20 Ekim 2013 06:00

Kadını sahtekar gören sosyal güvenlik politikasından vazgeçin

Kadınların neden evlendiğine ilişkin tespitler yapmakta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in üstüne yok. Evlilikte yaş farkını takip altına alacaklarını ifade eden Bakan Çelik’e göre, kendinden yaşça büyük erkeklerle evlenen kadınlar sosyal güvenliğe yük getiriyor. Dul kadınların faydalanacağı 250 TL yardımın, devlet bütçesini zorladığını ifade eden Çelik, erkeklerin evlenmek isteyen kadın bulamadıkları için isyan nok-tasına geldiğini bu yüzden de bu alana yeni kurallar getirileceğinin haberini vermiş oldu.

Paylaş

Gülşah İmrek

Kadınların neden evlendiğine ilişkin tespitler yapmakta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in üstüne yok. Evlilikte yaş farkını takip altına alacaklarını ifade eden Bakan Çelik’e göre, kendinden yaşça büyük erkeklerle evlenen kadınlar sosyal güvenliğe yük getiriyor. Dul kadınların faydalanacağı 250 TL yardımın, devlet bütçesini zorladığını ifade eden Çelik, erkeklerin evlenmek isteyen kadın bulamadıkları için isyan nok-tasına geldiğini bu yüzden de bu alana yeni kurallar getirileceğinin haberini vermiş oldu.
Daha önce SGK tarafından ölü maaşı alabilmek için 13 bin kadın hileli boşanmakla suçlanmıştı, şimdiyse “Kocasının maaşına konmak” için evlenmekle suçlanıyor.
Evliliklerdeki yaş farkını takip altına alacağını söyleyen Bakan Çelik’in evlenmenin de, boşanmanın da tek müsebbibini kadınlar ilan etmesinin altında yatan ne? Bu tartışmanın bugün açılması bir tesadüf mü? Kadınların eşlerinden kalan aylıkla değil, devletin sağladığı sosyal güvence ile geçinmesi için nasıl bir sosyal güvenlik sistemi gerekli?
Tüm bunları Sosyal Güvenlik Uzmanı Fatma Şenden Zırhlı’ya sorduk...


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik evliliklerdeki yaş farkının takip altına alınacağını söyledi. Esas olarak nedir bu takibin amacı?
Sosyal güvenlik sisteminin en temel ilkelerinden biri, çalışmayan ve hiçbir sosyal güvencesi olmayan evli kadınların, eşlerinin sigortası kapsamında olmasıdır. Eşleri öldükten sonra da “ölüm aylığı”ndan yararlanabilmeleridir. Ancak Çalışma Bakanı çok çirkin bir üslupla ve çok uç bir örneğe dayanarak kadınları hedef alıyor. “Kadın sırf evine ve maaşına konmak için evleniyor” diyor. Ben de şunu soruyorum, böyle bir uç örnek mi SGK’yi zarara uğratıyor?
Böyle bir uç örnek zaten başka bir toplumsal sorundan kaynaklanıyor. Karşımızda o yaşta olup, emekli maaşı olan, ama aynı zamanda bakıma muhtaç olduğu için, kadının hizmetinden yararlanmak için bir kadınla evlenmek isteyen erkek olgusu var. Örneğin bizim sosyal güvenlik sistemimizde olmayan “Bakıma muhtaçlar için bakım sigortası” bir süre önce gündemdeydi, oysa şimdi gündemden kalkmış gibi. Bakım yükünü kadınların üstlenmesi bekleniyor. Üstelik, erkeklerin bakım yükünü omuzlamaları için bir kadınla evlenmesi meşru da görülüyor toplumda. Mesele, bu mantığın sosyal güvenlik sistemiyle meşrulaştırılması.
Bakan, “Adam açısından istismar yok ama kadın kesinlikle gelirken sırf evine ve maaşına konmak için geliyor” diyor. Yani erkekler için herşeyi mübah sayıyor, ama kadınlar için kıstaslar, kurallar getiriyor. Bunun dışında aynı anlayış değil mi ortaöğretimde okuyan genç kızların evlenmelerine izin verecek olan? Ayrıca toplumumuzda küçük yaştaki kızların, çocuk gelinlerin evlendirilmesi sorunu var. Ama sosyal güvenlik sistemindeki yaratacağı zarar kastedilerek, kadın sırf ‘maaşa’ konmak için evleniyor demek ayrı bir şey. Yurttaşın elde ettiği bir hak varsa, nasıl kullanmak isterse kullanır. Burada mantık “Siz suistimal edersiniz, siz sahtekarsınız, en iyisini biz biliriz” mantığıdır. Böyle saçma bir anlayış olmaz.

Kendinden yaşça büyük erkeklerle evlenmek zorunda olan, ya da geleceğini garanti altına almak için bu evlilikleri yapmak durumunda kalan kadın gerçeği de yok mu? Neden evleniyor bu kadınlar bu erkeklerle?
Her insan geleceğini güvence altına almak ister. Bu çok insani, çok doğal bir hak ve ihtiyaçtır. Devletin de her yurttaşına bunun olanağını sunması gerekir. Eğer toplum bir yandan kadınlara, gençliklerinden itibaren geleceklerini güvence altına almanın yollarından biri olarak bir erkekle evlenmesi gerektiği anlayışını pompalarsa, bu tür sonuçlar doğar. Diğer yol ise ekonomik özgürlüklerini, bağımsızlıklarını elde edebilmeleri düşüncesini kazandırmaktır. Ancak, bu aynı zamanda olanak meselesidir. Toplum çeşitli nedenlerden dolayı, kah geri bir anlayıştan dolayı, kah ailelenin yoksulluğundan dolayı kızlara okuma, üniversiteye gitme, meslek edinme olanağı yaratmıyorsa veya yaratamıyorsa, bu da toplumsal bir meseledir. Ancak bunu böyle ortaya koyduğumuz zaman, niçin genç bir kadının kendisinden çok yaşlı bir erkekle evlenir sorusunun cevabını bulabiliriz. Bir kadın böyle bir çareye başvuruyorsa, kendi geleceğini, çocuklarının geleceğini güvence altına almak için yapıyordur. Ama yine de yaş farkını hesaplamak için evlilik-metre mi koyacaksınız. Buna karışamazsınız. Devlet üzerinden diğer sorumluluklarını atarsa, sonuçlarına bakıp dönüp bunları takip altına alacağız diyemez.

Uygulama ilk bakışta “Çocuk gelinlerin olmasını önleyebilecek” iyi  bir şeymiş gibi gözüküyor. Böyle olmadığını gösteren şeyler nedir?

Çocuk gelinler sorunu bu sorundan farklı bir sorun. Tamamen kültürel yapıyla alakalı, ancak son yıllarda giderek artış kaydedildiği de ortaya konuyor. Örneğin ilkokulda nişahlandırılıp, 11-14 yaşında evlendirilen kızların dramını biliyoruz. Henüz oyun çağında olan kız çocukları, gelin oluyorlar. Kimisi kendisinden 30 yaş büyük olan ve babası dedesi yaşındaki erkeklerle evlendiriliyor. Peki bir aile niçin küçük kızını bu şekilde evlendirir? Yine nedenlerinden biri yoksulluk, başlık parası almak. Devlet öncelikle bununla mücadele etmeli. Ama bu olay üzerinde konuştuğumuz olaydan farklı. Bunun için devletin alması gerektiği başka önlemler var. Ancak önlem alınmak istense, her şeyden önce ortaöğretimde evlenmenin önü açılmazdı. Bu, kızların okumalarının ve eğitimlerini sürdürmelerinin önüne geçen bir düzenleme.

Daha önce eşlerinden boşanıp babalarından ölüm aylığı alan kadınlar da hedef gösterilmişti. Yine devleti zarara uğrattıklarını söylemişti bakan. İki maaşa da baktığımızda çok cüzi miktarlarda, hani neredeyse mutfak masrafına yetmeyecek paralardan bahsediyoruz. Sosyal güvenlik sistemi bu paralar yüzünden çöker mi?

Bahsedilen, 250 TL gibi düşük bir rakam. Kastedilen para, “Eşi Vefat Eden Kadınlara Yönelik Düzenli Nakit Yardımı Programı” çerçevesinde ölen eşinden maaş alamayan kadınlara bağlanan aylık. Bu aylıklarının sosyal güvenlik sistemine “yük” bindirdiği masalını yıllardır dinliyoruz.
Nedense başka uygulamalar sosyal güvenlik sistemini zarara uğratmıyor. Örneğin işverenler için yıllardır prim teşviki uygulanıyor. Bireysel Emeklilik Sistemi’ne devletten yüzde 25 katkı payı aktarılıyor. Bunlar zarara uğratmıyor ama şimdi ölüm aylığından mı kesilmek isteniyor?
10 yıldır AKP hükümeti sistemde devamlı olarak değişiklikler yaptı. Bu sistem emekçilerin primleriyle ayakta duruyor. Ama hep emekçiler hak kaybına uğruyor. “Yük” diye tanımlanan maaş en doğal hak. Bunun primi emekçi tarafından ödenmiş. Üstelik işverene yapıldığı gibi devlet prim teşvikinde bulunmamış. Asgari ücretle çalışandan dahi tam prim alınıyor. O zaman kim devlete “yük” oluyor? Her durumda yurttaşını sahtekar, suistimalci gören bir zihniyet var.
Uç örneklerden yola çıkılarak bahsettiğimiz geri düzenlemeler kamuoyundan gizlenmek isteniyor aslında. İşin en kötü yanı da kadınlar üzerinden bir üslup geliştirilmiş olması. Bunlar cinsiyet ayrımcı uygulamaların göstergesi.
Bakan kendi sözlerini desteklemek için bu örneği şu sözlerle veriyor: “Millet (yani erkekler!) isyan ediyor. Gittiğimiz yerlerde bize çok soruyorlar. ‘Evlenmek mümkün değil’ artık diyorlar. Kadınlara maaş verdiğimiz için bu şikayetler var”. Kendisi çok komik buluyor olmalı, bunun neresi komik?


GÜVENCESİZLİĞİN TAŞLARI ADIM ADIM DÖŞENİYOR

Eşinin maaşından ve sigortasından faydalanan kadınlar için 10 yıllık geriye dönük sigorta primi zorunluluğu getirilmesi ya da geleceğe dönük yeni düzenlemeler yapılması da gündemde. Kadınların zaten sorun olan sosyal güvenlik meselesi bu şekilde daha da derinleşmez mi?
Bu aslında devamlı gündeme gelen bir konu. Yalnızca farklı ve daha çirkin bir uslupla gündeme getiriliyor. Bugün hiçbir sigortalılık süresi şartı olmaksızın, geride kalan eş de ölen eşin ölüm aylığından kendisi ölene kadar faydalanabilmektedir. Daha önce bildiğiniz gibi dul ve yetimlerin aylıkları kesilmek istenmişti. Oluşan direnç karşısında yapılamamıştı. Şimdi kesinti öngörüyor Bakan. “Geleceğe dönük kural”la ya ölüm aylığından faydalanma süresinin kısaltılması ya da tamamen kesilmesi öngörülüyor olabilir. Daha önceki tartışmalarda, kesintileri meşrulaştıran örnekleri hatırlayın. Toplam emeklilerin ancak yüzde 1’ini oluşturan erken emekliler gösterilerek, sosyal güvenlik sistemi zarar ediyor dendi. Ardından yüzde 90’ı etkileyecek düzenlemeler geldi. Emeklilik yaşı yükseltildi, prim ödeme şartları ağırlaştırıldı. Yurttaşların elde ettiği hakları topluca yok etmek için adım adım döşenen taşlardan bir tanesi de budur.


KADINLAR İÇİN NASIL BİR SOSYAL GÜVENLİK?

Sosyal Güvenlik dendiğinde sadece maaş, sigorta primi, emeklilik gibi şeyler algılanıyor belki ama daha geniş ihtiyaçlar listemiz de var kadınlar olarak. Bu ihtiyaçların karşılanması ve güvenceli bir yaşam için nasıl bir sosyal güvenlik anlayışına ihtiyacı var kadınların?
Kadınlar için her şeyden önce tam istihdam ve tam sosyal güvenlik çok önemli. Bunun içerisinde iş güvencesi de olmalı. Çalışan kadınların kayıt dışılık oranının yüzde 50’nin üzerinde olduğu TÜİK’in verdiği rakamlarla ortaya kondu. Doğum izin süresinin yükseltilmesi vb. düzenlemeler tam istihdam, tam ücret aldığımız koşullarda zaten istediğimiz bir uygulamadır. Ancak bazı uygulamaların altında bir yandan AKP’nin kadına yönelik cinsiyetçi politikaları yatıyor. Kadına doğurganlık rolünün asli rolüymüş gibi dayatılması yatıyor. Diğer yandan da kadın emeğine olan ihtiyaç kadın emeğini esnek biçimde sömürmeyi öngörüyor. Biz önümüze süslenip getirilen part-time ve esnek çalışma modeline, taşeron çalıştırmaya karşı durmalıyız. Evet yalnızca söyledikleriniz değil, geniş anlamda insanın doğumundan ölümüne kadar insan onuruna yakışır yaşayabileceği, mezarda emekliliğin öngörülmediği bir sistem arzu ettiğimiz. Son olarak şunu söylemek isterim ki, hiç kimsenin yaşamlarımıza, kaç çocuk doğuracağımıza, kaç yaşında evleneceğimize vs. karışma hakkı da yoktur.


ALEYHİMİZE DÜZENLEMELER İÇİN RIZA ÜRETİYORLAR

Bu tartışmanın bugün yapılıyor olmasının arka planında ne var?
Tam da önemli yasal düzenlemelerin açıklanacağı dönemlerde böyle sansasyonel bir konu öne çıkarılıyor. Bildiğiniz gibi, yine gündemde olan bir torba yasa tasarısı var. Emekçiler için kıdem tazminatı hakkının gaspı söz konusu. Kıdem tazminatının fona devredilmesi öngörülüyor. Bu kıdem tazminatı almayı zorlaştıracak bir düzenlemedir. Örneğin şu anki düzenlemeyle temel bir hak olarak kadınlar evlendikten sonra işten ayrıldıkları takdirde kıdem tazminatına hak kazanıyorlar. Yeni düzenlemede bu ortadan kalkacak. Bunun bir parçası olan kadın istihdam tasarısıyla da kadınlar için esnek ve güvencesiz çalışma koşulları öngörülüyor. Çocuğu olanlara, çocuk belli bir yaşa gelene kadar part-time çalışma getiriyoruz deniliyor. Peki tam ücret alabilecek mi? Patronlar buna şimdiden itiraz ediyor. Ayrıca esnek çalışma biçimlerinden biri olan “evden çalışma” gelecek. Aslında kadınlar esnek çalışma koşullarına mahkum edilmek isteniyor. Bu tartışma da, emekçilerin aleyhine yapılacak düzenlemeler için yurttaşlarımızı fikren hazırlama ve rıza üretme girişimlerinin bir parçası.

ÖNCEKİ HABER

ODTÜ\'de ağaçların kesilmesi protesto edildi

SONRAKİ HABER

Edirne'de okul servisi ile yurt dışına çıkmaya çalışan 30 mülteci durduruldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa