Bu dış politika için artık deniz bitti

Bu dış politika için artık deniz bitti

Savaş nasıl ki, politikanın başka araçlarla devamıysa, ‘rehine’ olgusu da savaşın sık başvurulan politik yöntemlerinden birini oluşturuyor. Sadece ‘fidye’ koparmaya odaklı rehine olayları için politik amaçlardan söz edemeyiz ama savaş süreci içinde yaşanan rehine olaylarının savaşın kendi kuralları içinde politik bir anlamı mutlaka vardır. Rehine eylemine gerçekleştiren taraf, bu eylemiyle kendisine bir yol açmayı hedefler.

Fatih Polat

Savaş nasıl ki, politikanın başka araçlarla devamıysa, ‘rehine’ olgusu da savaşın sık başvurulan politik yöntemlerinden birini oluşturuyor. Sadece ‘fidye’ koparmaya odaklı rehine olayları için politik amaçlardan söz edemeyiz ama savaş süreci içinde yaşanan rehine olaylarının savaşın kendi kuralları içinde politik bir anlamı mutlaka vardır. Rehine eylemine gerçekleştiren taraf, bu eylemiyle kendisine bir yol açmayı hedefler.

BİR SAVAŞ YÖNTEMİ OLARAK REHİNE

Beyrut’ta iki Türkiyeli pilotun 9 Ağustos günü kaçırılması, savaş durumundaki rehine olaylarına tipik bir örnekti. Murat Akpınar ve Murat Ağca, Türk Hava Yolları’na bağlı olarak çalışan iki sivil pilottu. Tarafı olmadıkları bir savaşın hedefi olmuşlardı ve buna yol açan ise, ülkelerinin bu savaştaki dış politikasından başkası değildi.

Türkiye Hükümeti, Suriye’deki çatışma sürecinin en aktif taraflarından biriydi ve 9 Lübnanlı Şiiyi 1 yıl önce Halep’te kaçıranlar da Suriye muhalefeti içinde Türkiye Hükümeti ve devletinin destek verdiği gruplardan biri olan “Kuzey Kasırgası Tugayı” idi.

Türkiye Hükümetinin Sünni Müslümanlık eksenli, mezhep çatışmasını temel alan dış politikasıyla Suriye savaşının içine ABD’yi bile yeterince müdahaleci olmamakla suçlayacak kadar ateşli bir biçimde girmesi, onun aynı zamanda bu savaşın diğer tarafları açısından açık bir hedef haline getirmişti.

YİTİRİLEN ONURUN MEDYA ELİYLE İCADI

Başbakan Erdoğan’ı pilotları karşılamak için havaalanına getiren de bu gerçektir. Erdoğan böylelikle medyanın da şaşaalı canlı yayın desteği ile pilotların kaçırılmasının müsebbibi olmaktan kurtarıcısı olmaya terfi etmeyi hesap etmiş, yandaş ve hakim medya da, pilotların gelmesiyle ortaya çıkan mutluluğu adeta yayınlarıyla ona hediye etmişti.

Rehine krizinde birbirini zincirleme etkileyen üç ayaklı bir tablo oluşmuştu. Türkiye’nin açık destek verdiği Suriyeli muhalifler kaçırdıkları Lübnanlı 9 kişiye karşılık, Suriye’de devletin elinde tutuklu bulunan 127 kadının serbest bırakılmasını, iki Türkiyeli pilotu kaçırınlar da, onlara karşılık olarak 9 Lübnanlı Şii rehinenin serbest bırakılmasını istiyordu.
Bu yazıda sürecin teknik ayrıntılarına değinmeyip, daha çok sürecin politik açıdan fotoğrafını çekmeye odaklanacağız.

TAKAS İÇİN YOLU AÇAN SÜREÇ

Öncelikle bir adım geriye çekilerek bu rehinelerin karşılıklı olarak bırakılmasına yol açan zemine nasıl gelindiğine bakalım. Savaşlarda rehine alma olgusu genel olarak sıcak çatışma süreçlerinin bir yöntemi olarak gerçekleşiyor. Rehinelerin bırakılması süreçleri ise, kendisine -her zaman olmasa bile- genel olarak çatışmasızlık ikliminde yer bulabiliyor.
Suriye’de bugün çatışma ortamı durmamış olsa da, Rusya ve ABD’nin Suriye’nin kimyasal silahlardan arındırılması formülü üzerinde anlaşması, Esad yönetiminin bu anlaşmaya uymayı kabul etmesi ve bu konuda gösterdiği uyum ile ABD yönetiminin de övgüsünü almış olması, yeni bir durum ortaya çıkarmıştı. Bu yeni ortam içinde ABD’nin bir süredir El Kaide-El Nusra vb. radikal İslamcı yapıları bu sürecin dışına iten bir politika izliyor olmasını da eklemeliyiz.

Dolayısıyla şunu öncelikle vurgulamak gerekiyor: Diplomatik bir takas yoluyla bırakılan rehineler Suriye’de savaşın şiddetli yaşadığı süreç içinde kaçırılmış ve bu savaşın yerini ‘diplomatik’ müzakerelerle çözüme doğru bırakmaya yönelindiği bir süreçte bırakılmışlardır.

Burada da aslında rehinelerin bırakılmasına giden zemini hazırlayan adımlar, Rusya’nın ABD’yi zorladığı ve ikna ettiği diplomatik iklimde kendine yer bulabilmiştir. Suriye yönetiminin cezaevindeki tutukluları 9 Lübnanlı Şiiye karşılık olarak bırakmayı kabul etmesinde de etkili olanda bizatihi bu iklimin kendisidir. Esad yönetiminin uzun süredir gündemde olan böyle bir takasa daha önce değil de bugün razı olmasını başka nasıl açıklayabiliriz?

TÜRKİYE SORUN, KATAR ‘SORUN ÇÖZÜCÜ’

Ve Katar’ın rolü... Evrensel’de her pazartesi günü Ali Karataş ve Yusuf Ertaş’ın birlikte hazırladığı “Arap Coğrafyası’nda geçen hafta” sayfasının, geçtiğimiz haftaki bölümünde Katar’a dair ilginç bir haber vardı. Katar Şeyhi Tamim bin Hamad el Fetih Merkez Komitesi Üyesi Abbas Zeki vasıtasıyla Beşar Esad’a aralarındaki atmosferin yumuşaması için mesaj göndermişti. Lübnan’da yayınlanan Assafir gazetesinin Filistinli kaynaklara dayanarak yayınladığı haberde Filistin Bakanı Mahmut Abbas’ın geçen ağustos ayında Katar Emiri ile önce telefonda sonra Doha’da yüz yüze görüştüğünü ve Abbas’tan Suriye ile ilişkilerin yumuşaması için mektubu iletmesini istediği belirtildi. Suriye medyası bu gelişmeyi Katar’ın eski politikasından dönüş olarak yorumladı.

Katar’ın bugün bir ucunda Suriye rejimi olan böylesi bir süreçte başarılı diplomasi yürütmesinde bu ara aşamaların da yumuşatıcı bir etkisi olmuş olabilir.
Ve Lübnan televizyonlarında önceki gün takas diplomasisinin sonuna doğru gelinirken verilen haberlerde Filistinli yetkililerin de bu süreçte katkısı olduğu yer almıştı.

SÜRECİN İHMAL EDİLEN YANI: SURİYE

Bu noktada şunu da hatırlamakta yarar var. Katar ve Türkiye, Suriye savaşının ilk zamanlarından bu süreci yönlendiren diplomatik merkez olmak konusunda bir çekişme halindeydi. Gelinen aşamada ise Katar sorun çözücü bir konuma gelmiş ve diplomatik bir rekabet içinde olduğu Türkiye’nin de sorununu çözen ülke konumuna ulaşmıştır.

Türkiye’nin ve ona bağlı olarak hakim medyanın dış politika anlayışının bir gereği olarak bu sürecin ihmal edilen diğer önemli aktörü ise, elindeki 200’e yakın tutukluyu bırakan Suriye yönetimi olmuştur. Çözülen rehine krizinin üzerindeki medyatik köpük kalktığında bu gerçekler, Türkiye’de de daha görünür hale gelip tartışılacaktır.

DENİZİN BİTTİĞİ YER

Bu rehine krizinden Türk dış politikası açısından çıkarılması gereken en önemli ders ise, bu politikanın Türkiye’ye Ortadoğu’da bol bol rehineler üretmek, düşman kazandırmaktan başka birşeye hizmet etmeyeceğidir.

Ve bir süredir kendisine verilen rehineler üzerinden günü kurtarmaya çalışan Türkiye Hükümeti açısından artık deniz bitmiştir. Türkiye, kendisine yeni rehineler ‘kazandırmaya’ aday bu eski politikalardan kurtulmak zorundadır. Hayat bunu dayatıyor.

www.evrensel.net