’ının aylık geliri 1000 TL’nin altında olanlar tarafından yapılması, kredi borcu olanların yüzde 54’ünün ise ücretli çalışanlardan oluşmasıdır. 

2002 yılında geri ödenemediği için yasal takip başlatılan kredi miktarı 278 milyon TL iken, 11 yıl içinde 32 kat artarak 9 milyar TL’yi aşmış olmasıdır. 2008 krizinde kredi borcunu ödeyemeyenler 3 milyon iken bugün bu rakamın 3 katına çıkmış olması, 2014 yılında emekçileri daha büyük risklerin beklediğini göstermektedir. 

Halkın büyük bölümü borç batağı içinde çırpınırken, Hükümetin vergi artışı ve temel tüketim mallarına yönelik zam planlarının halkı daha da zor duruma sokması kaçınılmazdır. 5 milyona yakın işçiyi doğrudan, tüm ücretlileri ise dolaylı olarak etkileyen asgari ücret artışlarını hiçbir zaman tutturulamayan “hedeflenen enflasyona” göre belirlemesi, asgari ücretin sadece rakamsal olarak artmasına, satın alım gücü açısından her zaman gerçekleşen enflasyonun altında kalmasına neden olmaktadır. Yine kamu emekçilerine yapılan 123 TL’lik artışın muhtemel vergi artışları ve zamlar karşısında kısa süre içinde buharlaşması kaçınılmaz görünmektedir.    

AKP Hükümetinin kamu harcamalarını halkın ihtiyaçları doğrultusunda arttırmak, istihdama yeterli kaynak ayırmak, asgari ücreti tamamen vergi dışı bırakmak, temel tüketim malları üzerindeki KDV’yi sıfırlamak, işçi ve emekçilerin temel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak ücret politikaları uygulamak gibi bir derdi olmadığı görülmektedir. Bu durum, AKP hükümeti ve Başbakan’ın her fırsatta iddia ettikleri gibi fakir fukaranın, garip gurebanın değil, her açıdan sermaye çevrelerinin çıkarlarının savunucu olduklarını net bir şekilde göstermektedir. 

www.evrensel.net