Barışa yelken açmak

Barışa yelken açmak

Hepimizin bildiği gibi, egemen sınıflar ve onların resmi veya sivil temsilcileri, kitleleri eskisi gibi yönetemez hale düştüklerinde, hep aynı yöntemlere başvurur; halk kitlelerini ve emekçileri bölüp parçalayarak, asıl sorunlarını unutturup, bir bölümünü, geçici bir süre de olsa, yedeklemeye çalışırlar...

M.Kamil Bal

Hepimizin bildiği gibi, egemen sınıflar ve onların resmi veya sivil temsilcileri, kitleleri eskisi gibi yönetemez hale düştüklerinde, hep aynı yöntemlere başvurur; halk kitlelerini ve emekçileri bölüp parçalayarak, asıl sorunlarını unutturup, bir bölümünü, geçici bir süre de olsa, yedeklemeye çalışırlar...
 Yakın tarihimizdeki Dersim katliamı, 6-7 Eylül olayları, Tan matbaasının yakılışı, Maraş, Çorum, Madımak katliamları, bu ihtiyaçtan kaynaklı kışkırtmalarla yaşanmış olaylardandır. İhtiyaca uygun olarak egemenler, bazen “komünizm” tehlikesini, bazen “din veya mezhep” ayrımcılığını, bazen de “etnik” farklılıkları öne çıkararak emekçileri bölüp, krizi atlatmaya çalışırken; emekçilere düşün de bu sancılı süreçlerde yitirdiklerini yeniden kazanmak için, mücadeleye, sıfırdan başlamak olmuştur, her seferinde...
“Kürt sorunu” da böylesi sorunlardan biridir, ülkemiz için. En önemli demokrasi sorunumuzdur. Yıllardır halkımızı kan ve gözyaşına boğan, on binlerce insanımızın ölümüne, milyarlarca dolarlık kaynağın heba edilmesine neden olan bu sorun, egemenler için, siyasi rant kaynaklarının en verimlisi sayılmıştır, her dönemde. Neredeyse, doksan yıldır, bu ayrımcılık üzerinden bir egemenlik yaratılmış, Kürt halkı yok sayılarak, baskı ve şiddet uygulanarak sorun, çözümsüz bırakılmıştır. Kürt kimliğinin tanınması, anadilde eğitim hakkı, eşit-özgür yurttaşlık hakkı gibi talepler, “güvenlik ve terör” sorunu haline getirilmiş ve bastırılmıştır. Ama çatışmalarla geçen son otuz yıl da göstermiştir ki, bu yolun sonu ve kazananı-kaybedeni olmadığı gibi, barıştan ve kardeşlikten başka bir seçeneğin başarı şansı da kalmamıştır, bu topraklarda. Anlaşılması gereken, budur!
Çünkü artık, Türkiye halklarının barış ve kardeşlik talepleri, ete kemiğe bürünmüş bir durumdadır. Kimsenin çatışmalara ve kardeş kavgasına tahammülü kalmamış, barışa yelken açmanın zamanı, çoktan gelmiştir. “Barış Meclisi”, “Halkların Demokratik Kongresi” ve bunların siyasi temsilcisi “Halkların Demokratik Partisi” vasıtasıyla BARIŞ,  ülke gündemine ağırlığını koymuştur. Ne herkese “Dağ fare bile doğurmadı!” dedirten “Demokrasi Paketi”, ne de her gün yenisini ürettikleri suni gündemlerle kitleleri avutmaya güçleri yetmeyecektir, bundan sonra.
Bırakalım AKP, türbanı, din derslerini, imam okullarını kullanarak tribünlere oynamaya, seçmenlerine şirin görünme çabalarına devam etsin! Bırakalım, din-mezhep veya inançlar üzerinden propagandalarını sürdürsünler! Bizim tek hedefimiz, “demokrasi paketi” dedikleri kutuda adı bile geçmeyen işçiler, emekçiler, Alevi yurttaşlar, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, tüm inanç ve etnik kökenden ezilenler olarak, güçlerimizi birleştirerek Halkların Demokratik Partisi’ni iktidara taşımak olmalıdır. Çünkü Türkiye halklarının birleşik mücadelesi örülmeksizin, ne Kürt sorununun halkçı ve barışçıl yollarla çözülmesi ne de diğer ezilen halkların eşitlik ve demokrasi, işçi ve emekçilerin iş, ekmek, özgürlük taleplerinin karşılanması mümkün olmayacaktır.
26-27 Ekim tarihlerinde toplanarak, Türkiye halkları için, tarihi bir sürece damgasını vuracağını umduğumuz ve beklediğimiz Halkların Demokrasi Kongresi ve Halkların Demokratik Partisi Genel Kurulları, bu nedenlerle de önemli bir sürecin başlangıcı olacaktır.
2014 Martı’nda yapılacak olan yerel seçimlerden başlayarak, ülke genelinde halk iktidarına gidecek yolu açacağı umudu ve azmiyle Halkların Demokrasi Kongresi ve Halkların Demokrasi Partisi Genel Kurullarını selamlıyor, başarılar diliyoruz.
YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ, HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!

*EMEP Bornova İlçe Başkanı

www.evrensel.net