Sıcak para eroin gibidir

Sıcak para eroin gibidir

Türkiye’nin sıcak paraya dayalı bir büyüme modeli benimsediğini belirten Prof. Dr. Aziz Konukman, bu durumu eroin bağımlılığına benzetti.

Suat İnal

ABD ekonomisinin artan bütçe açıkları nedeniyle çözüm olarak sunulan piyasaları fonlama uygulamasında alınan ve birbiriyle çelişen kararlar tartışmalara neden olurken Türkiye gibi sıcak paraya bağlı olarak büyüyen ekonomilerde endişeler artıyor. Bilindiği gibi FED tarafından son yıllarda 85 milyar dolara varan tahvil alımı yoluyla piyasaların fonlanması uygulamasından cari açık veren Türkiye gibi ülkeler sermaye akımı sağlayarak yararlanıyordu. İhracatı ile ithalatı arasındaki farkı giderek artan Türkiye’de de döviz kurları son zamanlarda yükseliyor ve bir türlü ateşi sönmüyordu. Son dönemde yaşanan ekonomik dalgalanmaları ve nedenlerini Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Konukman ile konuşuyoruz.

Son aylarda Türkiye’de yaşanan ekonomik dalgalanmalar ile başlarsak, bu dalgalanmaların hem ulusal hem de uluslararası nedenleri nelerdir?

Amerikan Merkez Bankası (FED) Başkanı Bernanke’nin mayıs ayında tam Gezi olaylarına denk gelen bir açıklaması oldu, hatırlarsanız. Devlet tahvili alarak piyasaların fonlanmayacağını açıklamasının ardından çevre ülkelerde özellikle cari açık veren Türkiye gibi ülkelerde likidite sıkışıklığı yaşandı. Biliyorsunuz, metropol ülkeler, devleti çağırarak para bastırarak, tahvil alımıyla piyasaları fonlayarak faizlerin düşmesini sağlıyor. Bu da hem merkez ülkelerde hem de çevre ülkelerde işlerin iyi gittiği şeklinde bir görüntü veriyordu. FED genellikle yıllık 85 milyar dolarlık alım yaparak piyasayı fonluyordu. Sanki helikopterlerden para dağıtılmış gibi izlenim vardı. Bu metropol ülkeleri rahatlatırken çevre ülkeler de bundan nemalandı. Yükselen ülkeler dediğimiz ülkeler -BRİC’den tutun herkes bundan nemalandı- özellikle Türkiye bu kritik politika sayesinde sıcak paraya dayalı büyüme modelini gerçekleştirdi. 2008 krizinin ardından Türkiye ekonomisi 2009’da yüzde 4.7 küçüldü ondan sonra 2011’de yüzde 9’a yakın ortalama büyüdü hep bu dünya konjonktürünün sayesinde oldu. Aslında işler iyi giderken...

Fonlamaya bağlı olarak mı gerçekleşti bu büyüme?
Tabii tabii. Hep dışardan gelen sıcak para. Sıcak para dediğimiz şeyde Bernanke’nin para basmaları ve piyasaları fonlama programı yani. Hatta bu piyasaları fonlama şeklindeki uygulamanın alışkanlık haline gelmesi dolayısıyla Keynesyen döneme yeniden dönülecek falan deniyordu. Tabii aynı ırmakta iki kez yıkanılmıyor. Keynesci ekonomi geçmişte kaldı cancağızım. Kapitalizmin umut simidi olarak yer aldı. Hepimiz gördük bunu. Çevre ülkeler de yararlandı bundan. Zaten bu döneme özgü değil AKP’nin 2001 krizi sonrası dönemini de hatırlayın o dönem de sıcak paraya dayalı. Koalisyon dönemi ve Özal’ın ANAP döneminde dahi bu böyleydi. Hep dışarıdan gelen kaynaklarla büyümeyi tercih ettiler. Bu nedir “Dış tasarruflara dayalı büyüme modeli”. Yani kendi gücüne dayanmayan, dışarıdan gelen kaynağa bağımlı bir ekonomi. Bunun da anahtar politikası “Yüksek faiz düşük kur”. Felsefesi de buydu. 2008 dünya krizi bunu alt üst etti. Ama daha sonra tekrar çark dönmeye başlayınca tahvil alımları, öncesinde para basmalar vs. ABD ekonomisinin bu kadar dolara boğulması sonucu faizler düştü. Hatta Avrupa’da bir ara negatif faiz bile söz konusu olmuştu. Enflasyon var ama faizler sıfır civarında. Mudiler isyan etmeye başladı. Böyle geniş halk yığınlarının tasarruflarını da çarçur eden bir sistem kapitalizm.

Döviz kurları neden yükseliyor?
Bernanke’nin fonlama politikası çarkları döndürmeye başladı. ABD ekonomisinde biraz iyileşme görünce istihdam, enflasyon vd. göstergeler de. Hemen heyecan duymaya başladılar. Dediler ki; düzeliyoruz hasta iyileşiyor. Amerikan ekonomisi verileri düzeldikçe biz önce tahvil alımlarını sınırlandıracağız sonra 2014’ün ikinci yarısında da artık hiç tahvil alımı yapmayacağız. Bu ne demek? Artık piyasaları fonlamayacağız. Bu da Türkiye ve diğer bazı çevre ülkelerde döviz kurlarında patlamalara yol açtı. Ve ortaya çıkması muhtemel bir paniği önlemek için hemen bir tersi açıklama geldi. Yeniden tahvil alımları yapılacağı açıklandı. Bunu sürekli yapıyorlar. Çevre ülkelerde bir sürü Avrupalı, Amerikalı sermayedarlar var. Adamlar altüst oldular. Panikleyerek kaçmaya başladılar. Şimdi diyor ki acele etmeyin. Hem siz kazanın hem bu panik havasıyla çevre ülkeler bütün makro dengeler alt üst olmasın. Bu enteresan bir şekilde, belki rasyonel bir durum kapitalizm açısından. Bunu Bernanke’nin yerini yeni birine bırakacağına bağladılar. Ya Amerikan ekonomisi o değişecek adama bağlı olmaz. Türk aklıyla düşünüyoruz tabii. Merkez Bankası Başkanı gidecek sistem değişecek. Büyük ekonomiler, emperyal ekonomiler böyle bir şeye bağlı olabilir mi? Olur mu öyle şey? Bush gitti Obama geldi de ne oldu? Emperyal politikalardan vaz mı geçti?  Yöntem açısından küçük değişiklikleri kastetmiyorum. Emperyal proje orada duruyor.


HÜKÜMETİN B PLANI YOK

Önümüzdeki dönemde ekonomide nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?
Sıcak para bayramından bizimkiler de nasibini aldı. Fakat daha böyle tedbiri elden bırakmadan konuşanlar da olmadı değil. Mesela Başbakan Yardımcısı Babacan “Rehavet gelmesin her an hazırlıklı olalım” dedi. İyi de bir B planınız yok. Ben sizin B planınızın olup olmadığını nerden anlayacağım? Bir OVP’ye bakacağım bir de 10. Kalkınma Planına bakacağım. Orada sizin bir B planınız gözükmüyor. Yani iç tasarruflara dayalı yeni bir büyüme stratejisi mi açıklıyorsunuz bize? Yok.  Zaman zaman dış tasarruflara dayalı olmayacak diye. Arayışlarımız var diyorlar. Yerli otomobil yapacağız, dövizimiz içeride kalacak. İhale yasasını değiştireceğiz, yerli malı kullandırtacağız falan diyorlar. Ama bunların hiçbirisinin somut gözle görülür bir uygulaması yok. Orta vadeli programlarda yazıyor ama hâlâ yüzde 13-14 düzeylerinde iç tasarruflarımız. Dolayısıyla cari işlemler açığı vermek bu ülkenin kaderi. Eğer sıcak para çıkarsa ya da geri dönmezse cari açığınızı finanse edemezsiniz. Bunu eroin bağımlılığına benzetebilirsiniz. Cari açık veriyorsanız su kesilince ve bir B planınız da yoksa öyle kala kalıyorsunuz.


BAŞBAKAN ALAYA ALINDI

Siz de ‘sıcak para’ bağımlılığına dikkat çekiyorsunuz?
Başbakan sabah akşam faiz lobisi dedi. Teorik olarak anlattım olamaz böyle bir şey. Eğer yüksek faiz isteyenlerden bahsediyorsa sabah akşam onlarla beraber olan Başbakan’ın kendisi. Onların sayesinde oluyor bu iş. Dışarıdaki adam bizim kara gözümüze kara kaşımıza gelmiyor ki. Yüksek faize geliyor. Kim veriyor yüksek faizi? Devlet iç borçlanma senetleri. Bu yüksek faiz isteyenlerle ilişkide olan kim? Yüksek faizi politika yapan Hükümet. İş birliği yapan sen, tuhaf bir şekilde lobicileri suçlayan sen.

Peki, bu sıcak paranın ekonomide nasıl bir yeri var?
Sıcak parayla dönen büyüyen bir ekonomi yaratmışsın. Yarattığın ekonomide müthiş katkısı var ‘faiz lobisi’nin. Sen onu tu kaka ilan ediyorsun. Bu tabii eşyanın doğasına aykırı. Nitekim MB faizleri düşürme kararı aldı. Hatırlayalım. Faiz çapasının üst sınırını artırdı aynı dönemde. Hem de Başbakan’ın “faiz lobisi” çığlıkları attığı dönemde oldu. Financial Times, Wall Street Journal gibi gazeteler de alay etmeye başladılar. “Faiz lobisini dışarıda aramasın çünkü bizzat faiz lobisi kendileri çünkü” diye dalga geçtiler. Çok ciddi eleştiri aldılar.
Türkiye’de TL aşırı değerlenmeye devam ediyor. Bu aşırı değerlenme lafı şuradan geliyor normalde bir ülke cari açık veriyorsa kur pahalı olur. Yani cari açık demek döviz gelirimin döviz giderimden az olması demektir. Ama ülkeye suni bir şekilde döviz girdiği için kur yükselmiyor. MB de tam yükseleceği zaman döviz satarak kurların artmasını engelliyor.
Kur olması gerekenden yüzde 35 daha ucuz hâlâ. Bu çarkları döndürüyor. İthalat ucuz hale geliyor. Zaten müthiş bir şekilde İthalata bağımlı bir ekonomi Türkiye. Başta petrol olmak üzere. Oh ne güzel ekonomi büyüyor.


İSTİHDAM YARATMAYAN BÜYÜME

Hükümetin yüzde 4’lük büyüme hedefi gerçekleşmeyecek gibi gözüküyor...
Bu yıl yine yüzde 4’ün altında kalsa bile bir rahatlama getirecektir ama bu geçici bir rahatlama yaratacaktır. Sanayinin milli gelirden aldığı pay ciddi şekilde düşmüş. Yani yüksek faiz düşük kur sistemi bizi istihdamsız büyümeye doğru götürmüş. İstihdamsız büyümeden kastımız şu; ekonomi büyüyor ama büyüme ile aynı oranda bir istihdam yaratmıyor. Hiç istihdam artmıyor anlamına gelmez tabii. Olması gereken kadar istihdam artışının yaşanmamasına istihdamsız büyüme diyoruz. İşsizlik oranları yüzde 10’lar civarında dolaşıyor. Hiç yüzde 5’lere düşmüyor. Bir sürü yerli girdi varken kimse yerli girdi almıyor neden çünkü kur düşük, yerli para değerli, yabancı girdiler daha ucuz. Ekonomi büyüyor tabii bu şekilde. Ama istihdam artmıyor.


SERMAYENİN KRİZİ EMEKÇİLERE YÜKLENİYOR

Hem cari açık hem de yaşanan uluslararası dalgalanmaların işsizlik dışında emekçilere yansıması nedir?
İşte yaşanan küresel krizin ve cari açık sorununun çalışanlara yansıması elbette olacaktır. Hatırlarsak yeni istihdam stratejisi diye bir strateji açıklamışlardı. Bu strateji gereği bazı yasal hazırlıklar yapılıyor. Bir tanesi taşeronluk sisteminde değişiklikle ilgili. Bunu maalesef yandaş basın “taşeronluğa çözüm” diye verdiler. Son derece yanıltıcı, samimiyetsiz bir açıklama. Taşeronluğu daha da meşrulaştıran bir düzenleme bu. Şimdi mevcut mevzuatta siz asıl işleri kolaylıkla taşerona veremiyordunuz. Üç koşul vardı. Biri işletme ve işin gereği, öyle işler olabilir ki asıl işveren burada çok yüksek maliyetlerle çalışmak zorunda kalır. Ne yapacak, daha düşük maliyetle işin gereği başka bir şirkete devredecek. İkinci neden teknolojik nedenler; şirket bu işi bilmiyor ve asıl işin parçası olan bir işi teknolojik nedenlerle devredebilir.
Üçüncüsü de uzmanlık gerektiren işler. Şimdi bu üç nedenle taşerona devredilebiliyordu asıl işler. Üçünün de sağlanması gerekiyordu. Yeni yapılması düşünülen düzenlemeyle bu koşullara artık gerek yok. Bu gerekçelerle değil istediğin an istediğin şekilde taşerona devredebiliyorsun. Bu taşeronu kaldırmak yerine tam tersine taşeronluğu geliştiren bir şey. Daha da önemlisi asıl işverenle yapılan toplusözleşme kesinlikle taşeronu kapsamayacak. Mevcut mevzuatta ki boşluklar nedeniyle taşeronlar mahkeme yoluyla asıl işveren çalışanlarına Tanınan haklara sahip olabiliyorlardı. Bununla ilgili Danıştay kararları vardı.  Bu ortadan kalkacak. Kapitalizmde aslolan da buydu zaten. (Ankara/EVRENSEL)

www.evrensel.net