Şu Çin’in füzeleri

Şu Çin’in füzeleri

Nettir, AKP, Batı ile “kopuşma”ya bile götürebilecek bir adımı göze almayacak; Çin füzelerinden dönüş yapacaktır. Çin füzelerini “pazarlık kozu” olarak kullanmaktadır.

Mustafa Yalçıner

Çin füzeleri “tuzu biberi” oldu.

Zaten özellikle son bir yıldır sanki ABD ile AKP Türkiye’si arasına “kara kedi” girmiş gibiydi. Türkiye nereye elini atsa “fos çıkıyor” ve sonuç da iyi olmuyor ABD ile karşı karşıya düşülüyordu.

Alın Suriye’yi. Kısa bir dönem “kardeşim Esad” tutumuyla ABD’yi kızdıran AKP, sonra Libya ile birlikte öyle hızlı bir dönüş yaptı ki, sormayın. “Boynuz kulağı geçti” ve bu kez AKP, daha “itidalli” davranıyor görünen Amerikalılara fırlayıp gittiği extreme uçların bir diğerinden dönüp el sallar oldu. Birkaç ay içinde Erdoğan Şam Emevi Camii’nde namaz kılacaktı! Abdest alır almaz, el Nusra, Kuzey Fırtınası demeden önüne gelen muhalif çeteyi eğitip silahlandırarak, kendi sınırları içinde üs ve Suriye içine giriş-çıkış kolaylığı sağladı, hatta yönetip yönlendirdi. Rojava, yani kuzeybatı Suriye’deyse, özellikle Kaide çetelerini destekleyip Kürtlerin üzerine sürdü. ABD Kaidecileri dışladığında da bu tutumunu sürdürdü. Erdoğan Washington’a gittiğinde uyarıldı ve “görüşlerimi değiştirdim” dedi, ama iki ülke arasındaki mesafe açıklığı sürdü. Türkiye’nin “milli çıkarları”nı gözeten “millici” bir politika izlenmekteydi, el altından ileri sürülen iddia buydu.

Sonra Amerikalıların bile ayakları suya erdi. Müdahale ediyorum, edeceğim derken, yan çizmeyen Batılı büyük devlet neredeyse kalmadı. Bir Fransa! Ve Rusya’nın yine en büyüklerden biri olduğunu kanıtlayan Rus “oyun kuruculuğu” geldi: “Siyasi çözüm” sağlanacak, Cenevre 2 Konferansı toplanacaktı. Rusya’nın kurduğu “oyun”da, Suriye, müdahale tartışmalarına da neden olan kimyasal krizinin sona ermesine götüren kimyasal silahlarının denetimi ve imhasını kabul etmişti.

Türkiye ile ABD’nin arası boşuna açılmakla kalmış, inisiyatifi Rusya almış, Emevi Camii namazı “Bir başka bahara” ertelenmişti. İtibar “iki paralık” olmuş, artık “Ayıp olmasın” diye Kaide “terörü” eleştirilmeye ve ama bu örgütten de saldırılar gelmeye başlamıştı.

Ya da Irak! ABD, olabildiğince bir “düzen” kurup bırakıp çıktığı Irak’ta Türkiye’nin “Irak’ın toprak bütünlüğü”nü tanımaz tutumlarıyla karşılaşmıştı. Onlar Maliki ve “Irak’ın bütünü gözetilmeli” derken, AKP T. Haşim’le iş tutuyor, Kürt bölgesinin petrolüne göz dikmiş Barzani’yle kardeşleşmeyi yeterli sayıyor, Maliki tarafından “Irak’ın içişlerine karışmak”la suçlanıyordu. Washington Büyükelçisi Namık Tan, Türkiye’nin “Kuzey” petrolüne göz dikmesi ve Irak’ın bütünlüğüne ilişkin “tartışma”da Türkiye-ABD makas açıklığını açığa vurmadan edememişti: “Amerikalıların oradaki 40'tan fazla şirketi ne oluyor o zaman? Aklına hangi şirket gelirse hepsi orada ama benim şirketlerim yapmayacak. Bu ikna edici bir söylem değil.” Irak’ta da “Türkiye’nin “milli çıkarları” savunulmaktaydı anlaşılan!

SADECE ABD İLE DEĞİL SUUDİLERLE DE KARŞI KARŞIYA GELDİ

Mısır’a bakın! “Ilımlı”lığını, yani kapitalizmin ve Amerikan emperyalizminin hizmetinde olmaktan çok “dinin gerekleri”ne önem veren bir siyasal dincilikle olamayacağını gördüğü anda Müslüman Kardeşler’in üzerini çizen ve tartışma götürmez biçimde Mısır darbesini örgütleyen ABD... Ve İhvan’la kader birliğinden caymayıp, zamanın öğütücülüğünde yatışsa ve karşı ajitasyonunu sürdürmese bile, hâlâ darbe karşıtı pozisyonunu koruyan Türkiye. Mısır üzerinden, Türkiye, sadece ABD ile değil, Suudilerle de karşı karşıya gelmiştir.
Daha İsrail de var, ama uzatmayalım. Ve şimdi de Çin füzeleri.

Mısır’da, Suriye ve Irak’ta “Türkiye’nin milli çıkarları” peşine düşer de, füze sorununda düşmez mi AKP? Ajitasyon yayını Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni Karagül örneğin, tamamen bu iddiadadır. Ve iç kamuoyunu hedef alarak, füze tartışması, Türkiye cenahından neredeyse sadece “bağımsızlık” edebiyatı üzerinden yürütülmektedir.
Patriotları üreten de içinde olmak üzere, Amerikan ve Batı menşeli diğer füze firmaları 1) Türkiye ile ortak üretim yapmayı ve 2) teknoloji paylaşmayı kabul etmezken Çin firması CPMIEC, her iki “koşul”a da “tamam” demiştir. Ve Çin füzelerinin tercih edilmesinin bir nedeni daha vardır ki, “fason” ya da değil, ama onlar Batı’nınkilerden yaklaşık 1 milyar dolar ucuzdur.

Türkiye’nin silah sanayiine önemli sayılabilecek yatırımlar yapması ve hatta ufaktan ihracata da başlaması bir veridir ve ülkenin “teknoloji” ve “ortak yapım”a verdiği önemi açıklamaktadır. “Bağımsızlık”la mı ilgilidir? Haydi canım! Neredeyse tuvalet kağıdını bile Batı’dan ithal eden bir ülkenin tekelci sermayesinin neden böyle bir derdi olsun? Ama para kazanmak, komisyonunu yükseltmek türü dertlerinin olacağı kesindir. Ordusunun bütün silah ve teçhizatı, subaylarının tüm eğitimi ve bütün savaş doktrini Amerikan menşeli olan bir ülkenin “bağımsızlık”ından ve bağımsız politika ve tutumlar arayışından söz edilmesine herhalde kargalar bile gülecektir!

Ancak serde Osmanlıcılık da yok değildir! Bu, sonunda tutunacak kulp bulamayıp düştüğü herkesçe bilinse de, zamanında Rusya, Fransa ve İngiltere arasında “tahterevalli” oyunu oynamakta mahir olan “Kızıl Hakan” Abdülhamit “Han”ın görünür “manevra alanı” bulup buluşturup ömrünü uzatma ve ihya edemese bile eldeki topraklarını koruma politikasını andırmaktadır. Şimdi AKP “Osmanlı bakiyesi topraklar”a yayılmayı ve Osmanlıyı ihyayı önüne koymuş görünmektedir ki, başta “ille de ABD” diyen ve Amerikan “model ülkesi” ve “bölge gücü” olmayı kabullenen Erdoğan-Davutoğlu yönelimine “tamam” diyen ABD, Osmanlıcılık, Abdülhamit öykünmesiyle abartılma eğilimi gördüğünde “dur bakalım” pozisyonuna geçmiştir. “Milli çıkar”, “Osmanlı bakiyesi topraklar”da aranan yayılmacı çıkarlar, “bağımsızlık” edebiyatı da yayılmacılıktan başkası değildir. Ancak buradan ABD ile aradaki mesafe de açılmıştır, açılmaktadır.

ÇİN VE RUSYA...

NATO Genel Sekreteri Rasmussen, ABD Dışişleri ve Beyaz Saray sözcülerinin ardından Amerikan Elçisi Ricciardone’nin açıklamaları yenilir yutulur türden değildir. ABD de, kontrolündeki NATO da “Standartlara uygun değil” deyip “olmaz”dan geri adım atmamaktadır. Çin şirketi ABD tarafından yaptırıma bağlanmıştır. Ve biliniyor ki, Çin, sıklet merkezini Asya-Pasifik’e kaydırmış yeni Amerikan siyasal-stratejik konseptinde “asıl hedef”tir!

Üstelik yetmiyormuş gibi, son ve “Çin füzeleri” sorununa ilave olarak, Kazakistan Cumhurbaşkanı, Erdoğan’ın kendisine, Rusya-Kazakistan-Belarus arasında kurulu “gümrük birliği”ne girme isteğini ilettiğini açıkladı. Çin’den sonra, bir de Rusya. “Cambaz” haydi “iki telde” oynayabilir belki, ama ya üç tel olursa? Yine oynar mı? Hele “tel”in biri, çok alışkın olunan ve dayanakları ciddi güçlü “tel”se?

‘AKP GERİ ADIM ATACAKTIR’

Nettir, AKP, Batı ile “kopuşma”ya bile götürebilecek bir adımı göze almayacak; Çin füzelerinden dönüş yapacaktır. Çin füzelerini “pazarlık kozu” olarak kullanmaktadır. Talebi, Türkiye’nin “payı”nı artırmaktır. Bu, “kendi payı”nı artırmak demektir! “Pay”ın aslı, “ortak üretim” ve “teknoloji paylaşımı”nın getirileri olacaktır. “Cep”e ne girecekse buradan girecektir!
“Bu aşamadan sonra ancak Çin vazgeçerse ihale süreci durabilir” diyen “kararlı”yı oynayan Erdoğan’dan farklı olarak, “uzlaşmacı”yı oynayan Davutoğlu’nun sözleri bunun delilidir: “Bitmiş bir anlaşma değil bu. Amerika ve Avrupalı şirketler daha iyi şartlar sağlasınlar, onlarla da görüşmeye devam ederiz. Hedefe ulaşmaya bakarız. Yeni teklifler tabii değerlendirilir.”
 

www.evrensel.net