Yanmayı bilenlere bir armağan: Pervaneyle yaren

Yanmayı bilenlere bir armağan: Pervaneyle yaren

Onur Caymaz’ın 2011 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiir Ödülü’nü kazanan Pervaneyle Yaren adlı dördüncü şiir kitabı çıktı. Kitap adını Kul Nesimi’nin aşağıda yer alan dörtlüğünden alıyor. Biz de yanmayı dert edinen Onur Caymaz’la kitabını, şiirini, sosyal medyayı ve ödül meselesini konuştuk.

Ezgi Görgü / Zeliha Gürel

Onur Caymaz’ın 2011 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu Şiir Ödülü’nü kazanan Pervaneyle Yaren adlı dördüncü şiir kitabı çıktı. Kitap adını Kul Nesimi’nin aşağıda yer alan dörtlüğünden alıyor. Biz de yanmayı dert edinen Onur Caymaz’la kitabını, şiirini, sosyal medyayı ve ödül meselesini konuştuk.
“Yanmaktır bizim kârımız
Harc edelim hep varımız
Pervaneler yarenimiz
Gelsin bir hoşça yanalım…”

Şiir için yola düşmüş, hayatını şiire adamış kişiliklerin sizi derinden etkilediğini görüyoruz yazdıklarınız arasında..Bu isimler kitabın hazırlığı süresince sizi nasıl etkiledi?
Pervaneyle Yaren’de Nesimi’nin şu dörtlüğüydü beni yola düşüren: “Yanmaktır bizim kârımız/ Harcedelim hep varımız/ Pervaneler yarenimiz/ Gelsin bir hoşça yanalım…” Bu dizelerde yanmak diyordu şair. Kârının yanmak olduğunu anlatıyordu. Nâra yanmak diye nefis bir deyim var dilimizde. 2005’te Bak Hâlâ Çok Güzelsin Behçet Aysan Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Behçet Aysan da yananlardandır, biliyoruz. Ama o güzel insanın bir aşkın, evladın, şiirin nârına uzun uzun yanmasına izin vermemişlerdi. Bir kitap fikri bu duygularla başladı diyebilirim, ardından bir dönemin yanmaya yakın şiirlerini bir bütünlük içinde çatmak geldi, ardından bölümler belirdi. Sonrası kitabın kendi macerası, kendi ömrüdür.

ŞİİR EKMEK GİBİ BİR ŞEY

Roman, öykü ve şiir alanlarının her üçünden de eserler vermenize rağmen yazın hayatınızda şiirin ön planda olduğunu görüyoruz. Bunu sağlayan ve sizi çeken şiirin hangi yönleridir?
Herkesin kişisel tarihinden mutlaka dizeler geçer; birilerine yazılmış bir şeyler. Babam sanayi sitesinde oto tamircisiydi, edebiyatla zerre kadar ilgisi yoktu ama Necatigil’in Eski Sevgili şiirini ezberden okumuştu bir kere. Kimileri büyüdüm artık diyerek bırakır şiir gibi “boş işleri”, kimilerini o boş işler bırakmaz; kimileri o boş işin merkezinde durur; kimileri de kıyısından geçip gider ömrü boyunca. Şiirin, her insanı çeken yanı, aslında ekmek gibi bir şey olmasıdır. Yaşamak, başka türlü yapamadığı için öyle yapmak zorunda olan kişinin yazdığı şiirler var, işte onlar oto tamircisini de atom parçalayan mühendisi de ister istemez çeker. Çünkü insanın kendisini anlamasının en iyi yolu olan şiir, insanlığın dilini konuşur. Edip Cansever boşuna “insan yalnız çıktığı yollardan hep iyi haberlerle döner” dememiştir. Şiirle çıktığın yoldan kendinle dönersin. Şiir konuşamayanın, dili elinden alınmış olanın, susturulmuş olanın alanıdır. Şanslı biriyim ki Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’nı çok genç yaşta okudum. Saat 21-22 Şiirleri’ni ezberledikten sonra âşık olmuş bir insan, şiirden başka neyin sularında boğulabilirdi ki…

Ortaokul yıllarından beri yazma macerasına atılmış bir genç olarak, kendisini kitaplar ve yazdıklarının arasında bulan bir şair Onur Caymaz. Bu şiir kitabınızda da Türkiye’nin geçirmiş olduğu önemli bir direniş olan TEKEL direnişi, Ahmet Arif, aşk, askerlik anılarınız, Alliaoni ve kızınız Nar yer alıyor. Bütün bunlarla beraber kitaba nasıl hazırlandınız?
Bu durumu sadece ilhamla açıklayamam. Kitabın ilk şiirindeki Proustlu dize için Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’sinin yedi cildini okumuştum, tam bir yıl boyunca. Şunları da söylemek isterim: Kitabın İtiraz İnceliği adlı bölümünde politik tavır takınmayı deneyen bir şiir kurmayı denedim. 12 Eylül, Diyarbakır Cezaevi, Allianoi antik kentinin yok edilmesi, yakın dönemdeki Tekel direnişinde ölen Hamdullah Uysal adlı işçi arkadaş, vesaire. Bir şiirden dünya görüşüne dair duyuş beklemek abes farkındayım, gelgelelim asıl şiirin bu olmadığını biliyoruz. Sadece şairin dünya görüşünden bir parça tuz attığı bir şiir kurmayı denedim. Sürekli tatlıdan, pastadan içi bulananlar için…

ÖDÜLLER AT YARIŞINI HATIRLATIYOR

99’ dan bu yana eserleriniz önemli ödüller kazandı. Ödül meselesi tartışmalı bir konu olduğundan sizin için ödüller ne ifade ediyor?
Murathan Mungan’ın çok hoş bir sözü vardı, birkaç ödül daha aldıktan sonra ben de ödüllere itiraz etmeye başlayacağım, diyordu. Son on yılda Türkiye’de birçok şey nasıl tavsadıysa ödüller de bundan payını aldı. Bakıyorsunuz adı X olan yazar, Y isimli yazarın adına konmuş bir ödüle layık görülüyor. Fakat X’in yazı evreninin Y’nin yazı evrenini boşver, küçük bir gezegeniyle bile zerre ilgisi yok, sadece Y adına konmuş ödülün seçici kurulundaki Z’lerle çok yakın. X, istediği kadar ödül alsın, bu ilişkilerle ödül almış olduğundan kayboluyor. Bir de bir yazının birilerini rakip sayarak geçtikten sonra finişe ilk ulaşması insana at yarışını hatırlatabilir. Leylâ Erbil’in tüm kitaplarının başında “bu kitap hiçbir ödüle katılmamıştır” ibaresi vardı. Gel gör ki kalabalık bir edebiyat ortamında haklı kazanılmış bir ilk ödül, yazarın yazdıklarını yayımlatma anlamında işlerini biraz kolaylaştırıyor, bu kesin.

GEZİ GÜZEL BAŞLADI SONUÇSUZ BİTTİ

Son aylarda Gezi ile geçirdiğimiz değişime atıfta bulunursak umut/umutsuzluk kavramları yeniden tartışılmaya başlandı. Siz bu kavramları nasıl değerlendirirsiniz?
Romain Gary, benim pek bayıldığım Kadının Işığı adlı romanında, “umutsuz bir insan haindir” der. Bu cümle birçok konuda umutsuzluğa düştüğümde yanıbaşımda oldu. Ama Gezi süreci güzel başlayıp bana kalırsa sonuçsuz, sorunlu bitmiş bir süreç. Başka dinamiklerle yaşanmış olsa çok farklı yerlere gidebilirdi. İktidarın, okullarda bile bu sene Gezi’den bahsetmeyeceksiniz şeklinde uyguladığı baskıda da bu korkunun zavallı izleri var sanırım. Gezi’den sonra olacaklara dair çok fazla umudum yoktu, şu anda da yok. Ama bir yandan Gezi’nin çok ciddi yararı oldu. Her kesimden insan, Türkiye’de ana akım medyanın gerçeğini öğrendi.

ŞAİRLER O TUHAF ŞEYLERİ YAZABİLİR Mİ?

Sosyal medyada bilinçli ve bilinçsiz olarak çok fazla şiir paylaşımı söz konusu. Sosyal medyayı kullanan ve takip eden biri olarak durduğunuz yerden bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? Son zamanlarda insanların şiire yöneldiği söylenebilir mi?
Bunun en büyük kurbanı Can Yücel!  İnternette yalan söylemek kolay, yazdığı okunsun diye insanlar okura doğru “kusulmuş” her sözün altına Nâzım Hikmet, Can Yücel, Cemal Süreya yazabiliyor. Bu tuzağa da birçok insan düşüyor üstelik. İnsanlarımız o tuhaf sözleri bu şairlerin söylediğine de inanabiliyor demek ki bu daha vahim. Bence yapılacak en iyi şey, paylaşılmış her şeyin altına kaynak belirtmek. Artık Google çağında kaynak belirtilmemiş hiçbir şeye itibar etmemek gerekiyor. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net