16 Ekim 2013 06:00

Ülkede de sendikada da söz hakkı istiyorlar

Eskiden, yani Gezi’den önce, işyerinde politika konuşmayan Ford Otosan işçileri, şimdi hem demokratik bir ülkenin nasıl olması gerektiğini hem sendikaların nasıl demokratikleşeceğini tartışıyor.

Ülkede de sendikada da  söz hakkı istiyorlar
Paylaş

Arzu Erkan

Gezi direnişi boyunca devam eden eylemlere İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre 79 ilde, 2.5 milyon kişi katıldı. Çeşitli kesimlerden milyonlarca insanı harekete geçiren eylemler süresince en çok eleştirilen, sendikaların direnişe katılmaması oldu. Katılmak ya da destek vermek şöyle dursun Türk-İş yönetimi patron temsilcileriyle birlikte Gezi direnişçilerini ülkedeki istikrarı baltalamaya çalışmakla suçladı.
Sendikalarıyla, örgütlü bir şekilde katılamasa da işçiler kitlesel bir şekilde yer aldı eylemlerde. Kimi vardiyasından çıkıp katıldı, kimi eylemden çıkıp vardiyasına gitti. Her yerde olduğu gibi fabrikalarda da çokça tartışıldı Gezi direnişi ve tartışılmaya da devam ediyor.
Hükümetin, özelde de Başbakan’ın üslubundan kaynaklı olarak kimi zaman AKP’ye oy verenlerle vermeyenler arasında ciddi kamplaşmalar yaşandığını söylüyor işçiler. Direniş sonrası birbirleriyle daha çok politika tartıştıklarını belirten işçiler, sendikalarını da sorgulamaya başlamış.
Bu değerlendirmeler sohbet ettiğimiz Ford Otosan işçilerine ait. Direnişin ilk gününden itibaren gerek İzmit’in merkezinde gerekse ilçe ya da mahallerinde çok sayıda Ford Otosan işçisi katılmış eylemlere. Haliyle de Gezi ile ilgili yoğun tartışmalar yaşanmış fabrikada. Eylemcileri haklı bulan da çıkmış, işçilere hakaret edip onlarla alay eden de...

‘GEZİ BENİM DİRİLİŞİM’

Gezi eylemlerine ilk günden itibaren katılanlardan biri de 9 yıldır Ford Otosan’da çalışan, iki çocuk annesi bir kadın işçi. Kendisi için ‘diriliş’ olarak adlandırdığı Gezi direnişinin geleceğe dair umutlarını artırdığını ifade ediyor. “Bu eylemlerden önce çok umutsuzdum. Bazen uykularım kaçıyordu. Gece çocuklarımın odasına gidip geleceklerinin nasıl olacağını düşünüyordum. Her şey özelleştirildi, her şey satıldı. Emeklilik yaşı ortada. İşçi hakları dersen hep geriye gidiyor. Bizim ise hiç söz hakkımız yok. Bu Hükümet kadınları eve hapsetmeye çalışıyor. Kaç çocuk doğuracağımıza bile o karar veriyor” diye sıralıyor eyleme katılma gerekçelerini.
Önce eşi, sonra anne ve babası karşı çıkmış eylemlere katılmasına. Eşi ‘beni çiğneyerek gidemezsin’ dese de kendi tabiriyle her şeyi göze alarak katılmış eylemlere. “Hep kızardım insanlara. Sadece ben mi görüyorum bu haksızlıkları derdim. İlk gün Cumhuriyet Parkı’na gidip de o kadar insanı görünce yaşadığım mutluluğu kelimelerle anlatamam. Yalnız değilmişim, çaresiz değilmişiz dedim. O an orada olduğum için kendimle gurur duydum. Gezi benim dirilişim” diye anlatıyor.
Eylemlere katıldığı için aile bireyleriyle de, akrabalarıyla da, iş arkadaşlarıyla da çok kavga etmiş, hatta kimisiyle ilişkisini kesmek durumunda kalmış. “Eskiden, yani Gezi’den önce, işyerinde politika konuşmazdım. Ama şimdi öyle değil, herkesle tartışıyorum” diyor, “Başbakan’ın eylemler boyunca bizleri karalamak için söylediği her söze bir cevabım var benim çünkü. Bu süreçte AKP’li arkadaşlarla çok tartıştık, hatta bazen kavga eder noktaya geldik. Alay ettikleri de oldu, aşağıladıkları da... ‘Üç beş ağaç için devleti mi yıkacaksınız?’ diyorlardı. Demokrasi olmadığına, baskı olmadığına inanmıyorlardı. ‘Başörtüsüne özgürlük getirdi, IMF’ye borcu kapattı’ diyorlardı. Ben de borcu kapattı da ne oldu satmadığı şey mi kaldı diyordum.”

‘ARTIK SENDİKAYI DA SORGULUYORUZ’

Gezi direnişinin başladığı gün, metal iş kolunda MESS Grup Toplu İş Sözleşmesinin de imzalandığı gün aynı zamanda. Sözleşmenin işçilerin beklentilerinin çok gerisinde kalmasının zaten bir memnuniyetsizlik yarattığını söyleyen kadın işçi, artık sendikada da demokrasi istediklerini belirtiyor: “Sözleşmenin imzalanmasının ardından Ford işvereni sözleşmede çok iyi zam aldığımız gerekçesi ile yılda 4 kez 200 lira olarak verilen alış veriş çekleri kaldırıldı. Ne sözleşme imzalanırken ne de alış veriş çekleri kaldırılırken kimse bize sormadı. Hükümet de ülkeyi böyle yönetmiyor mu? Aldığı hiçbir kararı bize sormuyor. Şimdi fabrikada herkes sendikanın aldığı kararları sorguluyor. Kendi kafasına göre temsilci atayıp, beğenmediğini görevden alıyor. Eskiden bunlar tartışılmazdı ama şimdi işçiler temsilcilik seçimini, şube seçimini tartışıyorlar.”


AKP’Lİ FORD İŞÇİSİ: MACERA ARIYORLAR

Ford Otosan’da 6 yıldır çalışan ve kendisini AKP’li olarak tanımlayan bir işçi, Gezi direnişini “ülkedeki istikrarı bozmakla” suçluyor. Eylemcileri, tıpkı Başbakan ve Hükümet üyeleri gibi “birileri tarafından kullanılan, maceraperestler” olarak itham eden AKP’li işçi, “Üç beş ağaç için ülkeye verdikleri zarara bak! Bunlar ülkeyi karıştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar” diye konuşuyor. Ona göre AKP, “gelmiş geçmiş en iyi hükümet.” İşsizliğin artmadığını, gelir düzeyinin arttığını, özürlü ve hasta bakımını yürütenlere maaş bağlandığını savunuyor. “Başörtülü diye okullara alınmadı kız öğrenciler, şimdi bu durum kalktı. Asker siyasete karışmıyor. İslam ülkesinde yaşıyoruz” diyen işçiye göre, demokrasi de tıkırında!, Özgürlüklerin kısıtlandığını düşünmüyor. Bir yandan da “Demokrasi tabii ki sandıktan ibaret değildir. Tabii ki herkes fikrini özgürce söyleyebilmelidir. Herkesin sorunu Hükümetin sorunu olmalıdır” diyor. Başbakan’ın Gezi eylemcilerini itibarsızlaştırmak üzere ortaya attığı “camide içki içtiler” iddiasının caminin müezzini tarafından doğrulanmamasıyla ilgili sorumuzu ise yanıtsız bırakıyor.

NİYE BU KADAR İNAT ETTİLER?

Sadece katılan, destekleyen ya da tam karşısında yer alan değil Ford Otosan’da hem eylemcileri Hem Hükümeti eleştiren işçiler de var. 8 yıldır Ford’da çalışan bir işçi ise “bu kadar uzattıkları için” eylemciler de, onları “anlamak istemeyen, uzlaşma yoluna gitmeyen” Başbakan da suçlu: “Ben siyasetle pek fazla ilgilenmiyorum. Zaten sabahtan akşama kadar çalışıyorum. Eve geliyorum takatim kalmıyor. Ama televizyonlardan izlediğim kadarıyla altı üstü bir park bu kadar büyütmenin anlamı ne? Ortalığı yakıp, yıktılar. Madem bir şeylerin düzelmesini istiyorsunuz devletin malına niye zarar veriyorsunuz? Başbakan’ı da anlamıyorum. Niye bu kadar inat ediyor. Sonuçta oraya Topçu Kışlası yaptı mı yapmadı. Madem vazgeçebilecektin niye bu kadar inat ettin? Bu kadar insan zarar gördü. Bir Başbakan’a yakışan vatandaşın sesine kulak vermektir.” (Kocaeli/EVRENSEL)

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Aleviler öfkeli

SONRAKİ HABER

Eskişehir'de kadınlar, kadın cinayetlerine karşı yaşam zinciri oluşturdu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa