‘Artık dönebilirsiniz’ demekle olmuyor!

‘Artık dönebilirsiniz’ demekle olmuyor!

Boşaltılan köyler, zorla göç ettirilen on binlerce kişi, gidilen yerlerde yaşanan sefalet, yoksulluk... 30 yıllık çatışma sürecinin en acı sonuçlarından biri de zorla göç ettirme ve boşaltılan köyler gerçeği.

Cumhur Daş

Boşaltılan köyler, zorla göç ettirilen on binlerce kişi, gidilen yerlerde yaşanan sefalet, yoksulluk... 30 yıllık çatışma sürecinin en acı sonuçlarından biri de zorla göç ettirme ve boşaltılan köyler gerçeği. Bölgeyi insansızlaştırmak adına yapılan zorla göç ettirme politikası yıllar boyunca sürecek sorunları, travmaları da beraberinde getirdi. Abdullah Öcalan ve devlet arasında başlayan görüşmelerle silahların susmasının ardından köye geri dönüşler yeniden gündeme geldi. Köylerinden göç ettirilenlerin yoğun bir şekilde yaşadığı Diyarbakır’da, Göç-Der Başkanı Vecih Aydoğan’la köye geri dönüşleri ve yaşanan sorunları ve çalışmalarını yürüttükleri Göç Haritası’nı konuştuk Geri dönüşler önündeki engellerin sürdüğünü söyleyen Aydoğan, 2-3 Kasım’da DTK öncülüğünde köye geri dönüşün tartışılacağı bir konferans toplanacağını belirterek, konferansın amacının geri dönüşe dair bir yol haritası çıkartmak olduğunu dile getirdi.

Çatışmalı sürecin en önemli başlıklarından biri de göç. Savaş yılları köylere nasıl yansıdı?
Bölgemizde 30 yıllık çatışma sürecinde birçok alanda hak ihlalleri yaşandı. Kentlerde insanlar sokak ortalarında infaz edilirken, binlerce insan cezaevine atıldı. Kırsal alanda da çok ciddi baskılar ve travmalar yaşandı. İnsanlar bir gece ansızın silah zoruyla köy meydanına toplanarak ‘24 saat içinde bu köyü terk edeceksiniz’ tehditleriyle karşılaştılar. Kimi apar topar köyünü terk etmek zorunda kaldı, kimi evi, bahçesi yakılarak zorla göç ettirildi. Yapılan çalışmalara göre 4 binin üzerinde köy boşaltılmış durumda.

Bu net bir rakam mı?
Şu an için net bir rakam diyemeyiz. Bizim 8 aydır başlattığımız Göç Haritası tespit çalışmamız var. Bu çalışmanın sonunda hem göçün boyutu hem de yaşanan trajedinin boyutu ortaya çıkacak. Bu rakam ilk başta abartılı geliyor. Bu Göç Haritası çalışmasının ilk ayaklarını Silvan ve Bismil’de yaptık. Bu iki yerden çıkan sonuçlar dahi bizim düşündüğümüz sayıyı aşacağını gösteriyor. 23 ile bağlı köylerde çalışma yapılırsa devasa bir sorunla karşı karşıya olduğumuz görülecektir.

Görüştüğünüz insanlar neler anlatıyor?
Görüştüğümüz insanların büyük bir bölümü tehditle ve baskıyla köylerinin boşaltıldığını ifade ediyor. Mağdur biri çocuğunun kaybolduğunu ve bir süre sonra çocuğunun cesedinin kendisine verildiğini anlattı. İnsanların diri diri toprağa gömüldüğü örnekler de var. Bir anne şunu anlattı; “Bizi dışarı çıkartıp, evi ateşe verdiler. O karmaşada bebeğimi içeride unuttum. Beşikteki bebeğimi alamadım. Bir asker yanan eve girdi. Çocuğumu getirdi bana. Ama sonradan birileri o askeri infaz etti.” Bir başka anne ise şunları belirtti; “Kışın ortasında köyü terk etmek zorunda kaldık. Soğuktan korumak için bir bez parçasını bebeğimin üzerine attım. Biri geldi o bezi çocuğumun üzerinden aldı.” Askeri güçler, korucular ve JİTEM elemanlarının tehditleri ve uygulamaları da köy boşaltmalarında önemli bir yer tutuyor.

Geri dönüşler için size çok başvuru yapılıyor mu?
Evet, dönüş için yoğun başvuru var. Kendi topraklarına dönmek istiyorlar. Toprağı, geçim kaynağı, geçmişi o köylerdeydi. İnsanlar zorla göçertildi. Ve gittikleri yerlerde yaşam zemini bulamadılar.

Köye geri dönüşün önünde ne gibi engeller var?
Sayın Öcalan’ın Newroz’daki mektubuyla birlikte insanlarda bir umut oluştu. Kürtler bu güne kadar olumlu gelişmeler olması için her türlü fedakarlığı yaptı. Ama bu yetmiyor. Bir tarafın adım atmasıyla süreç ilerlemiyor. Devletin adım atması gerekiyor. Öncelikle köye dönüş koşullarının sağlanması gerek. Geri dönüşlerin önündeki en büyük engel koruculuk sistemi. Dönecek insanlar için büyük bir tehdit oluşturuyorlar. Korucular birçok araziye el koymuş durumda. Koruculuğun mutlaka lağvedilmesi lazım. Ama halen yeni korucu kadrosu açılıyor. Bunun ötesinde birçok alan mayınlı. Devletin elinde mayınlı alanların haritası var. Buralar temizlenmeli. Yeni karakol yapımları da kaygı verici boyutta. Öte yandan köylerde büyük bir alt yapı sorunu var. Birçok ev yıkılmış durumda. Mutlaka kırsal yaşama uygun konutlar yapılmalı. İnsanlara ‘Git orada ne yaparsan yap’ denilemez.

Hükümet yetkilileri ‘Köye dönüşlerin önünde hiçbir engel yok’ diyor...
‘Köye geri dönüşün önünde hiçbir engel yok’ demek gerçekliği yansıtmıyor. Devlet halkına samimi yaklaşmıyor. Zaten geçmişte büyük tahribatlar yaşandı. Sonuçta bu insanların evini devlet yakmış. O zaman engellerin ortadan kaldırılması devletin sorumluluğundadır. Ancak son pakette de bir adım atılmadı. Devlet bir çözüm sürecinden bir helalleşmeden bahsediyorsa devletin halkını samimi olarak kucaklaması gerekiyor. Bunun adımlarından biri de köye geri dönüşün önündeki engellerin kaldırılması.

‘BU İNSANLAR ÜZERLERİNDEKİ ELBİSEYLE TERK ETTİLER KÖYLERİNİ’

Köylerinden çıkarılanlar Türkiye’nin dört bir yanına dağıldı. Gittikleri yerlerde ne tür sorunlar yaşadılar?
Bu insanlar sadece üzerlerindeki elbiselerle köylerini terk etmek zorunda kaldı. Yiyecek bir lokma ekmekleri dahi yoktu. Belki ilk başlarda kentlerde yaşayan akrabalarının yanına sığındılar. Metropol kentlere yoğun bir göç yaşandı. Gittikleri yerlerde ırkçı saldırılara maruz kaldılar, Kürt olduklarından dolayı oradaki toplum tarafından kabul edilmediler. Yine dil ve kültür konusunda büyük problemler yaşadılar. Ekonomik anlamda büyük sorunlarla karşı karşıya kaldılar. Bu sorunlar varlığını koruyor. Bir süre önce Mevsimlik Tarım İşçileri Konferansı yaptık. Mevsimlik tarım işçiliğinin nedenlerinden biri aslında zorunlu göçtür. 1995 yılına kadar mevsimlik tarım işçisi sayısı 500 binle ifade edilirken bu tarihten sonraki göçlerle bu sayı 2 milyona ulaştı. Ve bu kapitalizme ucuz bir iş gücü olarak sunuldu. Bu insanlar kendi topraklarında üretici durumdaydılar. Ekonomik gelirleri vardı. Zorunlu göç coğrafyamızı insansızlaştırmak için yapılsa da diğer bir noktada insanlar ucuz iş gücü olarak kullanıldılar. Ayrıca bu insanlar ne kentli olabildiler ne de köylü kalabildiler. Ne kent onları bağrına basabildi ne de onlar kenti benimseyebildiler. Şimdi böyle bir ikilemde insanların psikolojileri de bozuldu. (Diyarbakır/EVRENSEL)

www.evrensel.net