29 Ekim 2013 06:00

Marmaray’ın görünmeyen yüzü: Emekçileri

MARMARAY projesinde ilk kazma vurulduğundan bugüne kadar üzerine çok şey konuşuldu. Mühendisliğinden arkeolojik bulgulara, rant tartışmalarından İstanbul ulaşımına ne gibi fayda sağlayacağına kadar…

Marmaray’ın görünmeyen yüzü: Emekçileri
Paylaş

Enis Tartan*

MARMARAY projesinde ilk kazma vurulduğundan bugüne kadar üzerine çok şey konuşuldu. Mühendisliğinden arkeolojik bulgulara, rant tartışmalarından İstanbul ulaşımına ne gibi fayda sağlayacağına kadar…

Ancak üzerinde en az durulan ve kamuoyunda neredeyse (işçi basını hariç) hiç gündeme gelmeyen ise, projeyi yapan çalışanları, emekçileriydi.

2007 yılında 1 yıl kadar Marmaray’da Sirkeci’de havalandırma şaftı (tüneli) olacak alanda arkeolog olarak çalıştım. Daha sonra 2008 yılında da yine 1 yıla yakın Yenikapı’da Metro İnşaatı Arkeoloji Kazısı’nda arkeolog olarak görev aldım. Yenikapı’da 58 bin metrekare alanda Metro kazısı ve Marmaray kazı ekipleri olarak bir aradaydık. Aramızda yapay bir sınır vardı. Yenikapı’daki alan Metro ve Marmaray’ın birleştiği ana transfer istasyonu olarak planlanmıştı.

Sirkeci’de Marmaray ve Yenikapı’da Metro’da çalışırken, insan böyle büyük projelerde işlerin düzgün yürümesini ve bir emekçi olarak iş şartlarının ileri seviyede olmasını beklerken kazın ayağı öyle değildi.

İŞÇİ GÜVENLİĞİ SADECE TABELALARDA BİR YAZIDIR

Bu projelerde yüzlerce kazma-kürek ve atölye işçileriyle birlikte bizim gibi arkeolog, sanat tarihçisi, mimar ve restoratörler bulunmaktaydı. Özellikle sahada çalışan arkeologlar, işçiler yazın sıcağın, kışın da soğuğun altında cebelleşir durur. Açık alan arazi çalışması nedeniyle çelik burunlu bot, eldiven ve kışın da kışlık mont vb. şeyler elzemdir. Ama milyar dolarlık projede bunları ister taşerona bağlı olun ister ana firmaya aldırabilmek başlı başına bir mücadeledir. Günlerce uğraştan sonra bunlar gelir ama bu sefer de en kötüsünden. Giyinip soyunduğumuz konteynerler sağlıksızdır ve kullanabilecek doğru düzgün bir masayı bile bulmak için siz uğraşırsınız. Kışın kar ve tipi altında çalışırken daha doğrusu çalışmaya çalışırken defalarca hem İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünden hem de firma yetkiliklerinden insanlarla cebelleşirsiniz; çalışma şartları zorlaştı tipiden göz gözü görmüyor diye. Ama çalışmanın durup durmayacağına klimalı sıcak odalarda oturanlar karar verdiğinden sizi birkaç saat o şartlarda süründürdükten sonra çalışmayı durdururlar.

ÜCRETLERİMİZİ ALMAK AYRI BİR MÜCADELE

Herkesin konuştuğu uluslararası konsorsiyumun olduğu bu dev projede ücretlerimizi düzenli almak ise başlı başına bir kavgaydı. Ücretlerimizin İstanbul şartlarında ve yaptığımız işe göre düşük olmasını bile firmalarla zor tartışıyorduk. Çünkü ortalama 45 günde bir ücret alıyorduk.

Ücretlerimiz gününü geçtiğinde ise casus filmlerini aratmayan süreç başlıyordu. Metro inşaatı arkeolojik kazısında işi yaptıran İstanbul Büyükşehir Belediyesiydi ve biz de ana yüklenici olan bir inşaat firmasına bağlıydık. Ücretler gecikince doğal olarak ana firmayı arardık, firma da Belediye hak ediş vermedi para yok derdi. Bu sefer Belediye kapılarını aşındırırdık. Belediye de hayır biz ödeme yaptık bizle alakası yok derdi. Ve biz de casuslar gibi kim verdi kim vermedi kim yalan söylüyor diye bulmaya çalışırken bir aylık ücretimiz arada kaynardı. Bu sorunlar Marmaray’da da aynı şekilde işlerdi. Marmaray çalışanları taşerona bağlıydı ve onlarda taşeron ile yüklenici firma arasında gidip gelirdi. En sonu 2008 yılında Ağustos ayında iş kanununun 34. maddesi uyarınca iş bırakıp 2 aydır yatmayan ücretlerimiz karşılığında iş edimini yerine getirmeme hakkımızı kullandık. Sonuç; 2 aydır ödenmeyen ücretler 5 gün içinde ödendi. 1 ay sonra da benim de içinde olduğum 3 kişi daralmaya gidiyoruz gerekçesiyle işten atıldı. Açtığım işe iade davasını da 2 yıl sonra kazanmama rağmen ana firma bana tazminat ödeyip işe almamayı tercih etti.


‘ASKERLİK YAPAN HERKES BU YEMEĞİ YER’

İşyerine gelen yemeği eğer mideniz sağlamsa üst üste birkaç gün yiyebilirsiniz. Yemekte lezzet ve çeşitten vazgeçmiştik, tek istediğimiz sağlıklı yemeklerdi.
Kazma-kürek işçileri asgari ücretten yatan maaşları nedeniyle mecburen yemek zorundaydılar. Biz arkeologlar ise ücretimiz diğer işçilere göre biraz fazla olduğu için dışarıda yiyebilmek şansına sahiptik. Ama bu sefer de ücretimiz yemeğe gidiyordu.

Bu konuyu Metro’da çalışırken proje müdürüne açmış ve aldığımız cevap ise “Kadınlar neyse de erkeklerin askerlik yapanları askerde yediği yemekten sonra bu yemek çok güzel kalır” sözüydü. En son aylık yemek ücreti almayı başarmıştık; İstanbul şartlarında 32 TL. Her gün seyyarda tavuklu pilav yeseniz 1 hafta bile yetmez.

Üstelik yemekhane denilen yer büyükçe bir çadırdı ve toprağın üstüne konmuştu. Yüzlerce işçi yemeğe gittiğinde çadırın içi toz toprak dolmaktaydı ve de yazın tam bir saunaydı. Ben Sirkeci’de Marmaray’da çalıştığımda, Yenikapı’da Marmaray’da çalışan arkeolog arkadaşlar defalarca yemek boykotu yapmıştık. 

*Arkeolog

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Tarihi yarımada yaşayan bir höyüktür

SONRAKİ HABER

Yeni e'nin Aralık sayısı 'ayaklanan' dünyaya bakıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa