Yeşiller’in derdi devlet partisi olmak

Fotoğraf: AA

Yeşiller’in derdi devlet partisi olmak

Bundan 33 yıl önce kurulan, 30 yıl önce de ilk kez Federal Parlamentoya girmeyi başaran Yeşiller Partisi, seçimlerde aldığı yenilgi üzerine gelecek tartışması sürdürüyor. Tartışmalar daha çok devlet partisi olma hedefi yönünde.

Yücel Özdemir

Bundan 33 yıl önce kurulan, 30 yıl önce de ilk kez Federal Parlamentoya girmeyi başaran Yeşiller Partisi, seçimlerde aldığı yenilgi üzerine gelecek tartışması sürdürüyor. Tartışmalar daha çok devlet partisi olma hedefi yönünde.
22 Eylül’de yapılan genel seçimlerden sonra içinde en yoğun tartışmaların yaşandığı parti, FDP’den sonra Yeşiller oldu. İki dönemdir muhalefette olmasına rağmen yüzde 2.7 oy kaybederek, yüzde 8.4 oy alan Birlik 90/Yeşiller partisinde yönetim kurulu, eş başkanlar ve meclis grubu eş başkanları görevlerinden istifa ettiler.
Ancak buna rağmen partideki kanatlar arasındaki çatışma bitmiş değil. Zira yapılan açıklamalara bakılırsa, önümüzdeki ksım ayında toplanacak genel kongrede partinin bundan sonra nasıl bir hat izlemesi gerektiği konusunda yoğun tartışmalar yapılacak.
Bunların başında partinin politikasının onu seçen tabana göre düzenlenmesi geliyor. Zira “iyi kazananların” önemli bir bölümünün Yeşiller Partisine oy verdiği gerçeği bir süredir daha belirgin ifade ediliyor. DIW tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Yeşiller’e oy verenlerin yüzde 17’si “iyi kazanan”, yüzde 12’si “orta kazanan” olarak saptanmıştı. En çok kazananlar grubundan da Yeşiller, FDP’den daha fazla oy alıyor.

YEŞİLLERİN NERESİ SOL!

Hal böyle olunca, dayandığı kesimin, Yeşiller’in ortaya çıkışında etkili olan “sol-muhalif-alternatif değerler”le alakası olmadığı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Kökleri 1968 hareketine kadar uzanan, “dünyayı değiştirme” iddiasıyla ortaya çıkan küçük burjuva bir akım olarak Yeşiller, aslında çoktan beri bu tanımlamadaki “küçük”ü çıkarmış, burjuva akımına dönüşmüştür.
Ocak 1980’de Karlsruhe’de kurulduğunda “yeni bir sosyal hareket”, “yeni sol” söylemlerini öne çıkaran Yeşiller, bir süre sistemden rahatsız olan, farklı bir arayış içinde olanların dikkatini çeken bir partiydi. Özellikle nükleer silahlara karşı verilen mücadele içerisinde yer alan, çevre hareketinden güç alan bu parti, ilk olarak 1983’te yapılan erken seçimlerde parlamentoya girmeyi başardı. Sonraki yıllarda da hep oyunu artırarak meclisteki yerini aldı.

BARIŞ PARTİSİNDEN SAVAŞ PARTİSİNE!

Yeşiller’in 30 yıllık meclis serüveni, aynı zamanda bir “muhalif”, “alternatif” partinin nasıl da devlet-sistem partisine dönüştüğünün ibretlik tarihidir. 1990’lı yıllardan itibaren her fırsatta kendisini düzene ve sistemin diğer partilerine beğendirmeye, onların güvenini almaya çalışan Yeşiller, bunun sonucunda 1998’de SPD ile Schröder’in başbakanlığında hükümet ortağı oldu. Elbette büyük bir kırılma ve yarılma yaşayarak.
Özellikle de dış politikada. 1980’li yıllarda Almanya’nın NATO’dan çıkmasını savunan Yeşiller, 1990’lı yıllarda ise NATO öncülüğünde Balkanlarda yürütülen savaşlara tam destek verdi. Bu çizgi, 1998’de partinin “Ruhani Lideri” Joschka Fischer’in dışişleri bakanı olmasıyla doruğa çıktı. Kosova ve Afganistan’ın bombalanmasına tam destek veren Fischer, parti içindeki eleştirileri bir süre bastırdı. 2002’deki kongrede NATO ve BM öncülüğünde askeri müdahalelerin, işgallerin desteklenmesi kararı çıktı. Böylece bir zamanlar barış hareketi ile güçlü bağları olan, “pasifist” Yeşiller, sermayenin çıkarlarını koruyan bir savaş partisine dönüşmüş oldu.
Sosyal alanlarda da benzer bir çizgi izlendi ve temel hakların budanmasında önemli bir dönemeci ifade eden Ajanda 2010 paketinin altına imzasını attı.
Özetle, 1990’lı yıllardan bu yana kimi sol söylemlerine rağmen ideolojik ve politik olarak bir devlet partisi haline gelen Yeşiller, genel seçimlerden sonra aldığı yenilginin muhasebesini yaparken yüzünü sola, düşük gelirli kesimlere dönme yerine, orta ve üstü gelire sahip sınıfa dayanma, neoliberal bir hat üzerine oturmanın hesaplarını yapıyor. Aynı tabana oynadığı FDP’nin şimdi barajın altında kalmasıyla, bu yöndeki adımların daha hızlı atılması arzulanıyor. En büyük engel ise “sol gelenekten gelen” kadroların bu uyumu sağlamadaki sıkıntıları.


SOLA MESAFE KOYMA HESAPLARI

Yeşiller’in “Ruhani Lideri” Fischer geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerine düşeni yapmaya devam ediyor. Seçim kampanyası boyunca zenginlerden daha fazla vergi alınması yönündeki talebi eleştiren Fischer, “Parti stratejik sola kaymakla hata yaptı. Çevre, Avrupa, aile, eğitim gibi konular yerine vergiler ve giderler öne çıkarıldı. SPD ve Sol Parti ile rekabet ağır yenilgiye yol açtı” diyordu. (Der Spiegel)
Fischer’in bu sözleri aynı zamanda Yeşiller’i daha berrak bir şekilde liberallerin temsil ettiği “ortaya” yerleştirme anlamına geliyor. Yeniden eş başkanlığa aday olacağını söyleyen Cem Özdemir de, Fischer’in çizdiği çerçevede açıklamalarda bulundu. Böylece, Özdemir’in bundan sonra partiyi daha fazla sağa çekmek için gayret edeceği anlaşılıyor.
Gelinen aşamada partinin sağ kanadı “Realo” seçim yenilgisini kendi lehine çevirmenin hesaplarını yapıyor ve bunda başarılı olacak gibi görünüyor. Zira, yıllardır izlenen politikalar partiyi zaten sol değerlerden uzaklaştırmıştır. Hal böyle olunca da gerçekte ne ise öyle görünen bir parti olması daha hayırlı olacaktır. Çünkü, halen azımsanmayacak pek çok kişi halen bu partiye “alternatif”, “solcu” gördüğü için oy veriyor. Bunlar arasında azımsanmayacak sayıda Türkiye kökenli seçmenler de var. Yeşiller’in eski Yeşiller olmadığı, önemli bir değişime uğradığı ve bundan sonra da uğramaya devam edeceği ortadadır. Bu nedenle, Türkiye kökenli göçmenlerin de bu partiyle ilgili beklentilerini gözden geçirmeleri şimdi her zamankinden önem kazanmış bulunuyor. (Köln/EVRENSEL)

www.evrensel.net