Komün yeni devrimleri muştuluyor

Komün yeni devrimleri muştuluyor

Tarihe adını “1789 Fransız Devrimi” olarak yazdıran burjuva devrimin isimsiz kahramanları yoksul proleterlerdi. Devrimci Fransa’da sınıf savaşımları durmak bilmedi; 1830, 1848 ve 1850’de, çıkarları birbirine zıt olan sınıflar kanlı hesaplaşmalara giriştiler. Nihayet 1871 Paris Komünü’yle birlikte, tarihsel ayaklanmaların içinde etkisi giderek artan proletarya, ilk işçi devrimini gerçekleştirmiş oldu!

Ercüment Akdeniz

Tarihe adını “1789 Fransız Devrimi” olarak yazdıran burjuva devrimin isimsiz kahramanları yoksul proleterlerdi. Devrimci Fransa’da sınıf savaşımları durmak bilmedi; 1830, 1848 ve 1850’de, çıkarları birbirine zıt olan sınıflar kanlı hesaplaşmalara giriştiler. Nihayet 1871 Paris Komünü’yle birlikte, tarihsel ayaklanmaların içinde etkisi giderek artan proletarya, ilk işçi devrimini gerçekleştirmiş oldu!

Tarihin, önü alınamaz biçimde proleter devrimlere gideceğini, Paris Komünü’nden yıllar önce Engels bakın nasıl öngörmüştü; Karl Marx’ın 1848 devrimini kaleme aldığı kitabın (1) önsözünde Engels aynen şöyle yazıyordu; “…Tam on altı yüzyıl önce Roma İmparatorluğu’nda da devrimci bir parti ortalığı kasıp kavuruyordu. Bu parti dinin ve devletin bütün temellerini oyuyordu. İmparatorun iradesinin en yüce yasa olduğunu açıkça reddediyordu; vatansız ve enternasyonaldi.” Engels’in ifade ettiği bu “parti” Hristiyanlıktan başka bir şey değildi! Gerçekten de İsa’dan sonra 303 yılında İznik’te ayaklanan Hristiyanlar imparatorun oturduğu sarayı ateşe vermişlerdi. Bunun üzerine imparator büyük bir kıyım yaparak öç almıştı. Ama çok geçmeden, imparatorluk ordusunun çoğunluğu bile artık Hristiyanlardan oluşuyor olacaktı! Engels’in bu alıntıyla birlikte gelecek kuşaklara gösterdiği gerçek şuydu; Burjuvazi ne kadar vahşice saldırırsa saldırsın, proleter devrimlerin ve komünizm ideolojisinin önü alınamayacak ve bu yeni toplum düzeni er ya da geç tüm yerküre üzerine yayılacaktı!

KARŞI DEVRİM VE KATLİAM

Marksizm’in bu öngörüsünü doğrulayan ilk büyük toplumsal gelişme 1871 Paris Komünü’dür. Rusya’da 1917 yılında gerçekleşen sosyalist Ekim Devrimi ise, Paris Komünü’nün ikinci aşaması olacaktı. Sovyet devriminin yaklaştığı günlerde ‘Komün derslerine’ çalışan Lenin şöyle yazıyordu: “İlk proleter devrim, ilk – kuşkusuz eksik ve dayanıksız- proletarya diktatörlük biçimi, ilk sosyalist hükümetti Paris Komünü”(2)

18 Mart 1871’de başlayan Paris ayaklanması ve sonraki günlerde kurulan Paris Komünü 28 Mayıs’ta yenildi. Yenilenler öyle bir ezilmeliydi ki, baldırı çıplaklar sürüsü ayağa kalkmayı bir daha aklından bile geçirmemeliydi! Ve böylece devrimci Paris’e, tarihte Protestanların vahşice boğazlandığı ‘Saint Barthelemy Katliamı’ndan az kalır yanı olmayan dehşet verici bir kıyam yaşatıldı. Direnişten sağ kurtulan P. Olivier Lissagaray, tüm yönleriyle Komün’ün tarihçesini yazarak tarihe önemli bir miras (3) bıraktı.

Komün’den neredeyse bir buçuk asır sonra, başka bir yazar çıkarak bu katliama kendi çağından ‘tanıklık’ etmeye karar verdi! Belgelerin, meydanların, halkın içindeki anlatıcıların izini sürerek, Komün günlerini bir roman halinde yazan bu kişi Jean Vautrin’di. Yazarın araştırmalara dayanarak yazdığı bu roman (Halkın Sesi), bir parça da olsa Galina Serabyakova’nın Marks, Engels ve dönemin işçi hareketinin tarihini araştırarak kaleme aldığı “Ateşi Çalmak” (4) romanını akla getiriyor.

‘HALKIN SESİ’NİN ROMANI

“Ölü beden uzanmış yatıyor yerde ama fikirleri hala dimdik ayakta!”

Yenilmiş bir devrimi, Victor Hugo’nun bu sözlerinden daha güzel ne ifade edebilir? Jean Vautrin işte bu sözlerle başlıyor romanına. Yolu Paris Komünü’ne çıkan 700 sayfalık bu romanın adı ‘Halkın Sesi’. Bu isimle yazar aynı zamanda bir ironi yapıyor. Zira ‘Halkın Sesi’ (Le Cri De Peuple) aynı zamanda direniş saflarında yer alan bir Fransız gazetesinin de adı. Belirtmeden geçmeyelim ki; Literatür yayınlarından çıkan kitabın çevirmeni Sermet Yalçın, okura eşi az bulunur bir çeviri örneği sunuyor.


VERSAİLLES İLE PARİS

Karakterlerin Paris Komünü ile karşılaşmaları da büyük bir iç çatışmaya dönüşüyor! Grondin ile Tarpagnan arasında yaşanan kovalamaca, karşı devrim kenti Versailles ile devrimci Paris arasındaki çarpışma ile paralel ilerliyor. Seyrek de olsa, romanda Marx’a, Bakunin’e, kanlı katliama komuta eden “cüce Thiers’e” rastlamak mümkün.

Düğümlerin giderek çözülmesi tekniği genç okuru heyecan dalgasının içine alırken, kurgunun polis tutanaklarına dayanarak yansıtılması da romanı gerçekçi kılıyor. Yazar, tıpkı Çernişevski gibi bazen romanın içinden çıkıp okurla diyaloga girmekten de çekinmiyor. (5)


‘Halkın Sesi’, roman tekniği bakımından ilginç ve akıcı bir kitap. İşlemediği bir kadın cinayeti yüzünden on altı yıl zindan yatan Grondin, O’nunla birlikte karşı devrime çalışan polis şefi Barthelemy, cinayeti işlediği sanılan ve Komün saflarına katılan Tarpagnan, aşkını korumak uğruna genelevlerinde her türlü eziyete katlanan Gabrielle romanın başlıca karakterleri.

Yazar, romanın kahramanlarını adım adım Paris ayaklanmasına doğru sürüklüyor ve fondaki devrimin içine çekiyor. Karakterler Paris ile Komün arasında, Paris Komünü ise zaferle yenilgi arasında nefes almaya çalışıyor.

Romandaki karakterleri birbirine bağlayan şey, sonuçlanmamış bir dava ve intikam hırsıyla yaşanan bir kovalamaca. Yaşanan iç çatışmalar romandaki heyecanı yüksekte tutmayı başarıyor.

SOKAK, BARİKAT, DİRENİŞ…

Şimdi isterseniz Halkın Sesi’nden bazı sahneleri birlikte izleyelim:

“Paris’te hiçbir sokak, hiçbir geçit, gökyüzüne doğru uzanan hiçbir merdiven yoktur ki bir zamanların acılarını ve coşkularını yansıtmasın.”

Sokak sokak, barikat barikat yaşanan çatışmalarda genç komünarlar, elden ele kızıl sancağı devrederek toprağa düşüyordu. “21 Mart’tan sonra 500 barikat kurulmuştu. Ama eşgüdümsüz ve savunucu yerleştirmek olanaksız barikatlardı bunlar” (4)
Genç fotoğrafçı Theophile, devrimle birlikte gelen değişimin onu o uyuşuk gençliğinden nasıl kurtardığını anlatıyordu. Hayatının geriye kalanını, yeni bir sosyal düzen çerçevesinde yaşamayı seçen 1 milyon Parisli’den biri olmaktan gurur duyuyordu…

Piyade kuvvetleri, her çıkış noktasından içeri attıkları sis bombalarıyla galerileri göz gözü görmez hale getirmişlerdi… Tıp fakültesinin profesörleri, stetoskopları boyunlarında, pensleri ceplerinde, cephenin ön saflarındaydılar. Hemen oracıkta yaptıkları operasyonlarda öğrencileri de onlara yardım ediyordu. Ve barikatlarda elden ele dağıtılan bildirilerden şu çağrılar yapılıyordu:

Yurttaşlar!
Militarizme artık yeter!
Altın sırmalıların yönetimine her düzeyde son!
Halka, çıplak elli savaşçılara yol açın!

KOMÜN DERSLERİ

“Eğer devrim sallantıya girdiyse, bunun nedeni, halkın savunucularının güçlü sesinin henüz yoksulluğun en acı biçimde hissedildiği soğuk yataklara, pislik içindeki harap evlere, tavan aralarına ulaşmaması değil mi?”

Devrimin geleceği artık parlak görünmüyordu! Yenilgiyi hisseden komünarlar, yaklaşan felaketten kaçmak yerine kalıp çarpışmayı seçmişlerdi! Bir yandan da -sonraki devrime not düşercesine- yenilginin nedenlerini tartışıyorlardı…

Peki, gerçekten devrimci Paris ve Komün neden yenilmekteydi? Jean Vautrin romanda işi bu soruya kadar getirip bırakıyor. Bundan sonrasını araştırmak ise genç okurlara kalıyor. Biz şu kadarını söylemekle yetinelim:

Lenin’e göre; Paris Kömünü, mülksüzleştiricilerin mülksüzleştirilmesi işinin tamamlanmasında yarı yolda durdu ve düşmanlarına karşı gereğinden çok gönül yüceliği, gereğinden çok bağışlayıcılık gösterdi. Askeri hazırlıktaki yetersizlikler ve Fransa Bankası’na el konulmaması bu hatanın tipik örnekleriydi. Lenin tarafından belirtilen ikinci yanlışlık ise, 18 Mart akşamından başlayarak Versaillesların çok işine yarayan beklemeci bir tavır takınılmasıydı (2)…

Her ne olursa olsun Komün, -içinde dersler barındıran- ayaklanmanın ve işçi devriminin tarihiydi. Son komünarlar idam mangalarının önünde duvara dizildiğinde, kurşun seslerinden hemen önce söylenen şarkılar geleceği çağırıyordu. Paris bir günbatımı değil gündoğumuydu ve yeni devrimleri muştuluyordu!


ÜÇ KURUŞLUK ÜCRET DÖRT FRANKLIK TEREYAĞI


Patronların makinelerinin dişlileri arasına yağ olmaktan usanmış işçi yığınları Thiers’in cumhuriyetini yıkmak için ayaklanmışlardı. Barikat başındaki küçük kız ile annesi arasında şu diyalog geçiyordu:

“Bu, devrim mi?”
“Öyle gibi görünüyor”
“Kiminle çarpışıyoruz?”
“Henüz bilmiyorum canım”
“Ama anne, kime karşı dövüşüyoruz?”
“Nereden bileyim? Günde üç kuruşluk ücrete karşı! Dört franklık tereyağına karşı!
Açlık ve adaletsizlikle
geçen yıllara karşı!”

KAYNAKÇA
1-Fransa’da Sınıf Savaşımları 1848-1850 / Karl Marx (Sol Yayınları)
2-Komün Dersleri / Lenin (Sol Yayınları)
3-1871 Paris Komünü Tarihçesi / P. Olivier Lissagaray (Nota Bene Yayınları)
4-Ateşi Çalmak  / Galina Serebyakova (Evrensel Basım Yayın)
5-Nasıl Yapmalı? / Çernişevski (Evrensel Basım Yayın)
6-Halkın Çığlığı / Vautrin-Tardi  (Versus Yayınları)

www.evrensel.net